Barış İçin Öcalan’a Özgürlük Platformu tarafından Türkiye’de Kürt sorunu ekseninde eşit şartlarda müzakere için dünya deneyimlerden yararlanmak amacıyla düzenlenen konferans dizisinin ilkini oluşturan Bask ve Kolombiya deneyimlerinin tartışıldığı “Dünya Deneyimleri ve Liderlerin Rolü” konferansı, önceki gün İstanbul’da yapıldı.

İstanbul Elit World Otel’de yapılan konferansa konuşmacı olarak Bask Sorti Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Jonan Lekue, Sussex Üniversitesi Küresel Araştırmalar Okulu Öğretim Görevlisi Dr. Andrei Gomez Suarez katıldı.
Konferans, Barış İçin Öcalan’a Özgürlük Platformu Sözcüsü Zübeyde Teker’in yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. Konukları selamlayarak konuşmasına başlayan Teker, 2 yıla yakındır platform olarak çalışmalar yürüttüklerini, temel beklentilerinin dünya deneyimlerini aktarmak ve çıkarılan sonuçlarla Türkiye ve bölge için “Nasıl bir çözüm?” sorusuna katkı sunmak olduğunu söyledi. 1993 yılından bu yana PKK tarafından 8 kez ateşkes ilan edildiğini fakat hükümetlerin bu ateşkesleri olumlu olarak değerlendiremediklerini anımsatan Teker, 1 yılı aşkın süredir devam eden çözüm sürecinde Öcalan’ın umut verdiğini söyledi. Teker, “Onun da bizim de talebimiz olan çatışmasızlıktan çözüm sürecine geçmektir. Sayın Öcalan’a özgürlük bir bireye ya da siyasi tutsağa özgürlük talebi değil, toplumsal kurtuluş talebidir. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü, toplumsal kurtuluşun finalidir” dedi.

Bask barış deniyimi

Teker’in ardından Bask barış deneyimini anlatmak üzere Bask Sorti Partisi Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Jonan Lekue, “Ülke deneyimlerinde Bask Modeli” başlıklı bir sunum yaptı. Konuşmasına Rojava ve Lice’de katledilenlere başsağlığı dileyerek ve dayanışma mesajı vererek başlayan Lekue, Bask ülkesinin 3 özerk bölgesi olduğunu; 3 milyon kişinin yaşadığını ve 600 bin kişinin de Baskça konuştuğunu söyledi. Lekue, Bask ülkesinin tarihinin 200 yıllık bir sürece sahip olduğunu, bölgesel çatışmaların da Bask bölgesinde bu süreç içerisinde hep yaşandığını söyledi.

Siyasi çatışmalar

Bask ülkesinin var oluşunun kabul edilmesiyle birlikte halkın da kendi taleplerini dile getirmeye başladığını ifade eden Lekue, halkın taleplerini dillendirmesinin ardından ise siyasi çatışmaların başladığını belirtti. İspanya’da Franco faşist rejiminden sonra Bask ülkesinde halkın kendi kaderinin tayin etme hakkı için ETA’nın kurulduğunu hatırlatan Lekue, “Franco rejiminden sonra demokrasiye geçildi ama bu Bask için yeterli değildi. Anayasa’da kendi kaderini tayin hakkı tanınmadı. Böylece çatışmalar başladı. 40 yıldan fazla devam eden Franco rejiminden sonra silahlı çatışma devam etti ve sonunda siyasi politikaya geçilmesine karar verildi; ETA silahlı çatışmayı bitirdi. 80’lerin sonunda ETA delegeleri ve gerilla temsilcileri ile görüşülmeye başlandı. Ama devletle görüşmelerde başarılı olunmadı” diye konuştu.

