Almanya Federal Anayasayı Koruma Örgütü’nün (BfV) Şubat 2019 PKK özel raporu, hem zamanlaması hem de hedefleri açısından ele alınabilir. Ama öncesinden vermek istediği PKK fotoğrafına dair bir iki şey söylemek lazım. PKK’nin "aşiret ve klan değerlerine dayalı" gücünü geleneksel toplumdan alması iddiası veya Öcalan’ın takipçiler tarafından "Apo (Amca)" olarak tanınması, bu yüzden saygı görmesi vs gibi kelimenin tam anlamıyla ilkel söylemler, adeta Perinçek’in ağzından çıkmış gibidirler. Yine devletçi eğilimlerinin esas olduğu veya sosyalizmden vazgeçtiği gibi ideolojisine dair tanımlamalar da çalakalem yazılmış, belli ki bir istihbarat örgütünün çarpıtma misyonuna uygun görüşlerdir. Bu bilinçli bir tutumdur kanımca. Önce kendi kafalarında bir PKK resmi inşa edip bunu kamuoyuna sunuyor ve kriminalizasyonu derinleştirmek istiyorlar.
Baskıları meşrulaştırma çabası
Her yıl zaten genel bir rapor yayınlayan, bu raporlarda her yıl istisnasız PKK’ye de yer veren BfV neden şimdi özel bir rapor hazırlamaktadır? Bunun güncel nedenlerinden biri, Mezopotamya yayınevi ve Mir Müzik şirketi gibi kitap ve müzik eserleri üretip dağıtan kurumların tüm malzemelerine el koyup kapatan pratiklerini gerekçelendirmek istemeleridir. Kürt halkına karşı son dönemlerde yoğunlaşan baskıları meşrulaştırma çabalarıdır. Rojava Devrimi’yle birlikte, Almanya’nın Kürt halkına karşı saldırılarının kendi toplumunda özellikle de demokratik çevrelerde kabul görmemesine karşın, bir savunu belgesi olarak okunabilir bu rapor. Çok zorlama bir metindir bu. Tarihsel ve ideolojik argümanlarının çapsızlığını bir kenara bırakırsak, yasağın devamını ve giderek geliştirilmesini ısrarla topluma ve kamuoyuna dayatmayı amaçlamaktadır.
Sempatiyi kırmak, dayanışmayı zayıflatmak
Raporun temel amaçlarından biri de, Kürt hareketinin küresel çapta yarattığı sempatiyi kırmak, onun başta kadın özgürlüğü hareketi olmak üzere, ilerici ve ilham verici özelliklerini gözardı etmek, milliyetçi bir hareket olarak sunarak da enternasyonal dayanışmayı zedelemek ve zayıflatmaktır.
Erdoğan’la dramatik benzerlik
Birkaç gün önce Erdoğan, Diyarbakır’da yaptığı konuşmada, "Kürtlerin emperyalistlerle işbirliği yapmasını engelliyoruz" diyordu. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin, Erdoğan’ın "anti-emperyalist" söylem kullanmak zorunda bırakması gibi BfV’yi de PKK’ye karşı "sosyalizmin savuncusu" bir dil kullanmaya itmesi dramatik bir benzerlik veya ironi olarak ifade edilebilinir.
Hararetli Türk savunucusu
Sonuçta raporunun tümüne bakıldığında, Kürt halkının kendi demokratik hakları için yaptığı her şeyi suç olarak gören bir yaklaşım söz konusu. Kürtlerin demokratik tepkilerini dile getirmeleri, yazmaları, konuşmaları, kitap basmaları, Kürtçe müzik yapmaları, bayramlarını kutlamaları, basın yayın çalışması yürütmeleri hatta Alman siyasi partilerine üye olmaları gibi kendi adlarına yapacakları her şeyi "suç ve ceza"nın alanına taşıyan, buradan bakan bir bakış açısı söz konusudur. Bunu da faşizme evrilmiş bir Türk rejimi söz konusuyken yapıyor. Bu raporu düzenleyen akıl, Türkiye’ye karşı yapılan her türlü demokratik-politik girişimi Almanya’ya karşı yapılmış sayıyor. Bu kadar hararetli Türk rejim savunusunu artık bir avuç menfaatçi kesim dışında Türkiye’de bile görmek zordur.
Belçika kararına bakın
BfV’nin raporunu başka hukuksal gelişmelerle birlikte ele aldığımızda nasıl geri bir yerde durduğu daha iyi anlaşılacaktır. Özellikle Brüksel İstinaf Mahkemesi’nin 8 Mart 2019’da açıkladığı karar, bu rapora karşı sunulmuş bir yanıt olarak da okunabilir. Kürt siyasetçilerinin, kurumlarının "terör örgütü üyeliği" ile yargılanmak istenilen bu davada, mahkeme bir kez daha Kürdistan’da savaş gerçekliğini kabul ederek, savaşın bir tarafı olarak "terör söylemine" konu edilemeyeceğini gayet teferruatlı ve sağlam gerekçelendirilmiş bir şekilde karara bağlamıştır. Bu davada aynı içerikle verilmiş üçüncü karar olmaktadır. Yine Belçika’da tek bir kişinin yargılandığı benzer bir dava da iki kez benzer içerikli kararlar verilmiştir.
