Marksist felsefeci Slavoj Zizek, DAİŞ saldırılarını Nietzsche'den ödünç aldığı "nihilizm" kavramıyla yorumluyor. O, Batı toplumunun "pasif nihilizmi", cihatçıların ise "aktif nihilizmi" yaşadığını ve ikincisinin her şeyi riske atmaya hazır olduğunu belirtiyor. Devamla, "En iyiler hayatla bağlantı kurma yeteneğine sahip değil, en kötüler ise ırkçı uçları benimsiyor" diyor.
Nietzsche nihilizmi "Güç İstenci" kitabında şöyle tarif eder:
"Nihilizm, amaç yokluğu! 'Niçin' sorusuna cevapsızlık. Aktif olarak şiddetli bir tahrip gücü halinde, azami kuvvet derecesine varır. Bunun zıddı, hiçbir şeye hücum etmeyen nihilizmdir."
İkinci nihilist hal için "Putların Alacakaranlığında" adlı eserinde ise, "Yakaladım seni nihilist! Kıçını kaldırmadan oturup kalmak! İşte ruha karşı en büyük günah!" der. Ki bu nihilist, bitmişlik bataklığında bir ataleti yaşayan, irade istencinden de yoksun, her türlü siyasal amaca alet olabilecek nihilisttir. Kendi bataklığında, kendini yeniden yaratıp yaşamla doğru bir bağ kurmadığı müddetç bu nihilist, harekete geçtiği an aktif bir nihilist olmaya da adaydır.
Her iki durumda da (aktif-pasif) yaşam değerden düşmüştür, anlamını yitirmiştir. Bundan dolayı nihilistin eylemi yaşam iç güdüsü değil, ölümdür. Onun eğilimi yaşama duyulan kindir. Ama nihilistin eylem ve eğilimi farklı söylemlerle örtülüdür. Üstü kazındığında açığa çıkacak şey, "...öte alım, ya da tanrı ya da nirvana ya da selamet. Öte dünyadaki mutluluk... Bu masum retorik, yüce kelamlardan bir kafatasına bürünen eğilimin ne olduğu anlaşıldığı anda çok daha az masum görünecektir. Bu eğilim yaşama duyulan kindir." (Nietzsche-Deccal)
Nihilist en zehirli bireycidir
Nihilisti besleyen en temel bataklık, anlam yoksunluğudur. Modern sağ, yaydığı etkiyle, yarattığı sistemle anlamsızlığı anlam, değersizliği değer, ölümü yaşam olarak değerler basamağının en başına koydu. Amaçsızlığın amaç haline getirildiği en uç örnek, bugün DAİŞ, Boko Haram gibi "aktif nihilist"lerin gerçekliğinde temsilini bulmaktadır. Her amaçsızlık, değerden, toplumdan kopuş hali, aslında bir nihilist haldir. Orda yaşanan aktif veya pasif bireycilik zehir üretir. Toplumu da bireyi de zehirleyen bir zehir! Anlam yitiminin taşları, "toplumsal insan" olmaktan çıktığı anda düşünmeye başlar. Bundandır ki en zehirli bireycidir nihilist.
Bilindiği gibi Nietzsche, Avrupa nihilizminin yükselişini daha 19. yüzyılda deşifre etti. Ve belki de kozmolojik sarsıntıdan (Copernik) biyolojik (Darwin) ve psikolojik (Freud) sarsıntıdan sonra Nietzsche, kapitalist modernitenin sırtını dayadığı ilerlemeci bilimin, aklın her şeye kadir olduğu zihniyeti sarsmanın yolunu da açtı. Ancak analizlerinin yaşamsallaştırılmaması, tespitlerini zamanında görünür kıldırmamamıştır. Nitekim Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, "Nietzsche tarzı zihniyet çalışmaları gerçek bir kapitalist modernite karşıtlığıdır" der ve bunun geliştirilip siyaset felsefesi ve pratiğine dönüştürülmemiş olmasını büyük bir eksiklik olarak değerlendirir. Nietzsche'ye göre 19. yüzyıl yaşamın manasını, ruhunu çekip çıkartmıştır. (Stendhal de "Kırmızı-Siyah" romanında 19. yüzyılı "ikiyüzlü" olarak ele alıp, "Yuh olsun sana 19. yüzyıl!" der.) 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl için yapılacak analizleri, belki de 19. yüzyılda yapılmış analizler perspektifinden okumak yararlı olacaktır.
Kadınlar yaşam köprüsü kuruyor
Başa dönersek: "Aktif nihilizmin" hedefinde tüm Ortadoğu halkları, giderek tüm insanlık ama en baş hedefte de tüm kadınlar yer almaktadır. Bu aktif nihilizmin baş hedefinde yaşamın ve kadının olduğu son bir yıl içinde yaşananlardan açıkça anlaşılıyor. Halen binlerce kadın, bu aktif nihilistlerin elinde. Maalesef bir kabustan ibaret olmayan bu realite, kadın düşmanı olanların dayattığı bu vahşet karşısında en güçlü savaşacak, yaşamın anlamını kurtaracak yine baş hedefte bulunan kadının kendisi olacaktır. Bugün Kobanê'de Kürt kadınları öncülüğünde yaşanan direniş, bunun nasıl olacağını da bize gösteriyor. Kürt kadınlarının yanında Türk, Arap, Süryani... kadınlar da yer alıyor. Bu kadınlar aynı zamanda nihilistin yetiştirdiği zehirli bitkiyi, kendisine dayatılan tarihi köleliği, yaşama ve kendisine giydirilen karanlığı görebilen, bundan "tiksinen" ve "kendi omuzlarına tırmanıp" yükseklere çıkmayı başaran kadınlardır.
Kapitalist modernitenin yarattığı zayıf-hasta benliklerin tehlikesine, gelişen milliyetçi-dinci zehrin sonuçlarına, soğuk canavar devletin nasıl bir put olduğuna, Avrupa demokrasisinin acımasız diktatörlerinin otaya çıkışına nasıl bir altyapı sağladığına dikkat çeken Nietzsche, "Hayat nehrinden geçerken sadece senin kullanman gereken köprüyü senden başka hiç kimse ama hiç kimse kuramaz" derken tıpkı üç yüz küsur yıl önce Ehmedê Xanî'nin "Herkes kendi duvarlarının mimarı olmalıdır" tespiti gibi iradeye yüksek bir değer vermiştir. Kapitalist modernitenin Doğu'daki çocuğu olan bu aktif nihilistlere karşı kadınlar, hiçbir kahramana ihtiyaç duymadan kendi yaşam köprülerinin mimarı oluyorlar. DAİŞ vahşeti karşısında "ayna karşısında horozlar gibi gösteriş yapan kamburlar" gösteri yapmaya devam ededursun, Kobanê'de kadınlar yaşamı kurtarmanın köprüsünü herkes geçsin diye direnişle, kanla, canla kuruyorlar!
* Bayburt M Tipi Cezaevi