Son yıllarda göçmen karşıtlığının ve İslamofobi’nin korkutucu düzeyde yükseldiği Avrupa’nın en büyük başkentinde hem göçmen hem de Müslüman olan Sadiq Khan’ın Londra büyükşehir belediye başkanı seçilmesi, son haftada en çok konuşulan konu oldu.

Kimi İslam karşıtlarına göre ‘radikal Müslüman’, kimi radikal Müslümanlara göre ise ‘yetersiz Müslüman’ olan Khan’ın Londra belediye başkanı olarak, Avrupa’nın en büyük tehdit gördüğü radikal İslam’a ilham mı kazandıracağı, yoksa radikal İslamı törpüleyip, ülkede yaşayan Müslümanları sistemle barışık ve uyumlu yaşayan bireyler haline mi getireceği en çok tartışılan sorular arasında. Her ne kadar avukatlığı döneminde ve sonrasında da birçok radikal İslamcı kurumun organizasyonlarına katılmış, radikal İslamcıların davalarını üstlenmiş olsa da Khan, sisteme tehdit oluşturmayan, onunla bütünleşmiş bir profil çiziyor. Az biraz liberal, az biraz solcu, az biraz da seküler olan Khan’lı Londra nasıl olacak hep beraber göreceğiz. 

Seçimden önce yapılan anketlerde halkın yüzde 33’ü Khan’ın belediye başkanı olmasına aşırı negatif yaklaşmıştı. Şimdi bir diğer soru ise Khan’ın 4 yıllık pratiğinde bu yüzde 33’lük kitlenin kaygı ve korkularını ne kadar giderebileceği. 

Londra Büyükşehir Belediye Başkanı, Kraliçe ve başbakandan sonra Birleşik Krallık’taki en güçlü siyasi ünvan. 17 Milyon Sterlin’lik bütçesi ile İngiltere’nin en büyük polis teşkilatı, ülkenin ekonomisinin bağımlı olduğu Londra ekonomisi, eğitim, ulaşım gibi birçok önemli kurumda söz söyleme hakkına sahip en güçlü kişi aynı zamanda.


Londra seçimleri: Sınıf savaşı

Tüm Avrupa’nın yakından takip ettiği ve iktidar partisi adayı ile İşçi Parti adayı arasında geçen Londra seçimleri birçok kesim tarafından ‘üst sınıf ile alt sınıf’ arasındaki yarış olarak tanımlandı. Bir yanda, Başbakan Cameron ve eski Belediye Başkanı Johnson gibi zengin ve soylu ailelerin çocuklarını gönderdiği Eton kolejinde okumuş büyük bir bankerin oğlu olan iktidar partisi adayı Zac Golsmith, karşısında ise; 1970 yılında ailesi Pakistan’dan İngiltere’ye göç etmiş, belediye evinde yaşayan, otobüs şoförü bir babanın sekiz çocuğundan birisi olan İşçi Parti adayı Khan. Bu tabloya baktığımızda aslında seçimin “zengin ile fakir” arasında geçtiği tanımlamasını yapmanın çokta abartı durmadığını, her iki adayın aynı kentte farklı yaşamları temsil ettiğini görebiliyoruz. 

Her konuşmasında bilinçli olarak, bir otobüs şoförünün oğlu olduğunu, belediye evinde doğup büyüdüğünü özellikle vurgulayan Khan milyonlarca emekçiye de “sizden biriyim” mesajı gönderiyordu. Bunu derken tabi ki sürekli olarak küçük ve orta işletmecilerin arkasında olacağını da ihmal etmiyordu.   

Avrupa genelinde İslam ve göçmen karşıtlığının yükselişte olduğu bir dönemde bir Müslümanın Londra belediye başkanlığına aday olması elbette rakip aday tarafından kullanılacak bir propaganda olarak ortada duruyordu. Nihayetinde de Muhafazakar Parti adayı Goldsmith, rakibi Khan’ı radikal İslamcılara destek vermekle suçlayarak  “Londra için gerçek bir tehlike olarak gördüğünü” iddia etmişti. Zac Goldsmith’in bu ırkçı saldırısı çok rağbet görmedi, aksine büyük bir tepki topladı. 

