TEV-DEM Eşbaşkanı Xerîb Hiso, Erdoğan’ın kendilerini karşı savaşta ısrarlı olduğunu belirterek, savaş kararının Türkiye, Suriye, Rusya ve İran’ın ortak kararı olduğunu söyledi.

ERSİN ÇAKSU / ANF/SERÊKANIYÊ

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik “belki bugün, belki yarın denecek kadar yakın” savurduğu tehditler devam ediyor. Türk devletinin işgal tehditlerine paralel olarak sınır hattına yapılan askeri sevkıyat ve yığınak da sürüyor. Türk hükümetinin  Rusya ve İran’ın arabuluculuğunda Suriye rejimiyle görüşmeleri yoğunlaştırdığı öğrenildi. Tahran, Moskova, Bağdat ve Hmeymim’de yapılan ve bazılarına MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da katıldığı görüşmelerin Adana Mutabakatı çerçevesinde sürdüğü belirtildi.

Türk devleti, 5-6-7 Ağustos tarihlerinde ABD’yle yaptığı ‘Sınır Güvenliği Mekanizması’ mutabakatını ilk etapta olumlu karşıladı. Ancak Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Ağustos’ta Moskova’ya yaptığı ziyaret sonrası anlaşmayı tanımadığının ve bölgeyi işgal için yeni girişimlerin içinde olduğunun sinyalini verdi. İşgal söylemleri Ankara’da Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ruhani arasında yapılan üçlü zirve sonrası ise artmaya başladı.

Edinilen bilgilere göre; Erdoğan rejimi, bir süredir çeşitli kanallar ve aracılar üzerinden görüştüğü Suriye rejimiyle Ankara zirvesinden sonra görüşmelerini sıklaştırdı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da katıldığı görüşmeler Hmeymim, Tahran ve Moskova’da yapıldı. Meclis Başkanı Mustafa Şentop’un da Bağdat’ta rejimle görüştüğü basına yansıdı.

Adana Mutabakatı

Kürt karşıtlığı temelinde yıllardır “Katil Eset” dediği ve ülkesini yakıp yıktığı Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’la görüşmeleri yoğunlaştıran Erdoğan rejiminin, işgal için ortak noktanın ise 1998 tarihli Adana Mutabakatı’nda bulduğu öğrenildi. Erdoğan rejiminin Avrasyacı ve Ergenekoncu kanadının Adana Mutabakatı’nın hayata geçirilmesinin özellikle Kürtlerin kazanımlarını yok etmeye yeteceğini savunduğu belirtiliyor.

Suriye’ye taahhüt

MİT’in Rusya ve İran’ın arabuluculuğunda Suriye istihbaratı Muhaberat’la yaptığı görüşmede, Türkiye’nin bölgeye yönelik saldırısının “Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmayı hedeflemediği, Kürtlerin bertaraf edilmesi ve ABD’nin bölgeden çekilmesini sağladıktan sonra Adana Mutabakatı çerçevesinde 5 kilometrelik sınır hattına çekileceğini” taahhüt ettiği belirtildi.

Rejimin payı

Yapılan görüşmelerde Türk ordusunun saldırısıyla Dêrazor, Reqa, Tebqa ve Hesekê gibi yerlerin rejimin denetimine geçmesinin planlandığı, Türkiye’nin ise gireceği bölgelerde belli bir süre kaldıktan sonra 5 kilometrelik sınır hattına çekilmesinin görüşüldüğü ifade ediliyor. Diğer yandan Fırat’ın doğusunda uygulanmasının görüşüldüğü bu planın Türkiye’nin işgali altında bulunan Cerablûs, Ezaz, Bab, Efrîn ve İdlib gibi yerlerde de uygulanabileceğinin görüşüldüğü kaydediliyor.

ABD’nin çıkarılması

Söz konusu planla ABD öncülüğündeki Koalisyon’un bölgeden çıkarılacağını varsayan Rusya ve İran’ın da destek verdiği ifade ediliyor. Edinilen bilgilere göre, Rusya’nın Efrîn işgali sırasında Halep’te YPG/YPJ denetiminde olan bazı mahallelerin ve Şehba’nın rejimin eline geçmesini örnek verdiği öğrenildi.

Plana destek

Türk devleti ile Suriye rejiminin görüşmelerinde ele alınan bu planın kabul görüp görmediği netleştirilemezken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un geçtiğimiz hafta “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının haklı olduğu” ve çözümün “Adana Mutabakatı’yla olabileceği, Suriye rejiminin Demokratik Suriye Güçleri’ni (QSD) “terörist” olarak yaftalamaya çalışması ve Ruhani’nin Ankara zirvesinde Adana Mutabakatı’nı referans göstermesi dikkat çekmişti.

