Dört bir yandan sesler yükseliyor: Aman provokasyona dikkat!

Provokasyon denilince çoğunluğun aklına gösteri, yürüyüş ve miting geliyor.
Gerçekleştirenleri belli, amacı ve hedefi bilinen, niteliği ve biçimi ile görünen bir olay veya eyleme provokasyon denilmez.
Provokasyon, failleri ve amacı meçhul olay ve eylemler için söz konusu olabilir.
Mesela bir anlaşma gereği, savaşan taraflardan biri, ellerinde silahları ile geri çekilirken, diğeri dağ, tepe demeden karakolların yapımını hızlandırırsa, bu tam anlamıyla provokasyon olur.
Devlet, AKP ve Erdoğan, sürecin başlangıcından itibaren, bu sürecin amacına ve ruhuna uygun tek bir adım atmıyor. Hep geçmişte yapılanlar ve ileride yapılacak olanlara ilişkin vaadlerde bulunuluyor. Hükümet “bugün”e ve “şimdi”ye kimseyi katmadan, kendi bildiği gibi yürütmek istiyor. İstanbul Gezi eylemi ve Lice köylülerinin eylemi, bu pervasızlığa karşı toplumun demokratik müdahalesidir.
Anayasa değişikliği, ceza yasalarında, siyasi partiler yasasında hiçbir değişiklik yapılmadı. Erdoğan seçim barajının kaldırılmayacağını, anadilde eğitim hakkının tanınmayacağını, karakolların ve barajların yapımının devam edeceğini gayet açık ve anlaşılır bir şekilde belirtti.
Bu açıklamadan anlaşılmayan, kapalı ve gizli bir anlam çıkarılabilir mi?
Madem bundan sonra silahlar susacak, siyasal yöntemlerle sorunlar çözülecekse, karakolların yaygınlaştırılması, bütün stratejik tepelerde, yangından mal kaçırırcasına büyük karakolların inşasının anlamı ne?
Gayet açık: Kürdistan’da, ileride daha büyük ve daha şiddetli bir savaş için hazırlık.
Gerilla geri çekilme ve eylemsizlik kararı vermeden önce, Türk ordusu ve fırsatçı müteahhitlerin değil Kürdistan’da  karakol yapmaları, bir yerden başka bir yere gitmeleri bile ciddi bir sorundu.
AKP ve Türk ordusu, gerillanın geri çekilmesini fırsat bilerek, “bu süreçten başka bir sonuç çıkmasa da yapacağımız karakollar yanımıza kar kalır” sinsiliği ve fırsatçılığı içinde.
21 Mart Amed Newroz’u ile başlayan “barış ve diyalog” süreci, başlangıcından günümüze, derin ve sinsi bir provokasyon ile sabote oluyorken, oluşan derin ve tehlikeli sessizlik, Lice halkının tarihi eylemiyle gözler önüne serildi.
Lice Kayacık köylülerinin yaptığı tam tamına bu sinsiliği teşhir etme ve sona erdirme sorumluluğu ve duyarlılığıdır. Liceliler, yeni karakollarla topraklarına tecavüz edilmesine müsaade etmeyeceklerini gösterdiler. Medeni Yıldırım bunun için şehit oldu.
Karakola yürüyen köylülerin ellerindeki büyük pankartta şöyle yazıyordu: “Siyasal savaş, yurtseverlik savaşı tarihe ve toprağa sahip çıkma savaşıdır.”
Liceliler topraklarına sahip çıkma kararlılığını gösterdiler.
Halkın üzerine ateş açılması emrini verenleri çıldırtan da, halkın bu yüksek ve derin yurtseverlik bilincidir.
Barış ve siyasal çözüm sürecinin ilerleyebilmesi, aynı zamanda sağlıklı ve katılımcı bir demokrasinin inşa sürecidir.
İnşa ise, demokrasiyi bir diktatörlük rejimine dönüştüren AKP ve Erdoğan’a karşı, toplumun şehirlerde, köylerde, sokakta, meydanlarda, üniversitelerde kendi taleplerini eylemleri ile gerçekleştirilebilir. Yoksa hükümeti ve parlamentoyu izleyerek değil.
İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’nin değişik kentlerinde, farklı kesimlerden insanların, “diren Lice seninleyiz” sloganı ile yürümeleri, toplumun uyanışını ve bu uyanışın büyüyeceğini gösteriyor. Çünkü Lice Kayacık köylüleri egemenlere, iktidar sahibi zalimlere karşı insanlık değerlerinin savunuculuğun yapıyor.