Ama bir söz dikkatimi çok çekti; "insanlık, hele elinde yetkisi olan insanlık" sadece bu kadar. Ama bütün hayatı altına yazacak kadar derin bir söz.

Günümüze uyarlarsak, ne kadar çok başlık buluruz. Türkiye hükümeti, Ermenilere "büyük acı" lafını layık bulmuş, nihayet! soğuk, kibirli, üstenci ve birazda rahat bir hava sezinledim ben. Ben yaptım ama o zamanlar "hava" durumum farklıydı, sizde çok abartmayın dercesine! Ermeniler, bizden evvel kırım ve yıkımla tanışan ilk Anadolu, Mezopotamya halkı. Onların kaderine sebep ve seyirci olan bizler; ne yazık ki, daha sonra bunun bedelini katbe kat ödeyecektik. Tam yüz yıldır, bu imkansız felaketin sisi, izleri ve laneti Ortadoğu kavşağında dolanıp duruyor. Aslında Ortadoğu'nun kaderi; Ermeni techiriyle belirlenmeye başlıyor. Ermeni tehciri bir nevi Ortadoğu'nun geleceğine çalan çanların ilk deneme gongudur. Ancak tarihi önceden bilme becerisi olmayan insanın, tarihin sonu hakkında gerçekçi olması da ne kadar fayda sağlayabilir ki!
Ermenilerin sadece yaşadıkları ve yaşatıldıkları olaylar bakımından çok trajik toplumsal ve sosyal olayların merkezi olarak dünyada hep acılı kalacağına inanıyorum. Bu yara asla kapanmayacak. Ne yeryüzünde, ne de belleklerde. Kürtlerden farkları ne diyeceksiniz belki? Evet görünürde çok fark yok. Ama yegane fark Kürtlerin hiçbir zaman vatanlarını terk etmeyişleri. Aslında Kürtlerdeki ayrı sosyal ve gelenek farkı, ilk kez bu olguda faydalı bir işe yaramış, yarıyor bence. Egemen devletler, ne kadar böl yönet politikası uyguladıysa; Kürtlerin topraklarıyla olan bağlarını asla koparamadılar. Belki burada coğrafyanın da katkısı çok. Her defasında dağlara sığınmak, bir nevi toprağına yakın olmanın bir diğer gerekçesi oldu, oluyor. Düşünsenize, özgürlük mücadelesinin ana gövdesini, direnç noktalarını ve asıl lojistik morali nereden teşkil olunuyor? Bence coğrafyadan!Topraktan kopmamak böylesi mucizelere vesile olurken Kürtler adına, topraktan kopmakta Ermeniler adına da böyle felaketlere sahne oldu. Şimdi mesele uzun ve derin. Tam yüzyıllık bir olay. Ama tam da cumhurbaşkanlığı meselesi tepside dururken, bir halkın "yok edilme" meselesine "rahmet okurcasına" başsağlığı dilemek ne kadar Allah namına, ya da acı yolunda olabilir! İktidarın, tarihsel değerler karşısında takındığı maddi zihniyet ne kadar çirkin ve dayanılmaz. İnsan sormadan edemiyor, neden geçen sene ve evveli değil, ya da gelecek sene ya da yıl içinde bunu aşacak ulusal, uluslararası girişimler olacak mı? Kimse müneccim değil ama, pek sanmıyorum. Herşeyin mübah, her değerin ve birikimin bankamatik usulü ile otomatlaştığı bir iktidarın acısı da, paylaşımı da ne kadar samimi olabilir.
Herşey o kadar planlı, o kadar "seçim" maksatlı kokuyor ki! ve taşlar o kadar net döşenmiş ki. Ne bir geri, ne ileri, sadece bir tek tuğlaya mahsus bir renk ve ustalık vuruşu bu.
Şimdi bazı durumlarda bütün oldu bittileri özetleyen en iyi alan edebiyat oluyor, hele edebiyatçı biraz cesur ve sınırları aşan biri ise tespitler, tecrübeler daha da önem kazanıyor.
Bugün bizim dernekte indirimli ikinci el kitaplar vardı. Birkaç tane aldım, Lawrence de bunların arasındaydı. Her kim kütüphanesini yenilemeye karar vermişse çok iyi yapmasa da, iyi yapmış ki kitaplarını destek amaçlı satışa çıkarmış. Hiç huyum olmamasına rağmen gurbette olmanın hazin haliyle ikinci el kitaba teveccüh ettim. Hayat böyle birşey ummadığınız yer ve zamanda ummadığınız zorunluluklar sizi karşılar. Ne diyelim söz yine bay Lawrence'e kalsın. "Yarınla birlikte, başka bir gün, yeni bir gün gelecektir."

BEHİCE DEMİR