Khan Londra’da doğmuş, eğitim görmüş, hukuk okumuş ve sistem ile uyum içerisinde olmuş solcu bir politikacı. Khan tüm seçim boyunca hiç bir şekilde Müslüman kimliğini ön plana koymamış,  bunun üzerinden propaganda yapmamıştı. Aksine seçim kampanyasını yıkımını durdurduğu bir İngiliz pub’ından başlatmıştı. Yaşamı, görüşleri radikal İslamdan uzak bir çerçevede dışarıya yansıdı hep. Birçok radikal İslamcı kesim tarafından Khan, özellikle de eşcinsel evliliği destekleyen görüşleri ile, hep bir saldırının hedefi de oldu.


Khan göçmen ve emekçilerin oylarıyla seçildi

2011 nüfus sayımına göre sekiz milyonluk Londra nüfusunun yüzde 12.4’ü, yani 1 milyon 13 bini Müslüman. Sadiq Khan, toplamda kullanılan oyların yüzde 57’sine denk gelen 1 milyon 310 bin 143 oy aldı. Bu da bize şunu çok net gösteriyor ki, Khan Müslümanların oyundan çok emekçi ve göçmen kesimlerin oylarıyla yarışı kazandı. Kürdistanlı ve Türkiyeli kurumların, emekçilerin yüzde 99’u da Khan’ı destekleyerek onun seçilmesinde önemli etkisi olduğunu söyleyebiliriz. 

Parti içi ve dışı tüm engelleme ve saldırılara rağmen Eylül 2015’te üyelerin yüzde 60’ının oyunu alarak Ed Milliband’dan boşalan İşçi Parti’nin genel başkanlığına seçilen Jeremy Corbyn’in liderliği dönemindeki ilk seçim kendisi açısından bir sınav özelliği taşıyordu. 

5 Mayıs Perşembe günü yapılan seçimlerde partinin oylarında büyük bir düşüş bekleyen muhalifleri bu şekilde Corbyn’den kurtulmayı planlıyordu. 

Tony Blair başkanlığı döneminde İşçi Parti’nin sağ bir çizgiye kaydığı ve üst yönetiminin büyük bir bölümünün de buna göre şekillendiği herkes tarafından biliniyor. Blair taraftarları olarak bilinen bu kesim sosyalist Corbyn’i halen hazmetmiş değiller. Corbyn her ne kadar İşçi Partisi’ne ve genel Britanya siyasetine yeni bir heyecan ve soluk getirmiş olsa da parti içi muhalefetten kurtulamadı. 


İşçi Partisi ne durumda?

İngiltere geneli 124 belediyeden 1289 meclis üyesi kazanan İşçi Parti sadece 18 meclis üyeliği kaybederken, İktidar partisi ülke genelinde 828 meclis üyeliği kazanırken, kaybettiği meclis üyesi sayısı 47. İşçi Parti Galler parlamentosunda gücünü korurken, İskoçya parlamentosunda büyük bir gerileme yaşayarak üçüncü parti olabildi. Bununla beraber Londra büyükşehir ve Bristol belediyesini iktidar partisinden almayı başarmasına rağmen parti içerisinden Corbyn’e saldırılar durmadı. Dışardan yapılan seçim analizlerinin genelinde sonuçların Corbyn için bir kayıp olmadığı değerlendirilirken, parti içi muhalefet seçim sonuçlarını Corbyn’in başarısızlığı olarak yorumlayarak tepki gösterdiler.

Tepki gösterenlerden birisi de Khan. Pazartesi günü televizyona verdiği demeçlerde Khan, Corbyn’in liderliğindeki parti yönetiminin yeterince çalışmadığını söylemiş ve Corbyn’in açık kaleye gol atamadığını ifade etmişti. Khan’ın İşçi Parti genel başkanlığı seçimlerinde Corbyn’in yüzde 60’ına karşı yüzde 19 oy alan Andy Burham’ı desteklediği biliniyor. Khan ara ara Corbyn’e karşı rahatsızlıklarını basın yoluyla ifade etmekten de geri durmadı. 

Corbyn’in genel başkan seçildikten sonra İngiltere ulusal marşını okumamasını eleştiren Khan, son seçim zaferinde Corbyn’in etkisinden özellikle hiç bahsetmemesi, Corbyn’in Khan’ın yemin törenine katılmaması ikilinin arasının çokta iyi olmadığını da gösteriyor. Ancak şunu belirtmekte fayda var, bu seçim zaferi Khan’ın olduğu kadar Corbyn’in zaferidir. Bu zaferde Corbyn’in büyük etkisini görmemek büyük bir haksızlık ve büyük bir yanlış olur.