Sürecin başarısızlığı

1990’larda ise ETA ile devlet arasında tekrar bir diyalog sürecinin başladığını ifade eden Lekue, bunun da başarılı olmadığını ve tüm süreçlerde Bask kısmında birlik olmayı destekleyenlerin olmasına rağmen tüm süreçlerde İspanyol hükümetinin bir çözüm bulma isteğinin olmadığını gördüklerini söyledi.
2005-2007 yılları arasında Zapetero hükümeti ile ETA arasında tekrar görüşmelerin başladığını dile getiren Lekue, yeni bir siyasi çerçeve bulunması için ETA ve İspanya hükümeti arasında teknik bir müzakereye gidildiğini, ancak İspanya hükümetinin barış anlaşmalarının maddelerini yerine getirmediğini ifade etti.
Bu sürecin başarısız olma nedeni olarak sürecin halka açık değil de gizli yapılmasını gösteren Lekue, iki tarafın da sorumluklarını yerine getirmediğini ve siyasi partiler arasında da başarısızlık olunca, diyalog sürecinin son bulduğunu belirtti. 2008-2009 yılları arasında diyalog başarısız olunca çatışmalar, gözaltılar ve işkencelerin başladığına işaret eden Lekue, ETA’nın tekrar silahlı çatışmayı başlattığını söyledi.

Devletten beklenmeden

2011 yılında barış için yerel örgütler oluştuğunu ve yeni bir strateji belirlendiğinin altını çizen Lekue, bu stratejinin “ülke ayağa kalk çözüm kararını al” şeklinde olduğunu ifade etti. Bu sürecin yeni demokratik barışçıl kanalların açılması üzerine olduğunu belirten Lekue, “Strateji, Bask ülkesinin demokratik bir şekilde kendi kararlarını alması yönündeydi. Silahlı çatışmadan siyasete geçilmek istendi. Devletten bir şey beklemeksizin parametre ve dinamikleri bizim değiştirmemiz gerekmekteydi. Güçler birleşti ve uluslararası toplumdan destek aldık. Sadece devletin isteklerine bakmadık. Bu metotlara baktığımızda bu diğer barış süreçlerinden farklıydı. Bir devlet aktörünün olmadığı barış süreci vardı. Sivil itaatsizlik vardı. Kullanılan metotlarda Bask partileri arasında görüşmeler ve uluslararası destek vardı. 25 Eylül 2010 yılında 5 parti birleşti ve demokratik bir çözüme karar verildi” dedi.

Yoğun organizasyonlar
Sortu Partisi’nin İspanya tarafından illegal ilan edildiğini, 2011 yılının Haziran ayında legal olduğunu anlatan Leuke, şöyle devam etti: “Bask’taki sosyal ve uluslararası baskı sayesinde şu an da legal parti oldu. Yerel seçimlerde 2011 yılında ikinci en büyük siyasi parti olduk. Bask Koalisyonu, 7 farklı milletvekili ve yüzde 23 oy oranına sahip. Uluslararası topluluklar destek oldu. Brüksel deklarasyonu ile Nelson Mandela gibi önemli kişiler, barış sürecine katkıda bulundu. ETA bu yeni stratejiyi desteklenmesi istendi. 2011 Mart tarihinde Güney Afrika bunun geliştirilmesi için Bask ülkesinde toplantı düzenledi. 2011 Eylül’de ateşkesin gerçekleşmesi için ETA’ya öneride bulundu. Son olarak da Bask ülkesindeki temsilciler ve uluslararası örgütler, 17 Ekim 2011 tarihinde Ayata Deklarasyonu’nu yayınladılar. Başlatılan bu gelişmeler uluslararası organizasyonlar tarafından desteklendi.”
Halka açık deklarasyonla önerilerde bulunulduğunu belirten Lekue, “Öncelikle ETA silahsız mücadeleye çağrıldı, İspanya ve Fransa hükümetinin de barış sürecinde aktif rol alması gerektiği çağrısında bulunuldu. Bask ülkesine yeni bir siyasi statünün verilmesi önerisi yapıldı. Bask ülkesinde bununla beraber yeni bir çağ başladı. ETA olumlu bir yanıt verdi. ETA, silahlı mücadeleyi sonsuza dek bırakma kararı aldı. Şu an yeni bir çağdayız. Tüm siyasi liderler bu önerileri bir yol haritası olarak yer aldı. Uluslararası boyutta baktığımızda Ayata Deklarasyonu çok büyük bir önem atfediyor” dedi.

