Türkiye’nin bugünkü varlığı ve sınırları Lozan anlaşmasına dayanır. Bu anlaşma İngiltere ve Fransa ile yani o zamanın önde gelen emperyalist devletleriyle yapılmıştır. Türkiye’de, “Lozan zafer mi, hezimet mi?” konusu çok tartışılmıştır.
Bu anlaşmayı zafer olarak gören cumhuriyetin kurucuları, yeni devleti böylece uluslararası hukuk güvencesine aldıklarını söylerler. Gerçekten içte ve dışta varlık mücadelesi veren Kemalistler,ş Lozan anlaşmasıyla egemenliklerini garanti etmişler ve içeride her türlü muhalefeti ezme aşamasına geçmişlerdir.
Lozan anlaşmasını hezimet hatta ihanet olarak görenler ise, “Misak-ı Milli”nin korunamadığını iddia ederler. Batı Trakya ve 12 adanın Yunanistan’a, Kerkük ve Musul’un da İngiltere’ye bırakılmasını gerekçe olarak gösterirler. Aslında Kerkük ve Musul dedikleri yerler Güney Kürdistan ve Fransa’ya bırakılan Rojava’dır.
Milliyetçi-sömürgeci zemindeki bu tartışmaların ötesinde gerçek olan şey, Kürdistan’ın Kasr-ı Şirin anlaşmasından sonra bir daha bölünüp paylaşılmasıdır. Kürdistan halkı bu bölünmeyi ve köleliği hiç bir zaman kabul etmemiş, her fırsatta isyan etmiştir. Yirminci yüzyılın iki kutuplu dünya şartlarında her isyanı kanlı biçimde bastırılmıştır. Ancak geçen yüzyılın sonlarına doğru hem Kürdistan Özgürlük Hareketi başarılı bir atılım yapmış, hem de dünya şartlarında ciddi bir değişiklik süreci başlamıştır. Özellikle Sovyetler’in dağılmasıyla eski statükonun sürmesi olanaksız hale gelmiştir.
SSCB’nin dağılmasıyla barış gelecek diyenler insanlığı da, kendilerini de kandırmışlardır. Eski statükonun yıkılması ve yenisinin kurulması süreci çok kanlı bir çatışmalar zincirini başlatmıştır. Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya derken sıra Ortadoğu’ya gelmiştir. Birçok tarihçi, siyasetçi buna Üçüncü Paylaşım Savaşı diyor. Bütün emperyalist odaklar kendi çıkarları gereği bölgeye müdahale etmektedir. Bölge devletleri ise hem ayakta kalabilmek, hem de yeni statükoda yeni paylar kapabilmek peşindedir. Kürdistan halkı gibi tüm ezilen halklar ve sınıflar da, aktif ya da pasif olarak bu mücadeleye kendi istemleriyle katılmaktadır. Artık eskiyi sürdürmek de, dondurmak da olanaksızdır. Yeniyi ise halkların mücadelesi belirleyecektir. Bu nedenle mücadele çok sıcak ve acımasız olarak sürmektedir. Bölgeden yıllardır her an yeni bir katliam ve çatışma haberleri geliyor.
Doksan senedir ulus devlet kalıpları içinde tek, tek, tek, tek diyerek bütün farklılıkları ezmek ve eritmek isteyen milliyetçi-sömürgeci egemenler Türkiye’yi bir bataklığa sürüklemiştir. Bu amaçla yaptıkları bunca kanlı katliama ve her türlü zulme rağmen egemenlikleri sarsılmaktadır. Özellikle Rojava devriminin zaferinden sonra uykuları iyice kaçmış ve korkudan gözlerini kan bürümüştür.
Türkiye’nin önünde iki seçenek vardı:
Sorunlara ya barışçı-siyasi çözüm bulunacak ya da yeniden silaha, savaşa başvuracaktı. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla başlayan diyalog süreci bu nedenle toplumda geniş bir destek buldu ve bir umut-beklenti yarattı. Ne var ki, ezilenler 7 Haziran 2015 seçimleriyle siyasi çözümün kapısını açmak isterken, Erdoğan darbesiyle tam tersine yeni ve kanlı bir imha sürecine girildi. Son bir yılda yapılan bunca katliam halkı sindirmeye yetmeyince Cerablus’un işgaliyle savaşın niteliği de değişti. Erdoğan şefliğinde birleşen Milliyetçi Cephe ne yalanlar uydurursa uydursun, amaçlarının tampon bölge-güvenlikli bölge bahanesiyle Rojava’yı işgal etmek ve devrimi ezmek olduğunu herkes biliyor. TSK Kobanê halkına saldırarak intikam alıyor. Kahramanlık taslayan bazı yalakalar, oraya kadar gitmişken “Kamışlı’dan Afrin’e kadar bir temizlik harekatı yapılsın” diyerek gerçek niyetlerini söylüyorlar.
Bu “Uluslararası hukuku” ve Türkiye’nin temeli olan Lozan anlaşmasını tanımamak demektir ki o zaman başkaları hiç tanımaz. Erdoğan, Abdülhamit gibi olmak istiyormuş. Ama savaşta, işgalde ısrar ve inat ederse, çok çok kötü bir Enver Paşa karikatürü ya da yeni bir Saddam olabilir. Esas bedeli ise halklarımız öder.
Barış günü kutlamalarını bile yasaklayan faşist zihniyete rağmen direnen halklarımız özgürlüğünü kazanarak barışa ulaşacak ve onları barış denizinde boğacaktır.