AKP iktidarı, dünyanın tüm kirliliklerinin, kapitalist modernitenin tortularının, tüm sistemsel atıkların toplandığı ve örgütlü hale getirilerek adının DAİŞ konulduğu bir yapılanmaya hamilik yapmaya devam ediyor. Önceleri görmezden gelinerek yapılan bu hamilik, Kürt halkının direnişiyle giderek gerileyen ve geriledikçe dünya kamuoyunda deşifre olan DAİŞ’in gerçek yüzünün açığa çıkmasıyla yeni kılıflara büründü. DAİŞ ve AKP çetelerinin sarmaş dolaş resimlerinden yarım ağız kınamalara dönülse de, neyin kınandığı, kınanan saldırıların kimin icraatı olduğu henüz tam olarak itiraf edilmiş değildir. AKP’nin Türkiye demokratik ve devrimci kamuoyunu, dünya insanlığını ya da herhangi bir Batı ülkesini tehdit etmesi ardından gelişen bu tarz saldırılar, AKP ve bağlantılı kurum-kuruluşların hamilikten öte bizzat icraata yöneldiğini de gösteriyor. 

AKP hükümeti halklar ve inançlar düşmanı siyasetini giderek arttırıyor. JİTEM tarzında kullandığı DAİŞ üzerinden Türkiye ve Kürdistan’daki saldırılarını sürdürüyor. Mültecileri ülkeye kabul etme adı altında bir yandan batıyı tehdit ederken bir yandan da savaş mağduru insanları kendi siyasetinin nesnesi, harcı haline getirmenin kirli planlarını yapıyor, uygulamaya geçiriyor. 

En son Maraş’ta konteynır kent adı altında DAİŞ kampları yapımının başlatılması da bu saldırılardan biridir. 

Bu saldırıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın demokratik ulus perspektifine karşı düşmanlığın ortaya konulduğunu, Ortadoğu’daki halklar boğazlaşmasının Türkiye ve Kürdistan’da aktüalize etmeyi amaçladığını söylemek yanlış değil. Aynı zamanda güncel siyaset nezdinde Kürt halkının en zayıf noktası olarak görülen Alevi Kürtler’e saldırarak hem Kürt halkını daha da zayıflatmak hem de inançlar arasındaki farklılıkları ayrımcılığa dönüştürüp düşmanlık yaratmak amaçlanmaktadır. 

Bununla birlikte basit bir olaymış gibi gösterilen Maraş katliamı unutturulmaya çalışılırken, yeni katliamlarla toplum soykırım rejimi karşısında sus pus etme girişimleri alıştırılmaya çalışılıyor. Türk devleti, ozanlar memleketini bozmaya çalışıyor. Kutsallıkların toprağını lanetin toprağına dönüştürmeye çalışıyor. Toprağından kutsallıklar fışkıran, binlerce ozana, kültüre, toplumsal değere ve anlamlı bir toplumsal tarihe beşiklik eden topraklar bugün halkların ve farklı inançların birbirine tahammül edemediği, birbiriyle yaşamanın mümkün olmadığı ve parçalanmanın temel yaşam anlayışı haline geldiği topraklara dönüştürülmeye çalışılıyor. 

Kapitalist sistemin yeni liberal politikalarıyla dinci politikalarını birleştiren ve giderek anayasal değişiklik yapmaya gerek duymadan rejimi değiştiren AKP’nin DAİŞ ile ruh ve yürek ortaklığı gizlenecek gibi değildir. Bundan dolayı da toplum karşıtı alanların Alevi Kürtlerin yaşadığı alanlardan belirlenmesi, güçlü mücadele dinamikleri harekete geçirilmemiş olsa da bu alanlarda büyük saldırı zeminlerinin hazırlanması tam da AKP’nin toplum düşmanı, inançlar ve özgürlükler düşmanı politikasıyla örtüşmektedir. 

Bunun karşısında, bu topraklarda komünal yaşam anlamındaki tarihsel değerlere ve devlet dışı toplum olmanın büyük mirasına rağmen, güncelde direnişin güçlü bir şekilde gelişmediği, varlığı özgür yaşamanın nasıl olacağına dair güçlü toplumsal formların oluşturulmadığı bir gerçektir. 

Tüm bunlara rağmen, binlerce yıldır korunan inancın kaybolmasına kapı araladığı bu kutsal topraklarda AKP politikaları karşısında durmak, bu kapsamda eylemler geliştirmek ve toplumsal kendiliği ortaya koymak, binlerce yıllık devletdışı komünal toplum olmanın bir şartı olarak somutlaşmaktadır. 

Alevi Kürtler, kendi yaşadıkları alanlarda, kendi yaşamlarıyla kutsallaştırdıkları topraklarda saray artığı kirli çete yapılanmalarının yaşamasını istemiyor. Alevi Kürtler, ozanlar memleketinde, DAİŞ adı altında insanlığın posası haline gelen sistem artıklarının barınmasını istemiyor. Alevi Kürtler, toplumsallığın beşiğinde demokrasi ve toplum düşmanı odakların yerleşmesini ve anti toplum odaklarının oluşturulmasını istemiyor. Alevi Kürtler, yeni Muaviye askerlerinin kendi topraklarını kirletmesini istemiyor, yeni yezitlerin kendi kutsallıklarını lanete dönüştürmesini hiç istemiyor. Alevi Kürtler, kutsal havayı lanetli olanların solumasını istemiyor, kutsal toprakların buğdayını lanetli olanların yemesini hiç istemiyor. 

Toplumsallığı, insanlık değerlerini ve kutsallıkları korumayı amaçlayan bu eylemleri alevi Kürtler kadar tüm demokratik, devrimci kesimler desteklemelidir. Ancak bu eylemler büyürse ve sonuç alıcı bir düzeye gelirse, kırılgan iktidarların devrilişinin de başlangıcı olma şansına ulaşır. O zaman kutsallık ve tarihsellik, bugün olur, yaşam olur, anlam olur. 

İşte o zaman tarih boyunca itiraz kürsüsünden söz söyleyen hak aşıklarının sözleri hakikat olur.