Arnoldo Otegi’nin katkısı
Lekue, Bask partisi Batasuna’nın cezaevindeki Lideri Arnaldo Otegi’nin süreçteki katkısı üzerinde durdu. Lekue, ulusal strateji değişimini başlatan Otegi’nin ETA üyeleriyle birlikte barış görüşmeleri yaptığı sırada 2009 yılında İspanyol hükümeti tarafından gözaltına alınıp tutuklandığını hatırlattı. Bu duruma “İspanyol devleti, barış çabalarına insanlarını gözaltına alarak cevap verdi” diye tepki gösteren Lekue, “Anordo Otegi şu anda cezaevinde barış sürecine katkıda bulunmak üzere mektuplar yazıyor. Otegi olmasaydı süreç başarılı olmazdı. İspanyol hükümeti, bu çatışmanın çözümü için tarihsel bir fırsatı kaçırıyor” diye konuştu.
Lekue, Şunları söyledi: “ETA, İspanyol hükümeti ile defalarca diyalog için teklifte bulundu. Ama olumlu yanıt gelmedi. Birkaç ay önce ETA artık Uluslararası Onaylama Komitesi tarafından elindeki tüm silahların mühürleme kararı aldı. Otegi, şu an hapiste ama liderliği hala götürüyor. Barış sürecinin paylaşılan bir liderlikle götürülmesi lazım. Tek bir lider önemli değil. İki taraftan da ortak liderlik gerekiyor. Barışın kazanan ya da kaybedeni olmamalıdır. Bizim örneğimizde tek taraflı bir süreç. Otegi süreci götürdü. Bizim talebimiz çok net.”

Kolombiya deneyimi

Konferans, Sussex Üniversitesi Küresel Araştırmalar Okulu Öğretim Görevlisi Dr. Andrei Gomez Suarez’in “Kolombiya deneyimini” anlattığı oturumla devam etti. FARC ve Kolombiya hükümeti arasındaki müzakerelerin 2012 Şubat ayında başladığını ve gizlice yapıldığını ifade eden Suarez, 6 ay devam eden müzakere sürecinde silahlı çatışmanın durduğunu söyledi.

Görüşmeler Oslo’da başladı

Müzakerenin tartışma konuları arasında, “küresel kalkınma”, “siyasi katılım”, “uyuşturucu kaçakçılığı ve mağdurları”, “çatışmaların sonlandırılmasının” anımsatan Suarez, “Resmi görüşmeler Ekim 2012’de Oslo’da başladı. Şili, Küba, Venezuela ve Norveç’in desteğiyle görüşmeler yapılacaktı. Kolombiya hükümeti müzakerelerin toplam masrafını üstlendi” dedi. Görüşmelerin içeriği hakkında bilgi veren Suarez, görüşmelerde her iki taraftan 30’ar kişinin olduğunu, 5’er kişilik gruplara ayrıldığını ve her ekipten liderlerin olduğunu söyleyerek, “Müzakere, yuvarlak masa etrafında gizli yapılıyor. Nedeni ise kendi aralarında güven yaratmalarıdır. Müzakereye, ilk maddeyle başladılar. Kolombiya’da birçok insan çatışmanın maliyetini soruyordu. Bu yüzden ilk olarak buradan başladılar. Sonra siyasi katılımı tartışmaya başladılar” dedi.

