Kuzey ve Doğu Suriye’deki Roma kuşağı

Doğan Barış ABBASOĞLU Haberleri —

  • Arkeologlar 100 yılı aşkın bir süredir Roma İmparatorları Septimius Severus ve Diocletian’ın inşa ettiği Strate Diocletian (Diocletian Yolu) ve onun çevresinde kurulan garnizonların peşinde. Güncel bir araştırmanın sonuçları Kuzey ve Doğu Suriye boyunca uzanan yol üzerindeki Roma kalıntılarının savunma amaçlı olmadığını, daha ziyade Doğu ile Batı’yı bir araya getiren bir kuşak olduğunu ortaya koyuyor.

1920’lerde Fransız bir peyzaj arkeoloğu olan Antoine Poidebard, Suriye, Irak ve Ürdün üzerinde birçok uçuş gerçekleştirdi. Poidebard bu uçuşlarla bölgedeki eski Roma kalelerinin kalıntılarının yerlerini belirlemeye çalışıyordu.

1934 yılında Suriye Çöllerinde Roma İzleri adlı bir çalışma yayınlayan Poiderbard, büyük bir kısmı Kuzey ve Doğu Suriye’de olmak üzere 114 ayrı noktada Roma kalelerinin kalıntılarını tespit ettiğini öne sürdü.

Poiderbard’ın bu çalışması uzun yıllar boyunca bölgede yapılan sınırlı çalışmalara referans oldu. Günümüzde ise Soğuk Savaş döneminde bölgenin casus uydularla çekilmiş fotoğraflarını inceleyen uzmanlar, bu alanda daha önce tespit edilmeyen 396 ayrı noktada geç Roma dönemine ait kalıntıları tanımladı.

1920lerde başlayan keşif serüveni

19’uncu yüzyılın ortalarından 20’inci yüzyılın son çeyreğine kadar Ortadoğu, Batılı arkeologların akınına uğradı. İlk dönemdeki araştırmacıların ağırlıkla amaçları İncil ve Eski Ahit’te tasvir edilen şehirleri, hatta bu şehirlerde gömülü olduğu düşünülen kutsal emanetleri bulmaktı. Eski Ortadoğu medeniyetlerinin izlerinin ortaya çıkmasında büyük etkisi olan bu seferlerde peyzaj arkeologları büyük önem taşıyordu.

Peyzaj arkeolojisi nedir?

Peyzaj arkeolojisi bugün daha kapsamlı bir bilim dalı olsa da o dönemde temel olarak insan yerleşimlerinin doğa üzerinde bıraktığı izlerden hareket ederek arkeolojik alanları tespit etme işlevi gören bir disiplindi. Özellikle Irak ve Suriye çöllerinde karadan, bazen de havadan sıcak hava balonları ve daha sonra uçaklarla yapılan gözlemler arkeologların eski şehirlerin lokasyonlarını belirlemelerini sağladı.

Poiderbard ve Suriye’deki araştırmaları

Birinci Dünya Savaşı’nda yer aldıktan sonra aynı zamanda bir Cizvit misyoneri olan Antoine Poiderbard, Suriye ve Lübnan’daki Fransız mandasında çalışmaya başladı. Poiderbard, özellikle Suriye ve Irak üzerinde uçarak, bitki örtülerindeki değişimleri fotoğraflayıp bu şekilde Roma İmparatorluğu döneminden kalma birçok yol ve kalenin ortaya çıkarılması için çalışmaya başladı.

Fransız mandası bu araştırmaları şiddetle destekliyordu. Buradaki asıl amaç, Arap coğrafyasındaki Roma izlerini ortaya çıkarıp tarihini Batılılaştırma çabasıydı. Poiderbard’ın çalışmalarında Roma kaleleri olarak işaret edilen kalıntıların büyük bir bölümü Emevi Hanedanı dönemine aitti. Bunlardan biri de Palmira yakınlarında Emevi Halifesi Hişam ibn Abdülmalik tarafından yapılan Hayralşarki Kasrı’dır.