Savaş kararı kesin

ANF’ye konuşan Rojava Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Eşbaşkanı Xerîb Hiso, uluslararası yasalara göre Erdoğan’ın suç işleyerek katliam çağrıları yaptığını belirterek, “Erdoğan, bu tehdit ve işgal zihniyetini Osmanlı’dan devralıyor. Bugün de bunu devam ettirmek istiyor. Yaptıkları hep yanlarında kaldıkları için bu tehditlerini günümüzde de sürdürüyor. Kendisinden hesap sorulmadığı için de yeni katliamlara cesaretleniyor” dedi. “Uluslararası güçler, hatta Suriye rejimi bile Türk devletine bu uluslararası yasaları hatırlatma gereği duymadı. O yüzden bu kadar ileri gidebiliyor” diyen Xerîb Hiso, şunları kaydetti: “Erdoğan, Kürt halkı hatta Kuzey-Doğu Suriye halkları için bir katliam kararı almış ve kendi deyimiyle ‘yarından da yakın’ hayata geçirmek istiyor.”

Ses çıkaran yok

Xerîb Hiso, Erdoğan’ın Suriye savaşında çetelerine yaptığı tüm yatırıma rağmen yenildiğini hatırlatarak, “Talan, terör ve çeteciliği tüm dünyada teşhir oldu. Şimdi talan, çetecilik, terör ve işgalle amacına ulaşmayı hedefliyor. Suç derken bunu kast ediyoruz. Bütün dünyanın gözü önünde tehditlerini sürdürüyor, işgal ve katliam planlarını ortaya döküyor. Herkes tehlikeyi görmesine rağmen ne yazık ki buna karşı şimdiye kadar ses çıkaran da yok” şeklinde konuştu.

Kendimizi savunacağız

Xerîb Hiso, işgale karşı bölge halklarının ayakta olduğunu kaydederek, “Eylemleriyle, siyasetiyle ve savunmasıyla buna karşı ayaktadır. Ama uluslararası camia sessiz. Herkes bilmeli ki bizler savunmamızı yapacağız. Bölge halkları olarak aynı gemideyiz. O yüzden hepimizi tek ses olarak halklarımızı savunacağız” dedi.

Ortak plandır

Erdoğan’ın işgal tehditlerini tek başına savurmadığını Rusya ve İran’ın desteğiyle Suriye rejimiyle ortak bir plan dahilinde gerçekleştirdiğini belirten Xerîb Hiso, şunları dile getirdi: “Suriye rejimi de bu tehdit ve işgal saldırılarının ortağıdır. Erdoğan’ın tehditleriyle eşzamanlı olarak Suriye rejiminin de QSD’yi hedef alması bu planın ortak bir plan olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Her iki devlet bu planı birlikte uygulamaya çalışıyor. Bunların arkasında da İran ve Rusya var. Bu planı ortak bir şekilde işletiyorlar.”

Suriye yol ayırımında

Söz konusu planın Suriye rejimi için de büyük tehlikeler barındırdığını ifade eden Xerîb Hiso, şöyle konuştu: “Bu güçler bizim yokluğumuz üzerinden bazı hesapların içine girmiş olabilirler ama kendi aralarında da çatışacaklardır ve rejim de ömrünü kısaltıyor. Suriye büyük bir yol ayrımına gidiyor. Çünkü Suriye rejiminin Şiilik, Sünni kesim ve yüzü Avrupa’ya dönük olan kesimler olmak üzere üçlü bir koalisyondan oluştuğu herkesin malumu. Bu rejim, kendi çıkarını Kürt halkının, Kuzey-Doğu Suriye halklarının imhasında görüyorsa o zaman kendi imhası için de adım atmış olur. Bu onların siyasetinin de iflası olur. Çünkü bu tehdit sadece bize dönük değil.”

Kürdistan partilerine çağrı

Kürt halkı ve bölge halklarına da duyarlı olma çağrısında bulunan TEV-DEM Eşbaşkanı, şunları dile getirdi: “Tüm Kürt kamuoyunu bu tehditler karşısında duyarlı olmaya çağırıyoruz. Erdoğan ve faşist ittifakı nerede bir Kürt varsa toprağın altında gömeceğini söylüyor. Eğer bizler nerede olursak olalım bugün birbirimize sahip çıkmazsak, sıra bir diğerimize de gelecek. Yine biz tek ses olarak birbirimize sahip çıkmazsak uluslararası kamuoyu da sessiz kalacaktır. Tüm Kürdistani partilere çağrımız da sessiz kalmamaları ve seslerini yükseltmeleridir.”

