İngiltere Gündemi


Son günlerde gündem Francis Ford Coppola’nın Baba üçlemesini andırır vaziyette. Aradaki tek fark olayın New York’un İtalyan mahallesinde değil de Londra’nın plaza semtlerinde geçiyor olması. İşin içinde ne yok ki! Din, banka, siyaset ve uyuşturucu. Yüzyılımızın tapındığı değerler olan kapital ve din ise ayaklar altında. Başrol oyuncusu bir rahip.
İngiltere’de Metodist kilise rahibi ve eski Co-operative bankası CEO’su ve İşçi Partisinin eski encümen üyesi 63 yaşındaki Paul Flowers’ın uyuşturucu madde satın aldığına dair görüntüler medyaya sızdırıldı ve işte o an olanlar oldu. Ortalık karıştı. Sansasyonel gazetelere gün doğdu. Her gün yeni bir gelişmeyle birlikte yeni bir kanıt.
Eşcinsel olduğunu hiç bir zaman saklamamış olan Flowers’ı ele veren ise genç sevgililerinden biri. Videoyu çeken sevgili, rahibin kendi istekleri için genç erkekleri manipüle etmesini engellemek amacıyla böyle bir şey yaptığını belirtti.
Metodist Kilisenin 40 yıllık rahibi olan Paul Flowers, 2010’dan bu yılın Haziran ayına kadar Co-operative Bank’ın CEO’luğunu yapmıştı. Görevinin son altı ayında banka milyonlarca kayba uğramıştı. Şimdi herkes rahibin sorumsuz tavırları yüzünden bu kayıpların yaşandığını düşünüyor. Rahip, soyadı gibi güllük gülistanlık bir sicile sahip değil. Daha önce rahibin bilgisayarında uygunsuz görüntülere rastlanılmış ve alkollü araç kullanırken yakalanmış. Kokain satın almak ve kullanmaktan ötürü tutuklanan Flowers, daha önce de Lifeline adında uyuşturucu kullanımı ve satışını engellemeye yönelik çalışan bir hayır kurumuna başkanlık yapmış. Kapitalizmle doruğa ulaşan bir yozlaşmayla karşı karşıyayız anlayacağınız.
Aslında bu rahip skandalı ile birlikte üst düzey muhafazakarlara gün doğdu. İşçi Partisine saldırmak isteyen kesimler, rahip skandalını kullanarak saldırılarını çirkinleştirecekler mutlaka.  
Kimine göre Paul Flowers sadece bir rahipken iyi bir adammış. Bankada yönetici konumlarına gelene dek fakirlere ve göçmenlere yardım eden biriymiş yani. Kimine göre ise her zaman gözü iktidarda hırslı bir kapitalistmiş. Kim ne derse desin dinin kapitalizmle uzatmalı flörtü, yozlaşma eğilimindeki bürokrasi ve emek sömürüsü göz önüne alındığında paranın, dinin ve siyasetin bir arada olduğu yerde ne masumiyet aranabilir ne de dürüstlük.
Co-operative Bankasının İşçi Partisi ile ilişkisi de şöyle. Co-operative bankasının sahibi konumundaki Co-operative grubu 19. yüzyılda işçilere destek olsun diye kuruldu. Sponsorları arasında 30 tane İşçi Partili milletvekili de bulunuyor. Nereden nereye diye düşünmemek gerekir. Aslında bankalar tarihi, kapitalizmin politik ve toplumsal tarihinin çözümlenmesinde önemli bir kılavuz rolünde. Hikaye bilindik. Batı dünyası sanayileşme ile birlikte barınma ve karın tokluğuna dayalı yaşayan halkları fabrikalara toplamaya başladı. Yani halkın gücü seri üretimle bir merkezde toplandı. Sanayileşen ve merkezileşen batı dünyası, bu süreci kendi tekelinde tuttu.
Önceleri dağıtık bir iş gücü olan toplum, merkezi ve seri üretime dayalı olan bu yeni ekonomi biçimi ile derlenip toparlandı. Merkezileşen ekonomi ile birlikte bankalar kuruldu ve tekelleşmeler başladı. İşte bu bankalar zamanla dünya ekonomisi üzerine kurulu hiyerarşik bir egemenlik biçimi olan CEO gibi iktidarlar ve imparatorlar yarattı. Orantısız büyüme ve politik rekabet ise imparatorluk hiyerarşisi içinde yer kapma savaşına dönüştü. Rahip örnekleri tonla var aslında.
Kilise rahibi örneği aslında bana cemaat kapitalistlerini hatırlattı. Yani Fethullah Gülen hareketini. Hani sermaye ve devletin yanında duran, cunta ve ordu destekçisi, çok sayıda hükümet yöneticisi ile derin ilişkileri olan Fethullah Gülen’in lideri olduğu cemaatten bahsediyorum. Bu cemaatin de hem bir dini hareket, hem de bir sermaye hareketi olarak milyar dolarları çekip-çeviren bir holding halinde çalıştığını hepimiz biliyoruz. Günün birinde tüm bunların hesabının sorulması dileğiyle.