Bölgeye dair onca acı veren haber bombardımanının arasında, bunaltıcı sıcak bir Temmuz akşamında yüreklere su serpen bir haber düştü ajanslara; Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri' UNESCO ‘Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alındı.
Hevsel ve surlar Amed’in bedeninde ne kadar şık duruyorsa bunun dünya ölçeğinde tescillenmesi de o derece yakıştı. Tarihe bir not düşürüp kayda geçirdi ağaçların ve taşların belleğini. Sanki surlarına bir burç daha eklendi.
Bir yerin Dünya Miras Listesi’ne dahil edilebilmesi için gerekli birçok kriteri bünyesinde barındıran Amed’in simgesi olan, üzerindeki yazıtlar, kitabeler ve kabartma figürlerle bir açık hava müzesini andıran 5 bin 700 metre uzunluğunda 12 metre yüksekliğindeki tarihi surlar ile özgün işlevini binlerce yıldır koruyan 700 hektarlık alanı kapsayan Hevsel Bahçeleri'nin, "Dünya Mirası" olarak tescillenmesi ve koruma şemsiyesi altına alınması kentte büyük sevinçle karşılandı.
***
"Kentler de insanlar gibidir" der Fellini. Kentlerin de bir kimliği, bir ruhu vardır. Kentin bir bileşeni olarak kimi yapılar vardır ki; bulunduğu kentin tüm kimliksel bileşeni gibidir. Duygu yükü olarak o kentin tüm koku ve renklerini verir. İşte Amed’in surları da böyle bir yapı.
Her mekan ya da her kent kimlik oluşturamaz. Bir kent, dokusuna kimliksel doku ve kültürlerini, kokularını ve renklerini katmışsa kenttir. Ancak tarihin tozlu sayfalarına düşürülmüş dipnotlar gibi, eski bir yara anlatabilir belki o surların özetini.
Kaderine rest çeken duruşuyla binlerce yıllık bir tarih Amed. Gençliğim bu kentin bazalt taşlarla örülü sokaklarında geçti. O zamanlar bu kent renkli kişilikleriyle bir mozaiğin kalıntılarını barındırıyordu daha. Sonra göçen göçtü kalan kaldı. Hüzne yedirdi esmerliğini.
Şimdilerde konu- komşu aynı özlemin yüreği, aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyor, kalpler kırık ama umutsuz değil, paylaşır yoksulluğu ve zulmü, kentin en uzak köşeleri. Amed böyle bir kenttir işte. Tarihte saat kaç olursa olsun bir umuda ayarlı tik-taklarla besledi yüreğini... Acısı yıldırmadı onu, bırakmadı kendini. Gün yorgun inse de varoşlarına, o her sabah yeniden onarıyor, toparlıyor kendini. Al perçemli bir bahar kollarında terlerken, sanki surlara, Hevsel’e, Dicle’nin sularına salıyor hasretini.
Yaralı bir ceren sureti gibidir bu kent, bu taş mekanlar... Acılar sarmış, hüzne yedirmiş sanki esmerliğini. Dünyanın bütün dertlerini kollarında büyütmüş sanki. Dinmek bilmez acılarla kimbilir kaç bahar geçti. Üç öğün sulanan teneke saksılarda kimbilir kaç ayrılık çiçek açtı, kaç sevda helalleşti. Acısı yıldırmadı onu, bırakmadı kendini, yorgun inse de varoşlarına, o her sabah yeniden onarıyor toparlıyor kendini. Uzundur ve kutludur bu kentin hikayesi. Esirgemiyor zılgıtını, barışa yardım ve yataklık yapıyor şimdi.
Adı her dem kabartır yüreğimi. Nereye gitsem bir parçam bu kentte, bu sokaklarda, O esmerde kaldı hep...
Bu yazıda taramak istedim saçlarını birkaç sözcükle belki. Bu yazı Sevgili Amed’ime bir merhaba olsun istedim. Siz de unutmayın yakasına bir gül iliştirmeyi.