 
 

Halk sınıra yürüdü

 

İşgalci Türk devletinin tehditlerine karşı Kuzey-Doğu Suriye halkı, sınır hattına yürüdü. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehdit açıklamaları ardından Kuzey-Doğu Suriye’de halklar, sınır hattına yürüdü. Hesekê Kantonu’na bağlı Serêkaniyê ve Hesekê kentlerinden sınıra yürüyen halk, Türk devletinin saldırgan politikasını ve tehditlerini protesto ederek, işgal ettiği Suriye topraklarından da çıkmasını istedi.

 
 

Özerk Yönetim dünyayı uyardı

   

Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Türk devletinin bölgeye dönük olası bir saldırısında felaketin yaşanacağını; meşru savunma haklarını kullanacağını duyurdu.

Özerk Yönetimi, Türkiye’nin işgal tehditlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklama şöyle:

“Kuzey Doğu Suriye halkları, bölgenin güvenliğini korumada büyük bir rol üstlendi ve Suriye ile ülke toplumunu parçalama girişimlerini kabul etmedi. Komşu ülkelerin güvenliğine dönük hiçbir tehlike oluşturmuyoruz. Aksine her daim komşularımız ile iyi ilişki ve diyaloglar geliştirme taraftarı olduk.

DAİŞ ile mücadelede temel rol oynadık ve büyük fedakarlıklar verdik. Uluslararası Koalisyon ile yürüttüğümüz mücadelede DAİŞ’i yendik ve Suriye topraklarının yarısını temizledik, ancak zihniyet ve ideolojisi ile hücre yapılanmaları varlığını sürdürüyor. Bnlerce DAİŞ üyesi ve aileleri Özerk Yönetim’e bağlı kamp ve cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor. DAİŞ’in hücre yapılanmalarına karşı mücadelemiz ve bölgenin güvenliğini sağlamaya dönük çabalarımız sürüyor.

Tehditleri tehlikelidir

Türkiye’nin tehditleri tehlikelidir. Bu tehditler özellikle DAİŞ’ten özgürleştirilen ve halkların bir arada yaşamaya başladığı alanlar için büyük tehlike yaratmaktadır. Türk Cumhurbaşkanı, Efrîn, Ezaz, Bab ve Cerablus senaryolarının tekrarlanmaması için ABD aracılığıyla sınır hattı için varılan güvenlik mekanizmasının tüm aşamalarını eksiksiz yerine getirmemize rağmen, bölgeye dönük tehditlerini yineliyor.

Saldırı olursa

Türkiye’den yapılacak her saldırı, bölgenin huzur ve güvenliğini bozacak, DAİŞ’in yeniden nefes almasını sağlayacak ve Suriye topraklarını daha fazla işgal etmek için dirilmesine sebep olacaktır. Tutuklu bulunan DAİŞ elemanlarının kaçmalarına fırsat yaratılacak ve dünya için yeniden tehlike olmasına neden olacaktır. Suriye’deki krizi derinleştirecek, milyonlarca insanın bölgeden göç etmesine sebep olacaktır. Bütün bunlar beraberinde felaketler doğuracak.

Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi olarak tüm halklara çağrımız, DAİŞ’i yok edenlerin yanında durmasıdır. Bölgedeki diğer tüm güçlerden daha fazla Suriye’nin birliği, barışı ve güvenliği çabalarını gösterdiğimizi bir kez daha vurguluyoruz.

Uluslararası kamuoyuna ve Birleşmiş Milletler’e de, Türkiye’ye saldırı yapmaması konusunda baskı uygulaması çağrısı yapıyoruz. Avrupa Birliği ve Uluslararası Koalisyon üyelerini de Türkiye’nin tehlike oluşturacak saldırıları karşısında tutum almaya davet ediyoruz. Her türlü çözüm diyalogu için hazırız. Bu çabamızın nedeni, bölgeyi yıkıcı savaştan uzaklaştırmak konusundaki sorumluluğumuzdan kaynaklanmaktadır. Tüm bu çabalarımıza rağmen eğer Türkiye saldıracak olursa meşru savunma hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Tüm gücümüz ve güçlü irademizle toprağımızı, onurumuzu ve bölgedeki tüm halk bileşenlerinin haklarını ve kazanımlarını sonuna kadar savunacağımızı belirtiyoruz.”