Muammer Kaddafi, tam 42 yıl boyunca Libya’ya hükmetti. Birçok zaman ülkeyi baskıyla yönettiği gerekçesiyle uluslararası toplumun eleştirilerine maruz kaldı. Bu yılın başında Tunus’ta başlayan halk ayaklanması kısa bir süre içerisinde Arap ülkelerini sardı. ‘Arap Baharı’ adı verilen ayaklanmalar Şubat ayında Libya’da başladı. Libya lideri Muammer Kaddafi, ayaklanmayı şiddetle bastırmak istedi. Yüzlerce kişi katledildi. BM Güvenlik Konseyi, sivil halkın ‘korunması’ için Kaddafi’ye bağlı güçlere karşı Libya hava sahasını uçuşa kapattığını duyurdu. Bu kararın alınmasından hemen sonra başını ABD, İngiltere ve Fransa’nın çektiği emperyalist ülkeler, hem Libya’ya ‘demokrasi’ getirmek hem de sivil halkı ‘korumak’ için Libya’ya askeri operasyon başlattı. NATO da yaptığı açıklamada hedeflerinin sivil halkı korumak olduğunu ve Kaddafi rejimini devirmek gibi bir amaç gütmediklerini ileri sürmüştü. Libya’da çatışmalar aylarca sürdü. Onbinlerce kişinin yaşamını yitirdiği açıklandı. NATO ile muhalifler el ele vererek Kaddafi güçlerini birçok kentte yenilgiye uğratarak başkent Trablus’ı ele geçirdi. Savaşın başlamasıyla birlikte teslim olmayı reddeden “Ya zafer kazanırım ya da şehit olurum” diyen Kaddafi, Trablus’tan ayrıldı.

Oğulları da öldürüldü
Ancak yaşayan ve ‘direneceğini’ söyleyen Kaddafi halen NATO ve muhalifler karşı yeni Libya için engel teşkil ediyordu. Ülkede çatışmalar giderek şiddetleniyordu. Uluslararası Ceza Mahkemesi de Muammer Kaddafi’nin insanlığa karşı suç işlemekten yakalınıp yargılanmasını istedi. Böylece Kaddafi’nin yakalanması için yeni bir neden ortaya atılmış oldu. NATO ve muhalifler operasyonu daha da genişletti. Kaddafi’nin doğum yeri olan Sirte’de olduğu gerekçesiyle bu kent haftalarca savaş alanı oldu. NATO ve muhalifler en sonunda önceki gün Sirte’yi ele geçirdi. NATO, kentten ayrılan bir konvoyu füzelerle vurdu. İsabet alan konvoydan Albay Muammer Kaddafi ile Kaddafi rejiminin üst düzey yöneticileri bulunuyordu. Konvoyun vurulduğu bölgeye giden muhalifler, Muammer Kaddafi’yi yaralı olarak yakaladı. İşte bundan sonrası tamamen içler acısı.  ‘Demokrasi güçleri’ olarak lanse edilen muhalifler tekbir getirerek, yaralı olan ve kaçma ihtimali bulunmayan Kaddafi linç ederek öldürdü. Sağ olarak yakalandığı söylenen Kaddafi’nin oğlu Mutassım’ın da ‘devrimci’ler tarafından tekbir getirilerek linç edildi. Kaddafi’nin diğer oğlu Seyfülislam’ın da öldürüldüğü duyuruldu.

Af Örgütü dahi linci görmedi!

Kaddafi ve oğullarının linç edilerek öldürülmesi, kendilerini demokrasinin öncüsü olarak lanse eden emperyalist güçler tarafından alkışlandı.  Daha önce Kaddafi’yi insan hakları ihlalleri konusunda yerden yere vuran batı medyası da Kaddafi’nin tekbirler eşliğinde linç edilmesine değinmedi. Hiç kimse, yaralı olarak yakalanan Kaddafi’nin neden Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne çıkarılmadığını sorgulamadı. Dünya çapında insan hakları ihlallerini rapor haline getiren Uluslararası Af Örgütü dahi Kaddafi’nin linç edilmesiyle ilgilenmedi.  Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de Kaddafi’nin linç edilmesiyle Libya’da demokratik sürecin başlangıcı olduğunu söyledi. Sarkozy, ayrıca Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı tehdit ederek “Kaddafi’nin öldürülmesinden ders al” dedi. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon da Kaddafi’nin linç edilmesinin “Libya için tarihi bir geçiş” anlamına geldiğini kaydetti. Avrupa Birliği de Kaddafi’nin tekbirler arasında öldürülmesinin Libya Ulusal Geçiş Konseyi’ne “demokratik, barışçıl ve şeffaf” bir geçişe olanak sağladığını duyurdu. Her gün idamların yaşandığı İran da Kaddafi’nin linç edilmesine sevindi ve Kaddafileri öldürenleri tebrik etti. Libya’ya bomba yağdıran ve yüzlerce sivili katleden NATO ise Libya’daki misyonlarının sona erdiğini söyledi. Daha önce defalarca sadece ‘sivilleri korumak’ için operasyon düzenlediğini ve Kaddafi’yi öldürmek gibi bir hedefleri olmadığını iddia eden NATO, Kaddafi’nin linç edilmesinden hemen bir gün sonra bu açıklamayı yapması Libya’daki asıl niyetini de ortaya koymuş oldu.

FRANKFURT