Kuşkusuz bu durum Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Körfez Savaşı üzerinde gelişen Üçüncü Dünya Savaşının bir sonucu oluyor. Bu savaşın daha ne tür gelişmeler yaratacağı ise bilinmiyor. Fakat mevcut gelişmeler bile herkesi derinden düşündürmeye yetiyor. Bu çerçevede herkes söz konusu olayı tartışıyor. Bütün gündem IŞİD’in Irak’taki saldırıları üzerine kilitlenmiş bulunuyor. Neredeyse diğer tüm gelişmeler gündemden düşmüş durumda.
Elbette Irak’taki IŞİD saldırıları ve Irak’ın fiilen üçe bölünmesi tarihi öneme sahip bir olaydır. Dolayısıyla bu olayın tartışılması ve gündem olması anlaşılır bir durumdur. Çünkü söz konusu gelişmeler bu dünyadaki herkesi ilgilendirmektedir. Tabi en çok da Ortadoğu bölgesini etkilemekte ve bu bölgenin toplumlarını ve siyasal güçlerini ilgilendirmektedir. Kürdistan ve Türkiye ise söz konusu gelişmelerin doğrudan etkisi altındadır.
Irak’ın Sünni Arap bölgesinin IŞİD tarafından ele geçirilmesi son bir yıldır Rojava’da yaşanan çatışmaların ve IŞİD saldırılarına karşı Rojava Kürtlerinin gösterdiği kahramanca direnişin de yeniden değerlendirilmesini gündeme getirmiştir. Bazı çevreler PYD ve YPG’nin bir yıldır gösterdiği direnişin insanlık açısından ne kadar önemli olduğunu açıkça itiraf etmektedir. Aynı zamanda Rojava halkının direniş gücünün ne kadar büyük olduğu da ortaya çıkmaktadır.
Irak’ta yaşanan sarsıcı gelişmeler üzerine en çok tartışılan bir husus, IŞİD saldırıları ardında hangi güçlerin olduğudur. Öyle ya, bir devlet bile yabancı topraklar üzerinde bu kadar hızlı ilerleyemez. Bu konuda ABD ve İsrail’den AKP’ye kadar birçok gücün adı geçmektedir. Yine bu gücün geçmişte İran ve Suriye yönetimlerinden destek gördüğü bilinmektedir. Ayrıca eski Baas kalıntılarına dayandığı ve El Kaide’nin uzantısı olarak doğduğu da bilinen bir gerçektir. IŞİD mevcut saldırıları geliştirirken bölgede yaşanan siyasal boşluktan yararlanmıştır, ancak yine de bazı destek ve teşvikler görmeden söz konusu saldırıları başarması mümkün değildir.
Irak Şam İslam Devleti adlı örgüt, son bir yılda yaptığı gibi Kürdistan’a yönelik saldırılarını devam ettirecek midir? Rojava Kürdistan’a yaptığı gibi, sınırına dayandığı Güney Kürdistan’a yönelik de saldırılar geliştirecek midir? Bu sorular Kürt siyasal güçlerini ve tüm Kürtleri ciddi biçimde düşündürmektedir. Yine IŞİD’in Türkiye ile ilişkileri bundan sonra nasıl seyredecektir? Özellikle Rojava’ya yönelik saldırılarda AKP’den ciddi destek gördüğü hep tartışılmıştır. Musul elçilik baskını AKP hükümetini fazla tedirgin etmemiş görünse de, Ortadoğu’da dengelerin ve statükonun değişmesi kuşkusuz Türkiye’yi yakından ilgilendirmektedir. Acaba bu gelişmeler Türkiye’yi nasıl etkileyecektir?
Şimdi Türkiye ve Kürdistan kamuoyu yoğun bir biçimde bu soruların cevabını tartışmaktadır. Adeta gündem tümüyle buraya kilitlenmiş durumdadır. Neredeyse Türkiye’nin tüm yakıcı sorunları unutulmuş gibidir. Daha doğrusu Lice direnişi gibi AKP’yi temellerinden sarsan olaylar bile Irak gündeminin gölgesi altında kalmıştır. Özellikle AKP yöneticilerinin ve yandaşlarının Irak’taki söz konusu gelişmelere sarılarak Lice ve çevresinde yaşanan olayları hasıraltı etmeye çalıştıkları gözlenmektedir.
Oysaki Kuzey Kürdistan halkının Lice’de geliştirdiği direniş ile Irak’ta yaşanan olaylar arasında bağlar vardır. Her ikisi de Birinci Dünya Savaşının yarattığı statüko ve buna karşı yaşanan mücadeleler içinde doğmaktadır. Bu statükonun Kürtleri ve Arapları rahatsız ettiği ortadadır. Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı içinde bu statükonun değişeceği anlaşılmaktadır. Bu da eski statükoya göre şekillenen güçleri, özellikle de Türkiye ve İran’ı ciddi biçimde rahatsız etmektedir.
