İngiltere Gündemi
İngiltere 2012 yılına her zamankinden daha çalkantılı bir gündemle ‘merhaba’ dedi. Gerçekleşen ani değişiklikler ya da yeniden pişirilerek farklı aralıklarla tekrar sunulan manşetler aracılığıyla gündemi manipülasyona gayet açık olan ülke, 18 yıldır sürüncemede olan siyahi Stephen Lawrence davasında varılan önemli bir aşamaya tanık oldu.
Lawrence’ın 1993 yılında bir ırkçı saldırıya kurban gitmesinin ardından özellikle polis güçlerine hakim olan kurumsallaşmış ırkçılıkla gündeme gelen dava sürecinin, ırkçılıkla mücadele bağlamında birçok sosyal, kültürel ve politik değişikliğin gerçekleşmesinde bir dönüm noktası teşkil ettiği iddia edildi. İki sanığın ömürboyu hapsiyle varılan aşamada ‘kısmi adaletin’ sağlandığı düşüncesi yaygınlaştırılmaya çalışılırken, ülkenin bazı önde gelen hukukçu ve düşünürleri, aslında hiçbir şeyin değişmediğini, polisin her zamanki gibi ırkçı olduğunu,siyahi ve azınlık kesimlerin ırkçı tehdit altında yaşamaya devam ettiklerini açıkça vurguluyor.
***
Yeni yılın ilk haftasına artık manipüle edilemeyecek düzeydeki olayların çetrefilli traji komedisiyle başlayan İngiltere, zihin bulandırma taktiğini tüketen medyanın ironik inkar-itiraf çıkmazına anlam vermeye çalışıyor. Örneğin, ırkçı katliam mağduru siyahi genç Lawrence davasında varılan ‘kısmi adaleti’ manşet yapan BBC, bir alt haberde Scotland Yard’ın kıdemli polis görevlileri ve ipliği pazara çıkan News International ilişkisine yer verdi. Polis ve Murdoch’un yayın imparatorluğu arasındaki rüşvet ilişkisine karşı alınacak önlem olarak ‘daha fazla açıklık’ çağrısına yer veren BBC haberini, NHS’in (İngiliz Ulusal Sağlık Servisi) ayrımcı ihmali yüzünden 74 zihinsel özürlü hastanın yaşamını kaybettiği şeklindeki haber takip etti.
Bütün bu gündemin arka planında keskinleşmeye devam eden ekonomik krizin henüz pek kulak verilmeyen yankılarından biri olan özel sektör emeklilik ödeneklerinde yaşanan ‘Sismik Çöküş’ ile özel ve devlet sektörü emekliliği arasında genişleyen uçurum manşete alıştıra alıştıra fırlamak için sırasını beklerken, diğer bir haber, ölümcül hastaların intihar seçiminin makul olabileceği fikri ile ortam ısıtılıyor. Uluslararası ilaç şirketlerine parça parça peşkeş çekilen sağlık sektörü ve çoktan çökmüş olan Sosyal Bakım Servisi gözönüne alındığında, dün mantıksız varsayılanın, ertesi gün mantığa yatkın ilan edilmesi, düzenin kendini en basit şekilde ifade edişidir.
Amansızca sürdürülen kemer sıkma politikası, birçok alanda sessiz sedasız gerçekleşen özelleştirmeler devam ederken; Pentagon ile gerçekleştireceği görüşme sonucunda, borç krizinden dolayı askeri harcamalarda kısıtlamalar yapacağını belirten İngiltere Savunma Bakanlığı, nükleer Trident misilleri projesi yerine, deniz kuvvetleri için iki taşıyıcı uçak gemisi inşası projesini harekete geçirmeyi planlıyor. Bu haberin geçenlerde Cameron’un dünya devletlerinin 2012’de gerçekleşecek doğal felaketlere, mali açıdan hazır olmadıkları iddiası üzerine gelmesi de ayrıca düşündürücü.
Görüldüğü gibi, devlet güdümlü medyanın böylesi karmaşık bir gündemi manipülasyon amacına uygun idare etmek için açık veya yarı açık gibi kategorilere ayırma yolunu seçmesi çürümüş düzenden yayılan bunaltıcı kokuyu bastıramıyor artık.
Lawrence davası