Kürdistan, ilk olarak İdris-i Bitlisi’nin Osmanlı Padişahı tarafından Kürtleri ikna etmesi için teşvik edilip, Safevilere karşı girişilen savaşta tampon bir bölge olarak Osmanlı İmparatorluğuna 1515’te katılmıştır.

O tarihten 1839 tarihine yani Tanzimat Fermanı imzalanıp, Osmanlı İmparatorluğunda merkezileşmeye doğru gidilince, ve Kürt beylerinin otoritelerini yok saymaya başlayınca, yani Kürtler inkar edilince, zaten yarı otonom olan Kürt beyleri bir bir isyan etmeye başlar. Bunlardan en önemlisi de Bedirxan Bey’in yaptığı başkaldırıdır.
Ne zaman ki Osmanlı emperyalist devletlerce parçalanmaya başlar, Türkler, başta Mustafa Kemal olmak üzere, İsmet İnönü ve diğer ileri gelen eski Osmanlı askerleri Osmanlıdan arta kalan topraklarda bir ülke kurmayı amaçlarlar. Bu ülkenin adı henüz konulmamış, çünkü Osmanlı’dan geriye ne kadar toprak kalacağı, hangi etnik grupları barındıracağı ve kimlerle birlikte olunacağı belli değildi. Dolayısıyla Türkler, Kürtleri bu mücadelede birlikte hareket etmeye ikna ederler. Tabi ki bilinen bir yolla yine bazı Türk dostu Kürtler aracılığıyla. Ve diğer Kürtlerde bu çağrıya olumlu cevap verirler.
Emperyalizme karşı mücadeleye verilen ad ‘Kurtuluş Savaşı’dır. Savaşı yürütenler ise her bölgede, halktan insanların ellerinde silahlarla işgalcilere karşı savaşması demekti. Bu kuvvetlere ise Kuvay-i Milliye deniliyordu. Yani Milli güçler. Adı Türk değil, Kürt de değil, Milli güçler buradaki milli kelimesi ise Müslümanlıkla eşdeğerdir. Kuvay-i Milliyelerin başında ise Mustafa Kemal vardır. Daha doğrusu bu halk direnişlerini örgütleyen kişidir en başlarda, daha sonra ise bütün halkların temsilcisi olmuştur, en sonunda ise Türkiye başkanı.
Sonuç olarak Kuvay-i Milliye güçleri kurtuluş savaşını kazanırlar, işgalciler ise ülkelerine dönerler. Kısacası yapılan silahlı mücadele sonucunda elde edilen bir başarıdan söz ediyoruz. Halkın kendi topraklarını korumasından bahsediyoruz. Günümüze geldiğimizde ise PKK de aynı amaç doğrultusunda eline silah almış, öncelikle Kürtleri sonra Kürdistan halklarının haklarını korumak için mücadele etmiştir. Gelinen noktada ise bugün barıştan sözediyoruz. Yani Kürt halkının doğuştan gelen haklarının müdafası, geliştirilmesi ve sahiplenmesinden ve özgürce kendini ifade etmesinden bahsediyoruz. Her iki silahlı mücadele yürüttükleri amaç bakımından aynıdır. Şimdi Türk dostlara şunu söylemekte fayda var, Kürtler de Türkler gibi aynı haklar için mücade etti ve haklarının geri iadesini fazlasıyla bedel ödeyerek elde etmek üzeredir.