AB ile İngiltere arası bir uzlaşı sağlanmaması halk tarafından büyük tepkilerle karşılanıyor artık. İngiltere’de yüzbinlerce kişi sokaklara dökülüp sürekli tıkanan müzakere sürecini protesto etti. Yumuşak bir çıkışı isteyenlerin başlattığı imza kampanyasına destek bir milyona yaklaştı. Bu tıkanmanın İngiltere’deki ekonomi kaybı saymakla bitmez. Aylardır süren belirsizliğin ardından AB ile aralarında geçici finansal hizmetler anlaşmasıyla İngiltere’nin Avrupa piyasalarına erişim hakkı verildi. Tabi her şey geçici. Şimdilik yani.

Muhafazakar Parti, halkın desteğini biraz da olsa geri tutmak için 2010’dan beri sürdürdüğü kemer sıkma politikalarını sonlandırma kararı verdi. Yani kamu yatırımları artırılacak. Otoyollar iyileştirilecek. Sağlık sisteminden dem vuranlara da müjde verildi. Hükümet sağlık sistemine gelecek 5 yıl içerisinde 20.5 milyar sterlin yatırım yapma sözü verdi. Ekonomik büyüme geçmişe kıyasla daha düşük olmasına rağmen nasıl olur da tasarruflara son veriliyor. İleri ki yıllarda da bütçe açığının yavaş yavaş azalacağı açıklamasını yapıldı. E hani para yoktu? Maliye Bakanlığının tüm bu olumlu politikalarının ekonomik büyüme tahminleri ve bunun da beraberinde getireceği daha yüksek vergi geliri üzerinden yola çıkıldığını açıkladı. Böyle bir büyüme tahminine nereden varılıyor? AB’den çıkınca ekonomik düşüşün olacağına kesin gözle bakılırken hem de. İhtimaller üzerinden halk idare edilmeye çalışılıyor. 8 sene kemerleri sıktıktan sonra hükümetin tam dibe çökeceği dönemde bu kemerleri gevşetme kararı rüşvet değil mi?

2016’da yapılan AB’den çıkış referandumun meşruluğu bile halen tartışılıyor. AB’den çıkışı destekleyen kampanyaya bağışta bulunan işadamı Aaron Banks’ın kendi sigorta şirketi çalışanlarına AB’den çıkışı destekleyen kampanya için çalışmaya zorlamış, çalışanlar referandum öncesi milyonlarca kişiye internet aracılığıyla AB ve mülteci karşıtı reklamlar göndermiş. Bunu bu hafta öğrendik. Banks adına iki sene önce bir soruşturma başlatılmış ve Başbakan May o zaman İçişleri Bakanıyken bu soruşturmayı durdurduğu haberleri basına sızdı bu hafta. AB’den çıkışı destekleyen kampanyaya Banks’ın 8 milyonluk bağış yaptığını düşünürken meğerse bu paranın başla bir şirketten aktarıldığını yine bu hafta öğrendik. Şirketin ne olduğu araştırılıyor. Ama şirket İngiltere sınırlarında değil. İngiltere’de olmadığı için bağış da haliyle kanunlara aykırı aslında. Rusya’nın parmağı olduğu düşünülüyor. AB’den çıkış için verilen şaibeli bağışlar konusunda başlatılan ilk soruşturma değil. Ama durum değişmiyor. AB’den çıkışı destekleyen bu kampanyanın (Leave EU adında) resmi bir kampanya değil de özel bir kampanya olduğu için kural ihlalleri dikkate alınmıyor. İyi de bu kampanya aylarca halkın aklını çelmek için türlü türlü çirkin yollara girişti. Bu yasal mı?

Referandum üzerinden iki sene geçti. Çoğunluğun oyunu almak için ne dümenler döndüğü bir bir ortaya çıkıyor. Ama nafile. Demokrasi resmen tiye alınıyor. Onca yalana, manipülasyona, rüşvetlere rağmen referandum hükmet tarafından geçersiz görülmüyor. Artık nasıl da güçlü bir kesim, AB’den çıkılmasını istiyor ki İngiliz kanunlarını bile ezip geçebiliyor. İngiliz demokrasinin bu kadar kırılgan olacağını kim düşünebilirdi.