Gerçi bir gazetecinin yürüttüğü mücadele kendi başına halkın kafasını “açsa da”, iktidarı alaşağı etmeye yetmiyor. Bu durumda gazetecinin, yani Cengiz gibi “sadece gazeteci olmayan” gazetecinin mücadelesi de ancak onun örgütlü bir gücü desteklemesiyle sonuca ulaşabilir.
Cengiz Çandar AKP’ye karşı yürüttüğü mücadelede “kimi”, “hangi örgütlü gücü”, “hangi partiyi” destekliyor?
Şurası muhakkak. Onun “amansız muhalefeti” bir “örgütlü güç ya da partiyle” birleşse, bu hükümet anında çökecek. Çökecek de, Cengiz Çandar bu hükümetin “yerine” “kimin”, “hangi programla” geçmesini istiyor? Onun amacı ne?
Eğer birazdan aktaracağım cümleleri, üstelik yazısının “en vurucu” sonuç kısmına yazmasaydı, ben bu soruları sormazdım. Bir başka ifadeyle Cengiz Çandar, Kürt siyasi hareketini “AKP’nin anti-demokratik iktidarına payanda olmakla” suçlama “emareleri” göstermeseydi, onun dünkü yazısını bu köşede değerlendirme ihtiyacı duymazdım. Ama Çandar şöyle yazdı:
“‘Çözüm süreci’, Tayyip Erdoğan için ‘cankurtaran simidi’ olacak şekilde araçsallaşabilir mi? ‘Kürtler’, Tayyip Erdoğan’ın anti-demokratik iktidarının payandası olurlar mı? Bunlar mümkün mü? Hele şu ‘internet çağı’nda...
Göreceğiz…”
“Çözüm süreci Erdoğan için cankurtaran simidi olacak şekilde araçsallaşabilir mi, Kürtler anti-demokratik iktirada payanda olabilir mi” soruları, masum sorular değil. Cemaat’in ve CHP’nin “çözüm sürecine” karşı olan tutumu hakkında tek söz etmeden ortaya böyle bulanık sorular atmak kime ve neye hizmet ediyor?
“Çözüm Erdoğan’a yarıyor” düşüncesi kadar tehlikeli bir düşünce şu anda Türkiye’de icat edilmemiştir.
Çözüm süreci Türkiye’ye ve tüm bölgede, “pax Amerikana’ya” değil, demokratik barışa yarıyor ve Adil Bayram’ın da yazdığı gibi, o nedenle küresel güçler çözüm sürecine karşı harekete geçiyor. Çünkü onlar “PKK’siz dört parça Kürdistan”a egemen olarak, tüm Ortadoğu’ya egemen olmak istiyor...
Ancak bu defa, bana öyle geliyor ki, “küresellerin” bu oyunu tutmayacak. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi “başını taşa vuracak” türde “sol aşırılık” hastalığından kendisini kurtarmıştır. Öcalan tarafından izlenen çizgi, şu sıralar Türk devletini “uzlaşma yönünde eğitiyor”. Yarın ABD’nin de “masaya” oturacağı koşullar adım adım oluşuyor. Eğer PKK’yi “bugün” yıkamazlarsa, yarın “hiç yıkamayacaklar”. O nedenle Küreseller ve onların “uzantıları“ acele ediyor.
‘Kürtler’, Tayyip Erdoğan’ın anti-demokratik iktidarının payandası olurlar mı?”
Günlerdir bölgedeyim. Kürtler Tayyip Erdoğan’ın “anti demokratik iktidarını“ Kürdistan’da yere sereli bir hayli olmuş. Şimdi bu iktidarın “kalıntılarını” oy sandığında temizlemek için çalışıyorlar. Yalnız bunu yapmıyorlar: AKP’nin “yıkıntısının” üstüne demokratik özerk bir hayat kuracaklarını söylüyorlar. AKP’nin alternatifi burada BDP.
HDP’ye gelince, o da Batıda “üçüncü yolun” militan gücü olarak halkı “hem AKP’’ye, hem de darbecilere” karşı uyararak “demokratik cumhuriyete” hazırlıyor...
Ben şunu merak ediyorum: Cengiz Çandar Hükümeti, kimlerle birlikte, hangi amaçla yıkacak ve yıktıktan sonra onun yerine ne koyacak? Geçen gün Kuto’yla konuştum. Diyor ki, “Cengiz abe, benim CHP’yi, ulusalcıları ve Cemaatçileri desteklememi mi istiyor, öyle istiyorsa ona katilmiyem...”
Kuto bir de şunu söyledi: “Cengiz Abem, Hasan Cemal abem ile birlikte Batıda HDP’yle alanlara insin, birlikte AKP’yi hükümetten düşürsün, yerine bir büyük Türk-Kürt koalisyonu kursun, ikisine de selam söyliyem...”
Kuto’yla söyleşi ve ‘edep ya hu!’
Eh...Hakkını yemeyelim.. Aziz dostumuz Cengiz Çandar AKP Hükümetine karşı kalemiyle müthiş bir mücadele yürütüyor. Bu mücadeleye şapka çıkarılır. AKP dediğin eninde sonunda bu düzenin partisi. Onunla mücadele etmeyeceksin de kimle mücadele edeceksin.