Spinoza, “Işığın hem kendisini hem de karanlığı ortaya koyması gibi hakikat de hem kendisinin hem de yanlışın ölçüsüdür” der. Leyla Güven’in toplumsallaşan eylemi de anlamlı bir yaşamın ışığını ve hakikatini anlamamızı sağlayan bir yerde. Ve bizim özellikle de kadınlar olarak varlığımızı nasıl gerçekleştirdiğimiz sorularını sormamıza vesile oluyor.

Köksüzlüğün alabildiğine büyüdüğü hatta bir kültür haline dö­nüş­türüldüğü bir çağda varlığımızı nasıl gerçekleştiriyoruz? Sözcüklerin, düşüncelerin, bakışların, sıcak selamlaşmaların hızla tüketildiği bir zamanda hayata nasıl tutunabiliriz? Parmaklarının ucunda dünyayı dolaşan, herşey hakkında bir fikri olan ama hiçbir şeyi tam bilmeyen, bir müziğin ezgisinde ufuklara yol almanın mutluluğundan bihaber olan, ruhunu yansıtmayan soğuk bakışların girdabında yalnızlaşan binler, onbinler… Toplum diyemeyeceğimiz bir bireyler topluluğu… Biyolojik ve güdüsel bir yaşamın sınırında gidip gelen bireyler topluluğu… Ve bu topluluğu her an cinsiyetçilik, milliyetçilik, dincilik ve bilimcilik ile yabancılaştıran bir sistem… İdeolojisi liberalizm uygulaması faşizm olan bir sistem!

Avrupa ülkelerinde yaşayan bir tanıdığıma, “Nasıl yaşıyorsunuz? Başınıza bir şey geldiğinde kim size yardım ediyor? Diliniz şiştiğinde biriyle sohbet etmek istediğinizde kiminle görüşüyorsunuz?” diye sorduğumda anlamadığını belli eden bir bakışla yüzüme bakmıştı. Ben de gayri ihtiyarı, “Nihayetinde insan sosyal bir varlıktır. O manada!” demiştim ne demek istediğimin doğru anlaşılması kaygısıyla… Gözlerimin içine çok da inmeyen bir bakışla, “Burada başımıza bir şey gelse devleti ararız. Bütün telefonlar bizde kayıtlıdır. Komşumuzu ya da akrabamızı rahatsız etmeyiz, sorumluluk da almayız” demişti. Normal bir iletişimi rahatsızlık verme kaygısıyla dahi kendisinden esirgeyen ve sadece devlete güvenen, ona karşı sorumluluk duyan bir insanlar topluluğu… Güvenli, düzenli, garantili, numaralı bir sistem işte… Mekanik yani… Kant’ın ödev ahlakı ekseninde devlete karşı sorumluluklarını yerine getirerek yaşama tutunan planlı programlı insanlar ya da…

Bizim coğrafyamızda ise hayata tutunmanın yöntemleri farklıdır. Her bireyin hem tikel hem tümel olan bir realitesi vardır. Yani hem bireysel hem kolektif anlamda bir zaman ve mekanı sırtlar, anlamlarımızı böyle biriktiririz. Varlığımız coğrafyamızdır. Burada yaşadıklarımız bizim öykümüzdür. Yaşadıklarımızın anlamlandırma gücümüz kişiliğimizin mayasıdır. Yani özüdür. Özümüzü içinde şekillendiğimiz coğrafyanın ya da doğanın anlamları ile oluştururuz çünkü. Coğrafyamız bir nesne biz de onun sahibi değiliz.

Bu anlamda Leyla Güven’in eylemi bir öze dönüş eylemidir aynı zamanda. Ardından bıraktığı izlere bakan bir yerde değil bizzat içinde hücre hücre o anlamı koruyan ve bunun için direnen bir yerdedir. Özgürlüğünden taviz vermeyen, yurtseverliğini onure eden, mücadelesini yaşamıyla dirhem dirhem anlatan, iradesiyle bir kadının dünyanın bütün geriliklerine nasıl başkaldırdığını gösteren ve kadının bu değerlerle yani Kadın Kurtuluş İdeolojisi ile özgürleşeceğine güvenen… Köksüzleşmeye karşı biriktirdiği anlamları anlatan… Liberalizmin sularında umutsuzluğun alasını yaşayan, özüne yabancılaşan ideolojilere karşı toprağının, kültürünün, kadın kimliğinin, mücadele bilincinin, örgütlenme gücünün ve özgür kadınla hayatın güzelleşeceğinin iddiasını taşıyan bir yerdedir. Yol arkadaşlarıyla birlikte temsil ettikleri özlü hakikatin anlaşılması için direniyorlar. Kadının ve Kürt’ün yokluğu üzerine kendini inşa eden bir sisteme ilkeleriyle canlarını siper ederek... Bireyin özgürlüğünü güdüsel yaşamın sınırlarına hapseden bir sistemde bunun anlaşılması elbette çok zor olacak… Ancak varlığının gerekçesini kadın kurtuluş ideolojisi ile tahlil edenlerdir şimdi umudu taşıyan… Cinsiyetçiliğe dayanan bir sistemde kendini böylesi bir ruh, düşünce gücü, örgütlenme bilinci ve mücadele azmi ile güzelleştiren…

Varlık gerekçesini bu inancın harcı ile ideolojisi ile anlatan Leyla Güven’in bilinci, hepimizin umudu aynı zamanda. Umudun yaşaması şimdi bizim sorumluluğumuz da… Evet hakikaten zorlu bir sınavdan geçiyoruz. Leyla Güven’in dediği gibi… Umudun yaşamasını, Leyla’nın yaşamasını başarabilirsek sınavı kazanacağız…