40 yıllık resmi söylem boşa çıkarıldı
Belçika’daki bu davalarda Türkiye müdahil olarak resmen yer almasına ve tüm imkanlarını kullanarak, PKK ile ilgili elindeki tüm belgeleri mahkemeye sunmasına rağmen sonucu etkileyememiştir. Türk devletinin nerdeyse 40 yıldır biriktirdiği terör söylemi, bu davalarla boşa çıkarılmıştır. Bu dava aynı zamanda PKK’ye benzer bir bakışla yaklaşan Almanya gibi ülkelerin resmi söylemlerinin de, bir Avrupa Mahkemesi tarafından boşa çıkarılması anlamına gelmektedir.
'İptal etmezseniz listemiz çöker'
Nitekim Avrupa Genel Mahkemesi’nin 15 Kasım 2018’de verdiği ve 2014-2017 arasındaki tüm listeleri iptal ettiği karar da bu minvalde okunabilir. Bu karara karşı listeyi düzenleyen AB Konseyi, Ocak 2019’da itirazda bulunarak davayı temyiz işlevi gören Avrupa Adalet Divanına taşımıştır. Bu itiraz iki noktaya dayandırılmıştır. Birincisi mahkemenin daha önce verdiği bazı olumsuz örnekleri emsal olarak göstermiştir. Hiçbir yeni argüman sunmadan, örnek göstermeden eski argümanlara dayanılmıştır. İkincisi ve daha da önemlisi Konsey, mahkemeye şunu söylemiştir: "Eğer bu kararı iptal etmezseniz listemiz çöker ve biz artık hiçbir kişi ve kurumu terör listesine alamayız." İtirazın hukuksal içeriğinin oldukça zayıf olmasına bakıldığında bu ikinci noktayı kendilerine dayanak yaptıkları anlaşılmaktadır.
Konseyin gerekçeleri!
Bu kapsamda Konsey, 25 Ocak 2019 tarihli temyiz dilekçesinin daha ilk paragrafında şunu belirtiyor: "Bu kararın yürürlükte kalması durumunda Konsey’in Ortak Tutum belgesini etkili bir şekilde uygulamasını had safhada zorlaştıracak bir içtihat oluşturacaktır." Ayrıca 6. paragrafta aynı konuyu bir daha ifade etme ihtiyacı duyulmuştur: "Konsey, mevcut davanın önemini vurgulamak ister. Konseyin itiraz edilen kararını kendisine rehber alması durumunda herhangi bir kişi veya oluşumu CP931 altında listelemek son derece zor olacaktır."
24 Mart’a kadar cevap verilecek
Esasında liste çökmüştür ama Konsey, Avrupa Adalet Divanına bunu sürdürmek için politik bir mesaj vermekte adeta yakarmaktadır. Artık temyiz aşamasında bulunan bu davada şimdi de PKK adına avukatlar, yanıtlarını sunacaklar. Temyiz dilekçesine karşı avukatlar, 24 Mart’a kadar cevaplarını vereceklerdir. Ardından Avrupa Adalet Divanında yeni süreç başlayacak. Taraflar karşılıklı sunumlarını yapacaklar. Duruşma yapılması da olasılık dahilindedir. Kesin sonuç için tahminen bir veya bir buçuk yıllık bir süreci öngörmek gerekiyor
Listeye yeniden itiraz edildi
Bunun dışında Ocak 2019 yılında, liste yeniden güncellenmiş ve PKK de eski argümanlarla listede tutulmuştur. Buna karşı da avukatlar yeni bir dava başvurusunda bulunmuşlardır. Liste açısından gelinen noktaya bakıldığında, Avrupa Adalet Divanının vereceği kararın mevcut başvuruyu etkileyeceği gibi, listenin bundan sonraki kaderini de belirleyeceğini söyleyebiliriz. Ama verilen hukuk mücadelesiyle listeyi düzenleyenlerin dar bir alana sıkıştırıldıklarını söyleyebiliriz ve listeyi sürdürmenin eskisi kadar kolay olmadığı yönündeki iddiamızı tekrar dile getirebiliriz.
Sonuçta iki eğilimin varlığını tespit ederek bitirmek gerekiyor. BfV’nin raporunda olduğu gibi Türk Devleti’iyle aynı kulvarda yürümeye devam eden, geleneksel Kürt siyasetlerini ısrarla sürdürmek isteyen yaklaşımlarla, bunları hukuksal zeminde de olsa gayrı meşru kılan yeni yaklaşımlar bir çatışmayı ortaya koymaktadır. Önemli olan, hukuksal kazanımları politik kazanımlara dönüştürmek ve bunun için mücadeleye devam etmektir.
* Uluslararası Hukuk ve Demokrasi Derneği (MAF-DAD) Yönetim Kurulu üyesi