Tarihi bir ayrıntıdır: Türk ordusu, Cizre ve Sur’dan sonra, diğer Kürdistan kentlerini de yeniden işgale başladı; tıkandı; Erdoğan rejiminin Kürdistan’da başlattığı kademeli kitle katliamı dünya kamuoyuna yansıdı.

Ve Kuzey Kürdistan’dan 6 parti ve örgüt (PDK-Bakur; ÖSP; PAK; PAKKURD; PSK...), "Kürdistan’da Savaşın Sonlandırması ve Siyasi Çözüm Perspektifi Konferansı" gerçekleştirdiler.

Sonuç bildirgesinde, "Hendekler TC’ye mezar olacak!" gibi bir slogan beklemiyordum.

Ama "Türk ordusu Kürdistan’dan defol!" gibi bir çığlık da yoktu.

Bana biraz da yetmişli yılların "Irak Komünist Partisi"nin kederini hatırlattı.

Barzani güçleri 1974’de yeniden ayaklanmaya başladıklarında, Saddam "Irak Komünist Partisi"nin legal hareket etmisine icazet vermiş ve Parti, Kürdistan’daki katliamlardan bihaberliğe mahkum edilmişti.

Diyarbekir’de toplanan partiler, Kürdistan’da bahsettiler; özgürlük de konuşuldu. Partilerin isimlerinde "azadî, sosyalizm, demokrasi ve Kürdistan" enflasyondaydı.

Yine de Kürdistan’a yapılan dış müdaheleye karşı koyan bir duruş yoktu.

Bu konferansın yapıldığı 6-7 Şubat tarihlerinden bir gün önce  "Erdoğan’ın korumaları Ekvator’da terör estirdi" bir gazetede manşete çıkmıştı.

Ekvator’da Erdoğan’ın konuştuğu salonda: "katil Erdoğan" sloganı atılmıştı.

"Ülkemizden defol!" başka bir slogandı.

Ve Kürt partileri, Kürdistan’da olanlardan bihaber gibi davrandılar.

İtinalıydılar.

Erdoğan’ın "vahşi kükremesi", bu bildirgenin oryantasyonunu oluşturmuştu.

Kürt Partileri’nin Diyarbekir buluşmasından bir gün önce, Cizre’de bir bordumdaki yaralılar toplu katledilmiş, yakılmıştı.

Davutoğlu’nun "Terörle Mücadele ve Rehabilitasyon Eylem Planı" bu toplantıdan bir gün önce açıklanmıştı.

Türk kolonyal gücü, "itaatkar Kürt" yaratmak için düğmeye basmış ve bir gün sonrasında Diyarbekir’de toplanan Kürt Partiler’i, dünyadan bihaber kalmış gibi bir duruş sergilemiş, Davutoğlu’na uyup, "zarar gören, yaşamını yitiren ve yaralanlar için tazminat" dilemişlerdi.

Sur’da direnişin 68’inci gününde, Sur’dan birkaç kilometre ötede toplanan partiler, Sur’daki işgal, sindirme ve katletme planına karşı bir duruşa sahip olmamışlardı.

İnsanı kuşatma ve teslim almaya dair politikanın revaçta olduğu günlerin gölgesinde sessiz duran partiler, bu toplantıyla kendilerini lağvetmiş gibi olmuşlardı.

Sanki kolonyal güç, Şeyh Said’in idam edildiği meydana komşu mekanlardan birindeki otelde Kürt Partileri'nin toplanmasını azmetmiş, ve kurulan bir idam sehpasına çıkarıp, kendilerini infazları için düğmeye basmış gibiydi.

İsimlerine layık değillerdi.

Duruşları dik olmadı.

Doğru yapmadılar.

Bari isimlerine layık oluncaya kadar, kendilerine "Davutoğlu’nun Diyarbekir şubeleri" adını koysalar?