Hükümetin ve muhalefetin manifestoyu layıkıyla ele almadığını belirten Önder "Eğer herkes barış sorumluluğuyla yaklaşsaydı, belki bu Newroz'da Sayın Öcalan'ın mektubunu değil bizatihi kendisinin halkla kucaklaşmasını görebilirdik" dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın "Demokratik Kurtuluş Manifestosu"nun okunduğu tarihi Amed Newrozu üzerinden bir yıl geçti. Çözüm sürecinin başlangıç startını veren mektubun okunduğu Newroz, 2 milyon yurttaşa evsahipliği yapmıştı. Öcalan'ın sürecin gidişatına ilişkin 1 yıllık genel değerlendirmesini bir mektupla aktaracağı bu yılki Amed Newrozu da merakla bekleniyor.Öcalan geçen yıl "Mazlumların Newrozu kutlun olsun" diye başladığı mesajında "Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Biz, onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakârlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler öz benliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor. Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmişti" demişti.

Newroz'dan önceki gece ulaştı

Öcalan'ın Amed Newrozu'nda halklara yaptığı tarihi çağrıyı okuyan HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, mektubun kendilerine nasıl ulaştığını, Öcalan'ın tarihi çağrısını okurken hissettiklerini, milyonlar üzerinde bıraktığı etkiye dair gözlemlerini ve aradan geçen süreç içerisinde tarihi manifestoya nasıl yaklaşıldığını DİHA'ya anlattı. Mektubun Amed'e BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş tarafından getirildiğini belirten Önder, Demirtaş'a geç teslim edilmesinden ötürü de mektuba ancak Newroz'dan bir önceki gece saat 1 civarında ulaşabildiklerini söyledi.

'Coşkuyla birbirimize sarıldık'

Mektubu ilk olarak Amed'de BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, BDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk'la birlikte okuduklarını belirten Önder, o günü şöyle anlattı: "Devlet bu Newroz mektubunu o kadar geciktirdi ki Selahattin Bey havaalanından alıp geldiğinde gece bir iki sularıydı. Biraz çerçevesinden haberimiz vardı. Sayın Öcalan bizimle paylaşmıştı ama bu kadar vurucu bir metin çıkacağını doğrusu biz de beklemiyorduk. Mektubun okunması bittiğinde coşku ile birbirimize sarıldık. Gültan hanımın evinde okuduk. Düğün bayram havasına girdi ev, bir duygu seli oluştu. Ondan sonra hemen kendimizi toparladık gece saat 4 olmuştu hemen tercümesine giriştik."

'Nefes nefese yetiştim'

Sabah kadar metnin Kürtçe tercümesinin hazırlandığını ifade eden Önder, Türkçe okuyacağı mektubu ise Newroz alanına milyonların kalabalığından ötürü son anda yetiştirebildiğini söyledi. "Nefes nefese kürsüye yetiştim" diyen Önder, şöyle devam etti: "Bağımsız ve seri bir şekilde kürsüye ulaşabilme yolunu ayarlayamamıştık. Yaklaşık iki saatte Newroz alanına ancak varabildim. Araçla gitmenin imkânı yoktu, kalabalık da bizi epey geciktirdi. Yani neredeyse Türkçesi yetişemeyecekti öyle söyleyeyim."

'İlkokul çocuğu gibi defalarca okudum'

Önder, Newroz alanına ulaştıktan sonra ise en çok merak ettiği şeyin mektubun okunmasının ardından milyonlarda yaratacağı etki olduğunu söyledi. Deklarasyonu alanda okumadan önce bir "ilkokul çocuğu gibi" defalarca okuduğunu anlatan Önder, "Tarihi bir ana tanıklık etmenin hem heyecanı hem sorumluluğu hem de onuru vardı üzerimde" diye belirtti. Mektubu okumaya başladığı sırada ön sıralarda duran kitlenin arasında göz yaşlarına hakim olamayanların olduğunu gördüğünü ve o an ne kadar tarihsel bir ana tanıklık ettiğini hissettiğini sözlerine ekledi.

'Ağlayanlar, kucaklaşanlar oldu'

Mektubun okunmasının ardından milyonların doldurduğu alandaki havayı "sanki büyük bir şenlik alanıydı" ifadeleriyle niteledi. Önder hiç unutamadığı ve hafızasına kazınan anın ise mektubun okunmasının hemen ardından insanların yanındakilerle kucaklaşmasını gördüğü an olduğunu söyledi. Önder, "İlk defa büyük bir dönemin başlangıcında olduğumuzu hissettim o mektubu okuduktan sonra. Ondan birkaç gün önce de Kandil'deydim. Benzer bir coşkuyu orada da gözlemledim. Oradaki gerillanın ve karşılaştığımız diğer siyasi kişiliklerin büyük bir coşku ve güç verdiklerini gördüm" dedi.


‘Öcalan Amed’de olabilirdi’
Ancak AKP Hükümeti'nin Öcalan'ın "Demokratik Kurtuluş Manifestosu"nun açığa çıkardığı coşku ve enerjiye layık bir ciddiyetle ele almadığını belirten Önder, eğer böyle alınmış olsaydı Öcalan'ın belki de bu yıl yapılacak Newroz'da Amed'den bütün Türkiye halklarına, buna emek sunan ve katkı veren herkese büyük teşekkür konuşması yapabileceğini söyledi.

Dar çıkarlara kurban edildi
"Eğer herkes barış sorumluluğuyla ve insani sorumlulukla yaklaşsaydı, belki bu Newroz'da Sayın Öcalan'ın mektubunu değil bizatihi kendisinin halkla kucaklaşmasını görebilirdik" diyen Önder, son olarak şunları belirtti: Bütün sivil siyasetçilerin halkla kucaklaşmasını izleyebilirdik. Bunu bütün Türkiye'deki insanların en yakınındaki insana sarılması olarak görebilirdik. Bundan daha başka hiçbir sonuç doğurmazdı. Ama ne hükümetin ne de bizim dışımızda kalan muhalefet bu sorumlulukla yaklaşmadılar meseleye. Nefreti, ırkçılığı ve savaşı önceleyen bir hat tutturmayı kendi günlük dar çıkarları için daha elverişli gördüler. Bu gün için böyle gözüküyor olabilir ama insanlığın mahşeri vicdanında ve tarihinde üzerlerinden hiç çıkmayacak bir lanetin yüklenicisi olmaktan başka bir işe yaramayacaktır."



ÇAÐDAŞ KAPLAN/DİHA/İSTANBUL