Poiderbard, çalışmalarında bu bölgelerdeki Roma İmparatorluğu kalelerinin, doğudan gelen akınlara karşı bir savunma hattı şeklinde düzenlendiğini öne sürmüştür. Ancak günümüzdeki araştırmaların çıkardığı sonuçlar farklı.

Araştırmanın güncellenmesi

Kuzey ve Doğu Suriye’nin Roma İmparatorluğuna ait çok sayıda kalıntıya ev sahipliği yaptığı biliniyor. Poiderbard’dan 100 sene sonra Dartmouth Üniversitesinden uzmanlar, uydu görüntülerini inceleyerek Suriye ve Irak’taki Roma kalelerini tespit etmeye çalıştı. Bu araştırmalarda güncel uydu görüntülerinden ziyade, Soğuk Savaş dönemine ait uydular tarafından çekilen fotoğraflar kullanıldı.

Bu fotoğrafların değerlendirilmesi sonucunda çoğu 2 ila 6’ıncı yüzyıl arasındaki döneme ait 396 kale kalıntısına rastlandı. Bu kalıntıların daha önce belgelenmediği öne sürülüyor.

Araştırmadan ortaya çıkan bir diğer sonuç bu kalıntıların savunma hattı oluşturacak şekilde düzenlenmemiş olması. Araştırmanın başındaki Jesse Casana ve ekibi kalelerin çölle, verimli arazilerin kesiştiği noktalarda yoğunlaştığını belirtiyor. Bundan hareket eden ekip, kalelerin bir savunma hattından ziyade, kervanların hem güvenliğinin sağlanması hem de ihtiyaçlarının karşılanması için kurulduğunu öne sürüyor.

Poiderbard, Roma İmparatorları Septimius Severus ve Diocletian’ın inşa ettiği ve Strata Diocletiana olarak adlandırılan yolun kalıntılarının peşindeydi. Bu yol hattı üzerindeki tüm kalelerin de bir savunma hattı oluşturduğunu düşünüyordu. Ancak günümüzde araştırmacılar bu yol üzerindeki kale noktalarının bir savunma hattı oluşturamayacak kadar birbirinden uzak olduğuna inanıyor.

Güncel kazı imkanı çok zayıf

Günümüzde bu bölgedeki Roma İmparatorluğu dönemine ait birçok noktada kazı imkanları oldukça zayıf. Bu nedenle her iki düşüncenin birbiriyle kıyaslanarak doğruya en yakın olanının tespiti için kanıtlar oldukça sınırlı. Bugüne kadar Roma İmparatorluğunun Ortadoğu’da kesin olarak tespit edilmiş tek büyük ordu garnizonu 2003 yılında İsrail’de keşfedilen Legio. Lajjun adlı bir Arap köyünün yakınlarında bulunan garnizon ikinci yüzyıla ait.

Araştırmacıların belirlediği Roma kalelerinin çok büyük bir kısmı 6’ıncı yüzyıldan sonra bir daha kullanılmamış. Bu nokta da kalelerin bir savunma hattı olarak anlamlı bir öneme sahip olmadığına delil olarak gösteriliyor. Bu hattın Doğu ve Batı arasındaki bir temas noktası olduğu ve kültürler arası alışverişin bu hattaki güvenli noktalarda gerçekleştiği düşünülüyor. Araştırmacılar bu alanda gelecekte gerçekleştirilecek olan kazıların birçok kültür ve medeniyete ait kalıntılar çıkarabileceğini düşünüyor.

Tabii bu alanın medeniyetin en büyük dönüm noktasının yaşandığı bir alan olması ve Tell Barak ve Tell Halaf gibi 9 bin senelik tarihi olan sayısız noktaya sahip olması göz önüne alındığında Roma yolu gündemin alt sıralarında yer alıyor.

