Dağıtılan bir bildiriyi alıp almama da bir demokratik haktır. Hiç kimse kendi bildirisini zorla dağıtamaz. Benim bildirim ille de alınacak diyemez. Kaldı ki kendilerine Hüda-Par, yani Allah partisi diyenlerin bildirisini almamada bu halk haklıdır. Çünkü bu partinin ne Allah’ı, ne peygamberi, ne de dini ve imanı vardır. Bugün Suriye’de IŞİD çeteleri nasıl ki kafa kesiyor, en insanlık dışı saldırıları yürütüyorsa, 1990’lı yıllarda aynısını bunlar Kürt halkına yapıyordu. Hizbullah adı altında Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini bastırmak isteyen JİTEM’in kontrolünde insanlık dışı cinayetler işliyorlardı. Böylece halkı sindirmeyi hedefliyorlardı. Bunların zihniyetinde propagandayla kendi yanlarına çektikleri dışındakileri zorla sindirmek vardır. Bunu da Allah ve peygamber adına yapmaktadırlar.
Hüda-Par’a da, bunun arkasındaki örgüt olan Hizbullah’a da bu halk tepkilidir. Tepkili olmaya devam edecektir. Geçmiş yıllardaki cinayetlerin kapsamlı bir özeleştirisini vermeden bu halkın bunlara normal bir siyasi güç gibi bakması düşünülemez. Geçmişte bize sızmalar olmuş diyerek, yine insanlık dışı saldırılarını “PKK bize saldırdı, biz de kendimizi koruduk” gibi bir yalanla saptırmaya çalışıyorlar. Bunlar da inandırıcı olmuyor. Son saldırı biçimleri bu kesimlerin zihniyetinin değişmediğini gösteriyor. Zorla halkı sindirmek hala temel yöntemleri. Cizre’de saldırılarla birçok yurtseveri yaraladılar. Batman’da bir yurtseveri katlettiler. Bunlar 1990’lı yıllardaki zihniyet ve pratiğin aynısıdır; herhangi bir değişiklik yoktur. Bu nedenle Kürt halkı da bu güçlere tutum alacak, haklı olarak bildirilerini de reddedecektir, söylemlerini de dinlemeyecektir.
Bu saldırılarından da anlaşılmıştır ki bu grubun gerçeğinin daha fazla teşhir edilmesi gerekmektedir. Zaten kendileri sürekli aleyhte propaganda yaparken esas hedefleri BDP’dir, Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Öyle AKP ile, iktidar ile, Kürdistan’da uygulanan kültürel soykırımcı sistemle sorunları yoktur. Sadece halkı aldatıcı bazı söylemlerde bulunmaktadırlar. Esas yaptıkları da son günlerde açığa çıkan MİT raporunda Kürdistan’da dinin kullanılarak halkın PKK’den uzaklaştırılması yönündeki psikolojik harekattır; Türk devletinin psikolojik harekatının parçaları olmalarıdır.
Kürdistan’da 1990’lı yıllarda binlerce faili meçhul cinayet işlenmiştir. JİTEM’in işlediği cinayetler yanında kendilerine Allah’ın partisi diyen bunlar da cinayetler işlemiştir. Hem de polisin koruması ve denetiminde! Öyle ki işlenen cinayetlerin hangisi JİTEM’e, hangisi bunlara ait ayırt edilemiyordu. Çünkü tüm cinayetler devlet güçlerinin koruması altında yapılıyordu. Zaten 2000’li yıllarda birçok devlet yetkilisi “Devlet Hizbullah’ı PKK’ye karşı kullanmıştır” itirafını yapmışlardır. Bir gün devletin belgeleri açıklandığında bunların nasıl kullanıldığı tüm detaylarıyla ortaya çıkacaktır. Kürtlerin tarihinde bunların yaptığı ihanet kadar, halk düşmanlığı kadar hiçbir gücün bu halka ihanet ve düşmanlık yapmadığı görülecektir. Kendilerini devlet dışı gördüklerine göre yaptıklarına ihanet ve halk düşmanlığı dışında bir şey denilemez.
