Son dönemlerde mezarlıklara yönelik saldırıların artmasının altında yatan nedenleri değerlendiren Yrd. Doç. Abdurrahim Özmen, "Şehitlik mertebesi toplumlar için önemlidir. Genellikle saldırılar da bu kutsallığa yönelik yapılıyor" diye konuştu.

Kürt halkının büyük hassasiyet gösterdiği mezarlıklara yönelik saldırılar bu yıl içinde birçok kez tekrarlandı. Mezarların tahrip edilmesi, yıkılması ve saldırıya uğraması büyük tepki toplamıştı. Halkın öncülük ettiği yeni mezarlıklarda bölgenin birçok yerinde inşa edilmeye başlandı. PKK ve HPG'lilerin mezarlıklarına sahip çıkmak amacıyla Lice, Yüksekova, Ağrı, Şırnak, Mardin, Bitlis ve birçok bölgede "şehitlikler" adı altında mezarlıklar kuruldu. Fakat, yapılan bu mezarlıklar birçok kez askerlerin saldırısına uğradı. Her saldırı sonrası Kürtler bulundukları her alanı eyleme çevirerek, tepkilerini dile getirdi. Son olarak Hakkari'nin Gever İlçesi'nde HPG'lilerin mezarlarının askerler tarafından tahrip edilmesiyle başlayan protestolarda 3 yurttaş polislerce katledildi. Dicle Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Abdurrahim Özmen, halkın hassasiyetleri arasında bulunan HPG'lilere ait mezarlıklara yapılan saldırılarının sosyolojik boyutunu değerlendirdi.

'İnşa için önemli bir miras'

Toplumsal belleğe yapılan bir saldırı olan mezarlıklara yönelik saldırılarla topluma mesaj verildiğini belirten Özmen, bunun iyi anlaşılması gerektiğini söyledi. Özmen, "Ölüm mefhumu hemen hemen tüm toplumlarda toplumun kendisini yeniden kurması, yenilemesi için çok önemli bir öğedir. Tüm toplumlarda ölü ve ölü etrafında gelişen sembolik değerler çok önemlidir. Mezar bunlardan birisidir aslında. Her ne kadar insanlardan biri bedenen yok olmuş, bu dünyadaki hayatına son vermiş ise de bu toplumun yeniden inşası için çok önemli bir dayanışma aracıdır" dedi.

Mezarlara hakaret etmek

Mezarlar, toplumlar için bir dayanışma aracı olduğuna vurgu yapan Özmen, ölüm etrafında gelişen belirli bazı semboller yine toplumun yeniden kuruluşu ve bir arada hareket etmesi için çok önemli olduğunu dile getirdi. Bunlardan birincisinin cenaze törenleri, ikincisinin ise mezarlar olduğunun altını çizen Özmen, mezar her ne kadar sembolik de olsa aslında tamamen o ölüye verilen değerden kaynaklandığını söyledi. Özmen, şunları kaydetti: "Toplumların belirli bazı kutsal yönleri ve öğeleri vardır; ama ölü ve ölümler her toplum ve herkes için bir kutsiyet atfediyor. Dolayısıyla onların yansıması olan mezarlar ve onlardan kalan eşyalar insanlar için önemlidir. Bu nedenle herhangi bir topluluğa zarar vermek istediğinizde yani onu çok daha derin bir şekilde yaralamak istediğinizde, ölülere herhangi bir şekilde küfretmek, hakaret etmek, mezarlıklara saldırmak, mezarlıklar üstüne farklı işaretler koymak gibi saldırılarla zarar vermek, sadece o mezara değil o topluluğun kökenlerine, atalarına da zarar vermektir. Bir topluma zarar vermek istediğinde onun kutsal yönlerine zarar verirsen daha çok zarar vermiş olursun."

Toplumları yaralıyor

Özmen, "Yıllardır ortaya çıkan mezarlıklara saldırılar, cenazelere olan saldırılar, cenaze törenlerinin düzenlenememesi ya da cenaze törenlerinin düzenlenmesine izin verilmemesinin nedeni, insanların kutsal atfettikleri üzerinden daha rahat bir şekilde bir araya geliyorlar, bunu önlemek için saldırılar oluyor" diye konuştu. "Şehitlik mertebesi toplumlar için önemlidir" diyen Özmen, "Toplumlar en çok önem verdiği değerlerdir. Genellikle saldırılar da bu kutsallığa yönelik yapılıyor. Toplumları ciddi bir şekilde yaralayan da yine bu saldırılardır" dedi.

