DAİŞ faşizmi bitirilirken Kuzey-Doğu Suriye’nin geleceği üzerine geliştirilen gizli kapaklı planlar, Kürtlere dönük uluslararası komplonun Suriye ayağı olarak öne çıkıyor.

20 yıl önce komploda yer alan uluslararası ve bölgesel aktörlerin tümü, bugün Suriye somutunda halkların geleceğine yönelik komployu bir kez daha güncelleme arayışında. Suriye krizinin çözümsüzlüğe mahkum edilmesi de Kürtlere dayatılan komplonun güncellenmesiyle bağlantılıdır. Krizin alternatifi olarak gelişip yayılan ve halklar lehine yegâne demokratik çözüm seçeneğini pratikleştiren Rojava devrimi TC’ye boğdurulmak isteniyor.

Dünya insanlığı için en büyük tehdit olan DAİŞ faşizmine YPG eliyle artık son ölümcül darbeler indiriliyor şu saatler itibariyle. Suriye topraklarında DAİŞ’in askeri varlığının sona erdiğinin her an ilanı beklenirken bile, bu tarihi zaferi insanlığa hediye eden halkın savaşçılarının kanı üzerinde ABD, Rusya, İran ve Kürt düşmanı TC sıkı pazarlıklar yapıyor. Tıpkı 1999 15 Şubatı, tıpkı Efrîn işgalinde olduğu gibi.

Deraa, Hama, Humus ve Halep’in çetelerden boşaltılması karşılığında TC’nin El-Bab işgaline izin verildi. Ancak Efrîn’de gerçekleşen komplo ve TC işgalinin doğrudan İdlib’le ilişkili olduğu bugün daha net açığa çıkıyor. Rusya-İran ve Baas rejiminin İdlib’deki Nusra ‘Emirliğine’ yönelik ortak operasyonu TC’nin gücü ve işgüzarlığı ile durdurulmadı. Doğrudan İsrail’in müdahalesi oldu ve AB ülkeleri, ABD, NATO konuya müdahil olmaya başladı; “İdlib’de kimyasal silah kullanılacağı” yaygarası koparıldı. İsrail’in güvenliği için İdlib emniyet sübobu görevi görüyordu çünkü. Bu tepki karşısında önce İran operasyondan geri çekildi, ardından rejim ve Rusya.

İdlib operasyonu olmayınca Efrîn işgali gündeme geldi.

Rusya oyun içinde yeni hamle yaparak önce İsrail’le anlaştı ve ardından TC’yi Efrîn’e çekti. Kürtlere ihanet karşılığında tıpkı 99 komplosunda olduğu gibi Türk-akım projesinden ve nükleer enerji santralleri inşasından TC’den 10 Milyar dolara yakın bonus kopardı. TC ile ABD’yi ve NATO’yu sıkıştırdı.

İşgale ne AB, ne ABD ne de herhangi bir Arap ülkesi ses çıkarmadı. Ne de olsa İdlib’de istiflenen gruplar, tüm bu ülkelerin maddi ve askeri, istihbarî destek sağladığı çetelerdi.

Uluslararası güçlerin İdlib’de toplanan çetelere neden müdahaleyi engellediği ve Suriye’nin güvenliğini sağlamasına neden engel oldukları aslında araştırmaya değer bir konu.

Şimdi Kuzey-Doğu Suriye’ye yönelik de “TC’nin artan güvenlik kaygıları” yalanı dolaşıma sokuldu ve bu “kaygının” giderilmesi için ABD, 32 km derinliğinde ve yaklaşık 500 km uzunluğunda bir “güvenli bölge” planını gündeme getirdi. Rusya da ondan geri durmayarak TC’ye Baas rejimini tanıması karşılığında, Baas rejimi ile ortaklaşıp Kürtlere karşı mücadele etmesini, Kürtlerin oluşturulacak yeni anayasada hiçbir şekilde yer almamasını sağlayabileceği imkana kavuşmasını teklif etti.