Peki şimdi ne olacak? Irak üçe bölündüğüne ve artık eskiye dönüş mümkün görünmediğine göre, Türkiye bu gelişmeleri nasıl karşılayacaktır? “Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasından yanayız” gibi sözlerin artık beş para etmeyeceği açıktır. Yine “Güney sınırlarımızda yeni devletlerin kuruluşunu kabul etmeyiz” diyerek Kürt karşıtlığı yapmak Türkiye’yi hiçbir yere götürmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve AKP Hükümetinin mevcut gelişmeler karşısında yeni ve demokratik politikalar üretmek zorunda olduğu ortadadır.
İşte bu noktada Kürt halkının Lice direnişi ile ortaya koyduğu tutum ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunu için geliştirdiği demokratik özerklik çözümü Türkiye’nin imdadına yetişmektedir. Irak’ın üçe bölündüğü ve Ortadoğu’nun parçalanmakta olduğu bir ortamda Türkiye’yi kurtaracak olan tek politikanın söz konusu demokratik özerklik çözümünü kabul etmek ve zaman geçirmeden uygulamak olduğu açıktır.
Çünkü ancak Önder Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik özerklik projesi Türkiye’yi demokratikleştirir ve Kürt sorununu çözer. Ve ancak Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin tam demokratikleşmesi Türkiye’yi bölünmekten kurtarıp birlik içinde tutar. Bunun artık başka yolunun kalmadığı açıkça ortadadır. Geçmişte olduğu gibi, Kürdü inkar etmek ve imha etmeye çalışmak artık mümkün değildir. AKP’nin şimdiye kadar yaptığı oyalama ve zaman kazanma politikası ile de durumu kurtarmak artık mümkün olmayacaktır.
O halde AKP Hükümetinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hem Lice direnişini ve hem de Irak’ta yaşanan gelişmeleri doğru okuması gerekmektedir. Bunun yolu da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği çözüm projesini esas almak ve gecikmeden uygulamaya koymaktır. Bu proje iç ve dış olmak üzere iki boyuta dayanmaktadır. İç boyut, Türkiye’nin tam demokratikleşmesine dayalı olarak Kürt sorununun demokratik özerklik çözümünü gerçekleştirmektir. Dış boyut ise, Misakı Milli’nin güncelleştirilmesini içermektedir. Yani Güney ve Batı Kürdistan’a yönelik yeni demokratik politikalar geliştirmektir.
Türkiye’yi mevcut gelişmeler karşısında ayakta tutacak ve güçlü kılacak olan bu iki boyut iç içedir ve bütünlüklü bir proje durumundadır. Kürdistan’ın diğer parçalarına yönelik doğru bütünleştirici politikalar izleyebilmek, ancak Türkiye sınırları içindeki Kürt sorununu demokratik siyasetle çözmeye bağlıdır. Bu olmadan, yani içerdeki Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin diğer parçalardaki Kürtlerle karşılıklı yarara dayalı demokratik ilişki geliştirebilmesi mümkün değildir. Bu durumda ancak mevcut AKP-KDP ilişkisi gibi çıkara ve sömürüye dayalı bir ilişki kurulabilir.
Kürt ve Türk ilişkilerinde doğru demokratik ilişkiyi ise, çok somut ve uygulanabilir bir biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ortaya koymaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı tam bir bütünlük içinde bu çözüm projesini esas almakta ve bu projenin hayata geçmesi için mücadele etmektedir. İşte Lice Direnişi bu mücadelenin zafer çizgisindeki gelişiminin bir yeni kıvılcımı durumundadır. Her ne kadar AKP Hükümeti şiddetle karşılayıp katliamlar yapmış olsa da, gerçekte AKP’ye doğru yolu gösteren ve çıkmazdan kurtulmasını sağlayan Lice direnişi olmuştur.
Bu nedenle Lice direnişi sadece Kürtler açısından bir kıvılcım ve demokratik kurtuluş yolu değil, onunla birlikte devleti ve hükümeti de yaşadığı çıkmazdan kurtaran en ciddi adımdır. Eğer devlet ve AKP Hükümeti gerçeği görür ve buna uygun yaklaşırsa, Lice direnişinin yarattığı sonuçlar kendilerini çıkmazdan kurtarır. Tabi böyle yapmazsa da, o zaman Lice direniş kıvılcımını çakmayı başaran Kürtler onu zafere taşımayı da başarır.
O halde herkes Lice direnişinin verdiği mesajı doğru okumalı ve içerdiği dersleri doğru çıkarmalıdır. Belli ki bu tutum herkesin çıkarınadır. Böyle çözümleyici özelliklere sahip olan Lice direnişini selamlarken, bu direnişin kahraman şehitlerini de saygıyla anıyoruz!
Lice direnişi bir kıvılcım
Musul düştü, Irak’ın Sünni Arap kesimi “Irak Şam İslam Devleti-IŞİD” adlı örgütün eline geçti. IŞİD güçlerinin Bağdat’a doğru ilerlediği belirtiliyor. Böylece Irak fiilen üçe bölünmüş oluyor. Artık Maliki yönetimi sadece bir Şii yönetimi. Bu yönetimin Kürt bölgesiyle de ilişkisi kalmadı. Irak’taki bölünmeye Suriye’deki parçalanma da eklenirse, artık Birinci Dünya Savaşının Ortadoğu’da ortaya çıkardığı statükonun tamamen parçalanmış olduğu söylenebilir.