 

*****

Neanderthal DNA’sının gizemini göç açıklayabilir

Neanderthallerin Doğu Asya’ya ulaştığına yönelik herhangi bir kanıt bulunmuyor. Bilim insanları tarafından genel kabul gören teze göre Neanderthaller ağırlıklı olarak Avrupa’da yerleşik bir insan türüydü.

Ancak tuhaf bir şekilde günümüzde Doğu Asya kökenli insanlar DNA’larında Avrupalılardan yüzde 8 ila yüzde 25 oranında daha fazla Neanderthal izleri taşıyor.

Science Advances’ta yayınlanan bir araştırmaya göre Neolitik devrimine kadar Avrupa’da yaşayan avcı-toplayıcı insan topluluklarında Neanderthal DNAsı çok yüksek oranlardaydı. 50 bin yıl kadar önce Mezopotamya’dan Doğu Asya’ya doğru açılan insan topluluklarında da Neanderthal DNAsı bulunuyordu.

Yani Doğu Asya’ya göçen topluluklar oraya Neanderthal genlerini taşımıştı.

Buna karşın güneyden ve Afrika’dan gelen insan toplulukları içerisinde Neanderthal karışımı azdı. Bu göç kuzeye doğru ilerledikçe diğer topluluklarla karışarak özellikle Avrupa’daki avcı toplayıcı topluluklar içindeki Neanderthal gen oranını azalttı.

Bu göç yolu doğuya doğru aynı oranda gerçekleşmediği için Doğu Asya’daki insan topluluklarında Neanderthal genleri korundu.

 

*****

2 bin 700 yıl önceki beyin ameliyatı

Çin’de 2 bin 700 yıl öncesine ait bir kafatası üzerinde araştırma yapan uzmanlar, ilk “başarılı” beyin ameliyatına dair izler buldu.

M.Ö. 750-800 yılları arasında yaşadığı düşünülen bir erkeğin kafatası üzerinde araştırma yapan uzmanlar, sol şakağa yakın bir bölgede kasıtlı bir şekilde açıldığı tespit edilen bir delik buldu.

Bu deliğin beyindeki basıncın düşürülmesi için bir şaman tarafından açıldığı ve daha sonra iyileşmesi için müdahalede bulunduğu tahmin ediliyor.

İyileşme izlerini inceleyen uzmanlar, söz konusu kişinin ameliyatın ardından en az 8 hafta yaşadığını tespit etti.

Benzeri uygulamalar daha önce de Mısır’da tespit edilmişti.

Bilim insanları binlerce yıldır Avrupa, Mezopotamya ve Uzak Asya’da bu tür beyin operasyonlarının yapıldığını düşünüyor. Ancak buna dair arkeolojik kanıtlar çok yaygın değil.

 

*****

Avrupa’daki en eski savaş 5 bin yıl önceydi

Bilim insanları Avrupa’da 5 bin yıl önce, günümüz İspanya’sında küçük çaplı bir savaş yaşandığına dair kanıtlar buldu. Bu bulgu, Avrupa kıtasındaki en eski savaş izi.

Kuzey İspanya’da bulunan bir toplu mezarda inceleme yapan uzmanlar M.Ö. 3300 ile 3380 yılları arasındaki tarihlenen 338 ayrı kişiye ait kemikler buldu.

Bulgular üzerinde inceleme yapan Oxford Üniversitesinden Rick Schulting, mezardaki kemikler üzerinde yapılan incelemelerde tüm ölümlerin bir çatışma sonucu yaşandığının görüldüğü söyledi. Schulting, bu tür bir çatışmanın kabil içi yaşanan bir şiddet olayından çok daha büyük olduğunu belirterek, muhtemelen iki ya da daha fazla kabilenin katıldığı bir savaşın izleriyle karşı karşıya olduklarını ifade etti.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.