Buraya kadar her şey memnuniyet verici. Ancak ortaya çıkan tablo rahatlayıp oturmayı değil, daha büyük bir düşünsel ve fiziksel çabayı gerektiriyor. Zira HDP genel kurulunda da dikkat çekildiği üzere, bu daha başlangıç. Ve işin bir yanı kuruluş perspektifi oluşturmak ve hayata geçirmekse, diğer yanı bu yaratılan oluşumun kuruluş amacına uygun başarılı bir çalışma yapması elbette. Yani işin, bir buraya kadarki bir de buradan sonraki boyutu var. Ve HDP bileşenlerinin bireysel olarak bu sorumlulukla hareket edeceklerine inansak da meselenin şahsi performansı aşan boyutu malum.
Bu boyutta, amaca uygun kurumlaşma, politika üretimi, toplumda güven ve inanç yaratma, etkin ve etkili olma işleri var ki bunlar bir genel kurul toplamanın kat be kat üstünde enerji ve beceri gerektiriyor.
Ahlaktan yoksun burjuva siyaset ve siyasetçi tarzını reddederek, yerine halkın siyaset tarzını yaratabilmek, hayata geçirebilmek ve alternatif olabilmek, bazı pratiklerimiz olsa da teoride ve pratikte tüm ezberleri bozmayı gerektiriyor üstelik…
Öte yandan, militarizmi, despotizmi, faşizmi ilke edinmiş bir devlette halkın barış, demokrasi ve özgürlük umudu olmak, üstelik bu umutlarla iktidara yürümek, Halkların Demokratik Partisi’nin bir “devrim” partisi olduğu anlamına gelir. Zira halkların her çeşit hak ve özgürlük talebinin devlet şiddeti ile bastırıldığı bir ortamda, her türlü kazanım devlet kodlarında bir değişim demektir ve bu değişim bir devrim etkisine bağlıdır.
HDP ile, devletle derdi olan halk, kendi özgür geleceğine yürüyebileceği bir araca kavuşmuştur. Ancak, talepleri karşılayacak etkili bir siyaset yapıp yapmayacağına da bağlı olan yaygın ve nitelikli örgütlenmenin gerçekleştirilip gerçekleştirilememesi doğrultusunda HDP, ya bir deneme olarak kalacak ya da halkla bütünleşip geleceğini ve özgürlüğünü kazanacak…
Bu uzak, soğuk tespitlerin, böyle düşünülmesinin nedenleri aşikar. Zira, BDP’yi bir anlamda ayırırsak, bugüne kadar tek başına yahut bir araya gelinerek değişik kesimlerin kurdukları siyasi parti ve benzer oluşumların amaçlarına halen fersah fersah uzaklıkta olduklarından da yola çıkarak, pek çok eleştiri ve kaygı üretilebilir HDP hakkında da. Hatta, burjuva aydın hastalığına düşüp olacakları kenardan seyredip pek çok laf edilebilir manalı manasız. Hatta “ben demiştim” deyip böbürlenenler olur zaman zaman. Ama bu haksızlığı HDP’ye daha doğrusu baskı altında iki büklüm hale getirilmiş halka yapmamak gerekir düşüncesindeyim. Çünkü, HDP olarak ortaya çıkan bu enerjinin diğerlerinden farklı olarak, özellikle nitelik ve elbette nicelik olarak başarı potansiyelini içinde barındırdığına inanıyorum. Bu potansiyeli umuda, coşkuya, başarıya dönüştürmek de, heba etmek de hepimizin sevabı ya da günahı olacak… Evet, önceki deneyimlerin aksine, lafta kalmayacağına inanarak, HDP’den devrim anlamına gelecek büyük şeyler bekliyorum. Elbet kenardan seyrederek değil, içinde olarak, güç vererek.
Lafta kalmasın...
Halkların Demokratik Partisi (HDP), topladığı genel kurul ile kuruluşunu ilan etti. Demokratik kamuoyunda, özgürlükçü toplumsal muhalefette, iktidar karşısında etkili bir güç olabilmek adına herkesin “olması gerekir” dediği ve olmasını beklediği bir oluşum, coşkuyla hayat buldu. Tüm muhaliflerin, tüm ezilenlerin, iktidarla, devletle derdi olanların bir arada mücadele edebilecekleri demokratik bir mecra açılmış oldu. Bu güne kadarki güç birliklerinden farklı olarak, kalıcı kurumsal bir siyasi kimlik ve iktidar olma perspektifini ile üstelik.