SADİYE ESER / MA / İSTANBUL

UNESCO’nun tehlike altındaki diller arasında saydığı Lazca hakkında çalışmalar yürüten Adnan Avcı, yıllardır fıkralara, mizah öğelerine ve şive taklitlerine hapsedilen Lazcanın acilen “iade-i itibara” ihtiyacı olduğunu söyledi. Çeçen halkından Kadir Polat ise, Türkiye’yi, ”Diller Hapishanesi”ne benzetti.

Türkiye’de yaşayan Çeçenlerden Kadir Polat ile Laz dili ve kültürü üzerine çalışma yürüten Adnan Avcı, 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü öncesi halklar arası iletişimin kapısı olarak gördükleri anadillerine dönük baskılara dair konuştu.

Dilin bir iletişim aracı olmasının çok daha ötesinde olduğunu dile getiren Kadir Polat, dilin bir kültürün kendini yarınlara taşıyabilmesinin aracı olduğunu görüşünde.

Anadilin aynı zamanda özgün masalları, destanları, şarkıları, şiirleri, fıkraları ve tarihi ile bir halkın diğer tüm halklarla kurduğu iletişimde dışa açılan tek kapı olduğunu ifade eden Polat, anadilin önemini “Anadil yüreğin kapısıdır” sözü ile vurguluyor.

Çeçenler dillerini yitirdi 

Polat, diller açısından son derece zengin olan Türkiye’nin 1930’lu yıllarda devletin başlattığı tekçi, tek tipleştirici, merkeziyetçi, devlet odaklı asimilasyoncu politikaları sonucu adeta “Diller Hapishanesi”ne dönüştüğünü de söyledi. Resmi dil dışındaki dil ve kültürlere mensup halkların iradesinin bugün de yok sayılıyor olmasının ciddi bir trajedi olduğunu kaydeden Polat, bu politikalardan Türkiyeli Çeçenlerin de payına düşeni aldığını sözlerine ekledi.

Polat, “Ne yazık ki şehirleşmenin de etkisi ile dağılan Çeçen nüfusun çoğunluğu anadilini ve kültürlerini yitirmekle yüz yüze kalmıştır” diye belirtti.

Anadil hakkının temel hak olarak kabul edilmesi ve anadillerin anayasal güvence altına alınması gerektiğini ifade eden Polat, ‘’Anadilde eğitim-öğretim hakkı, kamusal alanda dil kullanımının önündeki engeller kaldırılmalı ve radyo-televizyon yayını yapma konusundaki sınırlamalar kaldırılmalıdır.  Anadolu’daki yok olma tehdidi altında olan diller koruma altına alınmalı ve bu dillere pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır” dedi.

Lazca kan kaybediyor 

Laz dili ve kültürü üzerine çalışma yürüten Adnan Avcı ise tehlike altında bir dil olan Lazcanın her geçen yıl kan kaybetmeye devam ettiğine ifade etti.

Lazcanın tehlike altında olmasından daha üzücü olan durumun, Türkiye’de nüfusun neredeyse yarısının ya böyle bir dilin varlığından haberdar olmaması ya da Lazcaya Türkçenin bir ağzıymış muamelesini bilerek yapması olduğunu söyleyen Avcı, verdikleri mücadelenin bir boyutunun da Lazcanın bir dil olduğunu kamuoyuna anlatmak olduğunu belirtti.

“Yıllardır fıkralara, mizah öğelerine, şive taklitlerine hapsedilen Lazcanın acilen iade-i itibara ihtiyacı var” diyen Avcı, bu nedenle kendilerine görevler düştüğünü die getirdi.

20 sene sonra… 

Lazcanın anaokulundan lisansüstü eğitimine kadar kendisine yer bulamaması halinde 20 sene sonra bu dili konuşanlara türünün son örneği muamelesi yapılacağını söyleyen Avcı, bu nedenle Lazca için tek kurtuluşun eğitim dili olması olduğunu altını çizdi.

Bu nedenle acilen  ciddi ve samimi adımlara ihtiyaçları olduğunu vurgulayan Avcı, “Fakat siyasi iklimde hızlanan otoriterleşme, ekonomik krizdeki derinleşme devam ettikçe Lazca için umutlar azalıyor. Başka bir siyasi atmosfer yaratmak sadece daha yaşanılabilir bir ülke için değil anadillerimiz için hayati önemdedir. Bu konuda da hepimize sorumluluklar düşüyor” dedi.