Bir yandan ABD, öte yandan Rusya ile oyun kurmaya çalışan TC, İran ile de ilişkilerini sürdürüyor. Çelişik gibi görünse de Suriye sahasında kıyasıya güç gösterisi ve alan kapma savaşı içinde olan güçler, Kürtler ve yarattıkları demokratik sistem söz konusu olunca birleşiyor ve TC eliyle Kürt soykırımına onay veriyor. Kürtler bu konuda farklı teoriler ve günübirlik analizlerle kendilerini kandırmamalı.

Rusya’nın Suriye’de siyasi çözüm derdi yok. ABD de Kürtlere hiçbir güvence vermiyor. Arap ülkelerinin iradeleri zayıf ve ABD ne derse ona uyarlar. TC pazarlayacak bir şey bulursa, karşıtına dönüşen Arap ülkelerine pazarlayacak ve onları bu komploya ortak etmek isteyecek. Mısır'da idamla yargılanan İhvan'cı M. Abdulhafız Hüseyin’i Mısır yönetimine teslim eden, katil dediği Esad’la ilişkilenen Erdoğan, Kürt soykırımını başarmak için “Yol arkadaşlarını” da her şeyini de satmaya hazır olduğunu gösteriyor.

ABD’nin İran’a karşı sahada kullanacağı iki partneri Suudi ve TC’nin imajları, Kaşıkçı cinayeti ve TC-Rusya-İran yakınlaşmasıyla bozulduğundan şimdi Ürdün piyasaya sürülüyor. TC, KDP üzerinden yeni hamle yaparak Arapları kendi yanına çekmeye çalışıyor. Ürdün sonrası Efrîn’i işgal eden çeteleri Hewlêr’de ağırlayan Barzani, “Roj çetelerinin Rojava’ya geçmelerine engel olursanız, olacakları siz düşünün!” mealinden tehditler savuruyor. Bunu tabii ki ABD ve İngiltere’den bağımsız söylemiyor.

Ama komplocu güçler bugün ne 99’daki gibi ne de Efrîn işgalindeki kadar güçlü ve birleşik değil. Kürtlerin 20 yıllık mücadelesi bu güçleri hem zayıflattı, hem de aralarında ciddi çatlaklar oluşturdu. Kuzey-Doğu Suriye’nin zengin enerji kaynakları, insan gücü ve tarım arazileri de her komplocunun iştahını kabarttığından, bir de bu alanın TC kontrolüne girmesi Rusya ile rejimin sahasını oldukça daraltacağından, taraflar arasında kolayca güçlü bir konsensüs oluşmuyor. Pay kapma telaşından kaynaklı çelişkileri artıyor. Rusya TC’yi İdlib üzerinden sıkıştırıyor. ABD, İran’a dönük yaptırımlarında AB ülkelerinden yeterince destek alamıyor. Arap ülkeleri TC işgaline sıcak bakmıyor.

Bu durum Kürtlere daha güçlü siyaset ve diplomasi mücadelesi için ciddi fırsat ve imkan sağlıyor. Dolayısıyla Kürtlerin kontrolündeki alanlar zaten Suriye’nin en güvenli bölgeleri ve esas tehdit, TC’nin kendisi. Minbic ve Girê Spî’de yaşayan Arap halkı, kendilerini dinlemeye gelen ABD’lilere aynen şunları söyledi: “Sizden bizi korumanızı, ‘güvenli bölge’ oluşturmanızı istemiyoruz; bizi çok düşünüyorsanız uçuşa yasak bölge ilan edin, biz kendimizi savunmasını biliriz!” Anlayana bu sözler yeterli.

Siyasi ve diplomatik alandaki mücadeleden sonuç alamazsa Kürtler öncülüğünde bölge halkları topyekûn direnişten kaçınmaz ve topraklarını koruyan, özgür yaşamak isteyen halklar buna hazırdır.

1999 yılının 15 Şubat’ında Öcalan şahsında Kürt halkına yönelik tezgahlanan devletlerarası komploda 20 yıl geride kaldı. Ne komplo başarıya ulaştı, ne de Kürtler kesintisiz mücadeleleriyle bu komployu yenilgiye uğratabildi. Şimdi Kürtler ve bölge halkı tarihi direnişle Rojava ve Kuzey Suriye şahsında yeniden güçlenmeye çalışan komployu ve komplocu güçleri kırıp yenilgiye uğratabilir.

Tarihi hesaplaşma zamanı…