Fransa Gündemi


“Bir doğa yasası değildir savaş... Barışsa bir armağan olarak verilmez insana. Savaşa karşı barış için katillerin önüne dikilmek gerek, “hayır biz yaşayacağız!” demek gerek!”
Bertolt BRECHT

Suriye’de aslında iki yıldır çetelerle yürüttükleri savaşlarını bir üst boyuta sıçratmak amacıyla karara vardı EMPERYAL güçler... Savaşın açık ilanı ise örtülü bir biçimde stratejik ortağı Türkiye aracılığıyla son iki yıldır Suriye’ye yatırım yapan Fransa’dan geldi. Fransa Dişişleri Bakanı Laurent Fabius, 26 Ağustos günü “Suriye konusunda birkaç gün içerisinde tavrımızı açıklayacağız” dedi ve gerisi dünden belli senaryonun piyesleri gibi işlemeye başladı... Stratejik ortaklar derken ABD-Fransa-İngiltere üçlemesi belki bu satırlar daha elinize ulaşmadan havadan karadan girecekler Suriye’ye... Bir Ağustos gününde insanın başına kar yağdıran bir haber bu.
Ortadoğu, yüzyılı aşkın süredir olduğu gibi bugünde emperyalizmin cebindeki kırışmış mendile benziyor... “Düzeltilmesi” gereken mendile emperyalizm yine kanlı balgamını tükürmekten çekinmiyor. ransa ve onun müttefiki güçler açısından yine monolog çeviriyor telsizler... Suriye’nin karanlığa çekilen öşünde bir iblis gibi dolaşan emperyalizm, ‘illa bizim rotamızda olacaksın’ diyor...
Son iki yıldır ölen insanlar, çeteler, Türkiye’nin bölgeye aktardığı silah seferleri, yetiştirdiği beslemeleri, Fransa’nın ambulanslarla taşıdıkları, yerinden yurdurdan ettirilen milyonlar... Emperyalist güçler bu kadar örgütlü-stratejik projeler oluştururken, insanlığın “yığınsallaşıp” suskunlaşması, savaşın bu güne kadar yarattığı tahribata karşı lal olması ise insanı kahreden asıl dilsiz-savaş...  
Bundan 10 yıl önce Saddam’ı devirmek Irak’a ırak diyarlardan “barış” götürmek adına sefer hazırlıkları sürerken Fransa “sivil” toplum örgütleri, siyasal oluşumlar, ATTAC, adını sayamayacağım sayıdaki tüm kurumlar biraraya gelmiş, yüzbinlerle sokaklara dökülmüştü. Avrupa’nın diğer kentlerinde de benzer bir tablo vardı. Son iki yıldır Ortadoğu’nun değişik ülkelerinde emperyalizmin, açık ve örtük bir biçimde yürüttüğü savaş döneminde bu kitleler, sırra kadem bastılar... “Savaşa Hayır, No War” kelimelerini sokaklarda haykıran bu kitlenin krizle boğuşan kendi ülkelerinde üzerlerine bindirilen yükü kaldırmak için sokağa çıkmadığı düşünüldüğünde “durumu normal mi karşılamak gerek” akıl-yürütmesi bile ürkütücü geliyor. O tarihlerde Fransa’da sokaklara inen savaş karşıtı hareketler, diğer ülkelerdeki savaş karşıtı güçlere mesaj gönderiyordu. Ülkelerinin toplumun baskısıyla ABD yanında yer almayıp savaşa girmediği yönündeki imalarını eksik etmeden, Türkiye’deki savaş karşıtlarının teskereyi durdurma gücüyle sokakta olmasını istiyorlardı. Üstelik Irak’a ıraklardan “demokrasi” götürülemediğini insanlık deneyimlemişken... Mısır ortadayken, Lübnan... son yılların tablosu Fransız toplumunu Suriye konusunda kılını kıpırdatmaya yetmedi.
Bütün bunlar karşısında, bırakın emekçi halkların yakasını, varsın kendi kaderlerini birkez onlar tayin etsin şu kadim dünyada, çığlığı boğazlarda düğümlü kalıyor. Fransa’nın atbaşı olduğu Suriye seferi, yıllık bir baguette-ekmek değerinde artan asgari ücrete bir baguette belki ekler... Fransızların boğazından geçecek bu ekmek ise, Suriye’de son iki yıldır Kürdü, Arabı, Ermenisi, her etnik yapıya sahip milletin kanıyla alınmış olacak. İnsanlık boğazınızdan geçecekse... Çiğneyin...