Santos özür diledi

Görüşmeler dolayısıyla Havana’ya uzmanlar getirildiğine dikkat çeken Suarez, müzakere ekibinin barış süreci ile ilgili tartışmalar yürüttüğünü dile getirdi. İki tarafın taleplerini tartıştığına işaret eden Suarez, “Hükümet çocukların kaçırılmasını durdurmak istedi. İkincisi hükümet FARC’a ‘Barış sürecini siyasi bir kampanya için kullanmayın’ dedi. Ama FARC bunu takibe almadı” dedi. FARC’ın taleplerinin ise siyasi bir aktör olarak tanınmak olduğuna dikkat çeken Suaraz, “Santos hükümeti çok doğrudan olmasa da FARC’ı silahlı bir çatışma örgütü olarak tanıdı. Santos, siyasi suçun ne olduğunu konuşmaya başladı. İnsan hakları ihlalleri konusundaki mağdurları tanınmasını istedi. Bunun üzerine Santos, Ulusal Tarihi Anılar Dairesi’ne gelerek yapılan katliamlar için özür diledi. FARC’ın istediği diğer şey ise paramiliter grupların çekilmesiydi” diye konuştu. Barış sürecinde, sürecin önünü kesmek isteyenlerin de olduğunun altını çizen Suarez, “Bir önceki Kolombiya Başkanı barış sürecini hep eleştirdi. Sadece, barış sürecinin kendi görüşleri çerçevesinde ilerlemesi gerektiğini söylüyordu. Kolombiya toplumunda bazı kesimler FARC’ı komünist örgüt olarak görüyordu ve bu strateji barış sürecinin önünü tıkadı” dedi.

Sürecin kazanımları

FARC’ın uzun zaman hedef gösterildiğini dile getiren Suarez, barış sürecindeki kazanımları da şöyle anlattı: “Tarım reformu konusunda anlaşmaya varıldı. Siyasi katılımla ilgili kazanım elde edildi. Eski FARC üyeleri için güvenlik sağlanması şansı elde edildi. Seçim barajı kalktı. Yasadışı uyuşturucu sorunu çözüldü. Uyuşturucudan faydalanan örgütlerin ortadan kalkması için ortaklık yapma kararı verildi. Son olarak ölümler kayıplar konusunda iki tarafın da silahlı çatışmalarda kayıp verilmesini tanımas çok önemli. En önemlisi de her iki taraf da birbirine güveniyor. İnsanlar, artık yeniden politize oldu. Kutuplaşma olsa bile devlet artık sizi damgalamıyor. Milli gelirde artış yaşandı.”

Liderlerin gerekliliği

Liderlerin süreçte yer almasının gerekliliğine vurgu yapan Suarez, süreçte Kolombiya Başkanı Juan Manuel Santos’un çok önemli bir rol oynadığına dikkat çekerek, “Santos, 4 yıl Savunma Bakanlığı yaptıktan sonra artık FARC’la müzakere vaktinin geldiğini gördü. Santos göreve ilk başladığında Venezuela Başkanı Chavez’le görüşmeye başladı. Chavez bu barış sürecinde çok önemli bir rol oynadı. Santos, Chavez’in süreçteki rolünü biliyordu. Santos, Kolombiya’da farklı zamanlarda barış sürecine karşı çıkan grupları bir araya getirmeyi başardı. Santos, yaptığı hataların farkında ve o hataları mümkün olduğunca çabuk telafi etmeye çalışan bir lider” dedi.
Kolombiya Eski Başkan Yardımcısı Avukat Umberto Delakado’nun da süreçte önemli rol oynadığına işaret eden Suarez, “Delekedo, hem müzakere ekibine ciddi liderlik yaptı hem de barış sürecinde Kolombiyalıların inanmalarını söyledi” diye belirtti.

İvan Marquez’in rolü

Müzakere ekibinin liderlerinden FARC lideri İvan Marquez’in de önemli bir lider olduğu vurgusu yapan Suarez, Marquez’in müzakere ekibinde yer almasını solcu gruplar için önemli bir gösterge olarak nitelendirdi. Kadınların rolüne de dikkat çeken Suarez, ekipte kadınların en başta 34 üye olarak yer aldığını hatırlatarak, Sardinyo ve Tanya adlı gerillaların süreçte çok önemli roller sergilediklerini kaydetti.

İSTANBUL