'Hala mezarı bilinmiyor'

Kürtler açısından bakıldığında son 30 yıldan fazladır halka yapılanların çok daha belirgin bir şekilde su yüzüne çıktığına vurgu yapan Özmen, şöyle devam etti: "Fakat bir de bunun öncesi var. Hala Şeyh Said'in, Seyit Rıza'nın, Saidê Nursi'nin mezarının nerede olduğu bilinmiyor. Kürtlerin bazı mezarları bilinmemekle birlikte bazıları da tahrip ediliyor. Bu örneklerden birini de ben Sivas'ın İmranlı İlçesi'nde gördüm. İmranlı'nın Boğazören köyünde Alişer Bey ve çocuklarından birkaç kişinin mezarları vardı. Ben yıllar önce İmranlı'ya gittiğimde mezarları çok ciddi bir şekilde tahrip edilmişti. Bu sadece mezarlıklar ile ilgili değil, yıllardır Kürt halkı daha yeni yeni rahatlıkla son 30 yılda cenazelerine sahip çıkıyor ve cenaze törenlerini yapıyor. Toplumlar için en ağır olanı ölünün mezarını bilmemek, kayıp olması ve onun cenaze törenini yapamamasıdır. Son 30 yıldaki çatışmalarda yaşamını yitirenlere yönelik çok ciddi saldırılar oluyor. Pek çok insan çocuklarının cenazelerinin nerede olduğunu dahi bilmiyor. Kimisi bildiği halde rahat bir şekilde cenaze töreni yapamıyordu. Uzun yıllardan sonra son 5-6 yıldır insanlar rahatlıkla cenazeleri gömüyor."

Prof. Sirman: Hafıza ile ilişki yok ediliyor

İstanbul Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr Bülent Küçük, tahribatların toplumun soğurmuş acılarını yeniden derinleştirmek ve tazelemek anlamına geldiğini söyledi. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim üyesi Prof. Nükhet Sirman ise, mezarlıkların tahrip edilerek halka "Sizin geçmişinizi de geleceğinizi de ben belirleyebilirim" mesajı verildiğini ve toplumla hafıza arasındaki ilişkinin yok edilmeye çalışıldığını söyledi.
Mezarlıkların, insanların kendi acılarıyla baş edebilmeleri, travmatik geçmişleriyle yüzleşmelerini sağlayan kültürel ritüellerden biri olduğuna dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Bülent Küçük, devletin mezarlıklara karşı geliştirdiği bu tutumun, acılarını bir nebze de olsa dindiren ailelere ikinci bir travma ve acı yaşattığını söyledi. "Saldırılarla o ailelerin çocukları bir kez daha öldürülüyor" diyen Küçük, yapılan bu tahribatın aynı zamanda toplumu soğurmuş acılarını yeniden derinleştirmek ve tazelemek anlamına da geldiğini söyledi. Türkiye'de gözaltında kaybedilmiş ya da katledilmiş kişilerin çoğunun mezarlarının bile olmadığına dikkat çeken Küçük, "Mezarlıklar, toplumun en azından onların nerede yattıklarını bilmesi için hafifletici bir unsurdur. Fakat kayıpların olması aslında 'Kürtler kendi yaslarını bile tutabilme haklarına sahip değiller' anlamına gelir" diye ifade etti. Devletler için "hayatı yaşamaya değer olan" ve "yaşamaya değer olmayan" insanlar ya da "yası tutulabilir" ve "tutulamaz" insanlar ayrımı olduğunu kaydeden Küçük, "Kürtler kendi kayıplarının yasını bile tutamayacak, tutturulmayacak bir vaziyete sokulmuş durumda. Kendi yasını tutabilecek imkanlar ellerinden alınıyor. En azından mezarlıklarda var olan bu imkanı bile elinden alarak onları yeniden öldürmekte ve ailelerin acıların daha fazla derinleştirmektedir" dedi.

'Hükümete güveni sarsıyor'
Küçük, HPG'lilerin geri çekilmesiyle hükümetin mezarlara karşı farklı kanallar üzerinden yaptığı saldırıların hem çözüm sürecine dönük olan endişeyi gittikçe artırdığını hem de duyulan güvenin sarsılmasına neden olduğunu kaydetti. Küçük, "Kürdistan gibi bir yerde insan yaşamına verilmeyen değerin bir de savaş sırasında şehit olmuş gerillaların mezarlıklarına yapılan bu saldırılar Kürtlerin kırk yıllık travmatik geçmişini daha fazla derinleştirmiştir. Devletin bu tavrı halkın kendi çocuklarının mezarları ile olan ilişkisini tümden kırabilecek niteliktedir" dedi. Mezarlıklara yapılan saldırıların gittikçe arttığına dikkat çeken Küçük, daha önce korunaklı alanlarda yapılan mezarlıkların şimdi devletin şiddetine ve saldırısına açık hale geldiğini belirtti.

Toplumla hafıza arasındaki ilişki
Mezarlıkların geçmişle gelecek arasında derin bir bağı yansıttığına dikkat çeken Prof. Dr. Nükhet Sirman ise, "Kutsallıkla gündelik arasında hayatın adı olan mezarlıkların tahrip edilerek halka 'Sizin geçmişinizi de geleceğini de ben belirleyebilirim' mesajı verildiği" üzerinde durdu. Sirman, bunun da devletin iktidarını ölümle dahi paylaşmak istememesinin göstergesi olduğunu da ifade etti. Mezarlık tahribatının halkta infial yarattığına işaret eden Sirman, "Mezarlıklara saldırı ve tahribat toplumun hafızasını silmekten daha can alıcı bir durumdur. Hafıza silindikçe geriye şiddet anısı kalıyor. Amaç toplumla hafıza arasındaki ilişkiyi yok etmektir" dedi.

DİHA/AMED