Bilindiği gibi 1990’lı yıllar Kürt halk tarihinde görülmemiş düzeyde serhildan yaptığı yıllardır. Büyük bir halk uyanışı, halk devrimi gerçekleşmiştir. Kürdistan tarihinin en büyük halk hareketleri bu yıllarda gelişmiştir. Öyle ki Türk devleti içinde “Ver kurtul mu, vur kurtul mu?” tartışması olmuş, “Vur kurtul” kararı alınmıştır. Bunun için kirli bir savaş yürütülmüştür. Serhildanları bastırmak için her yol ve yöntem kullanılmıştır. Serhildanlara saldırmış, onlarca, yüzlerce insan katledilmiştir. Bu kirli savaşta en fazla kullanılan da Hizbullah denen grup olmuştur. Bu nedenle halk bu gruba hizbul-kontra demiştir. Hatta ‘hizbul-şeytan’ diyenler de olmuştur. Kürt tarihinin en önemli döneminde bu devrimin uyanışını bastırmada kullanılmalarını bu halk tabii ki unutamaz.
Yanlışlıkların, bu yönlü suçların bir daha ortaya çıkmaması için halkın hafızasının güçlü olması gerekir. Halk Hizbullah’ın geçmişte yaptıklarını unutmazsa bu tür gruplar da eskiden yaptıklarına yeniden cüret edemezler. Geçmiş bilinmezse bu tür gruplar eski yaptıklarını bir daha hortlatabilirler. Bu açıdan bu tür olaylar vesilesiyle halkın hafızasının tazelenmesi gerekir. Bu hafıza canlanmalı ki bu tür gruplar yalanlarla, yanlışlarla, demagojilerle gerçekleri çarpıtmasın ve üstünü örtmesin!
Kuşkusuz Kürt halkı bu olayların bir daha olmasını istemiyor. Kim ister o eski olayları? Ama bu tür olayların olmaması için de halkın tarih bilincinin olması gerekir. Toplumun tarih bilinci olmazsa özsavunmasını iyi yapamaz Kendisine yöneltilen saldırılardan kendisini koruyamaz. Tarih bilinci ne kadar yüksek olursa o kadar bu olayların önüne geçilebilir, ya da bu olayları yapmaya kimse cüret edemez.
Bu saldırı BDP ile bu güçlerin çatışması değildir. BDP’nin hiçbir siyasi güce saldırma diye bir şeyi söz konusu olamaz. Meydana gelen olaylar Hüda-Par denen partinin halk üzerinde zorla otorite kurma ve sindirmek istemesi sonucu çıkmaktadır. Halkın bildirisini almamasına ve dinlememesine şiddetle cevap verilmesidir. Devlet ve hükümetin şu anda Kürdistan’da birinci hedefi BDP’yi geriletmektir. Hüda-Par devletin ve AKP’nin bu politikasından kendine göre yararlanmak istemektedir. 1990’lı yıllarda da böyle bir anlayışla hareket ederek her türlü saldırıyı yapmışlar, cinayetler işlemişlerdir.
Bu durum karşısında Kürt halkının duyarlı olması gerekir. MİT’in “Kürdistan’da halkın dini duyguları istismar edilmeli, bu tür gruplar ve cemaatlerin çalışması teşvik edilmeli” biçimindeki politika ve uygulamaları bundan sonra Hüda-Par ya da başka bir biçimde pratikleşebilir. Bu açıdan halkın dini inancını istismar ederek halkın özgürlük ve demokrasi mücadelesini geriletmek isteyenlere karşı duyarlı olunmalıdır. Bunların yalan ve demagojilerle toplumu etkilemesine izin verilmemelidir. Aslında bazı sitelerde yayınlanan bu MİT belgesi üzerine iyi bir halk eğitimi yapılmalıdır. Bu belge devletin karakterini ortaya koymaktadır. Şark Islahat Planının güncellenmiş biçimidir. Ergenekoncuların, derin devletin, klasik iktidar bloklarının Kürtler üzerinde uyguladığı politika şimdi din örtüsü kullanılarak pratikleştirilmek istenmektedir. Diğer ideolojik argümanları iflas eden Türk devleti şimdi MİT belgesine ortaya konduğu gibi dini cemaat ve grupları kullanmak istemektedir. Devlet tarafından önü açılmak ve teşvik edilmek istenen gruplardan biri de bu Hüda-Par’dır.
Lice saldırısı gerçeği