Mizaha Kürt sözlü edebiyatı penceresinden bakmak, kavram olarak sorunlu bir alana ayak basmak anlamına gelecektir. Çünkü hem mizah ve edebiyat hem de edebiyat ve onun sözlü hali, herkesin rahatlıkla algılayabildiği, sınırları belirlenmiş bir alanı çağrıştırmıyor. Bu nedenle bu yazıda edebi mizah türlerini ve mizah içeren edebi türleri aklımızda bulundurarak, kuralları ve türleri hem üreticileri ve hem de dinleyicileri tarafından kolaylıkla anlaşılan estetik sözlü metinlere bakacağız.  

Mizahın genel olarak iki amacı (saldırı ve savunma) olduğunu kabul edersek, o zaman insanların toplumsal yaşama geçişi ile başladığını da varsayabiliriz. O zaman sözlü edebiyat türlerinin çoğunda mizaha rastlamamız, yine edebiyat türleri içinde sadece mizahi olanlarına da rastlamamız şaşırtıcı değildir.

Sözlü edebiyat türleri içinde Kürtler arasında mesele/meselok diye tabir edilen tür de, sadece mizah olması itibariyle diğer türlerden ayrılan bir türdür. Bu türün eserleri farklı amaçlarla yazılmış olabilir. Yani bir meselok uyarıcı olabilir, sadece eğlendirici olabilir veya sosyal bir mesaj iletebilir. 

Bunun yanı sıra mizahın karanlık bir yüzüne de ışık tutmakta fayda var: Hemen hemen bütün mizah türleri veya mizah içeren türler içinde "diğerlerini" ötekileştirmek amacıyla üretilenler de mevcuttur. Bu sebeple mizahın bu diğer yüzüne de örneklerle değineceğiz.


Kelile ve Dimne'nin mirasi Mîrê Qirdikan

Sözlü edebiyatın mizah içeren en önemli iki türü, çîrok ve fabllardır. Bu çîrok ve fabllar, yüzyıllar hatta bin yılların mirası olabiliyor. Bu konuda Beydaba'nın Kelile ve Dimne'sine değinmeden geçmek olmaz: Bin yıl önce Hindistan'dan getirilen, Farsça ve Arapça'ya çevrilen bu fablların derlendiği eserin sözlü edebiyat üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Bu konuda en meşhur mizahi anlatımlardan biri, Mîrê Qirdikan (Maymunların Kralı) fablıdır. Hemen mizahın nasıl edebi bir türe dönüşebildiğini sorgulamamıza ve anlamamıza yardımcı olacak hikayesini anlatalım Beydaba'nın, sonra Maymunların Kralı'na dönelim:

Kuzey Hindistan krallarından biri, danışmanı Beydaba'dan kendisine öğüt verecek bir kitap yazmasını ister, ancak kralların anlık hışmını bilen Beydaba, kralına doğrudan öğüt verecek bir yazımdan kaçınır ve öğütlerini hayali bir dünyada, kahramanların hayvan olduğu bir ortamda kurgular. Yani siyasi erkin eleştirilmesinin da kolay olabileceği bir yöntemle karşı karşıyayız. Tahminen 2 bin yıl önce yazıldığı düşünülen Kelile ve Dimne hikayeleri renk değiştirerek, uyum sağlayarak hatta aynı türde benzer eserlerin üretilmesini sağlayarak, Kürt sözlü edebiyatında yer edinmiştir. 

Maymunlar Kralı'na dönelim: Bir darbe ile sürgüne gönderilen kralın kamplumbağa ile dostluğunun kırılganlığını hikaye içinde hikayelerle anlatan fablda Maymunların Kralı'nın şu sözleri, verilmek istenen mesajın da özetini oluşturur: "Heke kesek weke te ker be, hingê mirov bawer dike mirov dikare dilê xwe li ser darê jî bihêle. (İnsan senin gibi eşek olursa, kalbini ağacın üstünde bırakabileceğine de inanır.) 

Bu türün hemen hemen bütün örneklerinde mizah, aptallık, hesapsızlık, hazırlıksızlık gibi yetersizliklerden dolayı gülünç duruma düşmeye dayanır.  


Çelişkinin mizahı: Em dûrî belê ne

Kürt öykülerinde da benzer bir alt türden bahsedilebilir. Çok zeki bir karakterin çok aptal bir karakterle diyalogunda yaşadığı tecrübeleri anlatan bu türün, çocuklara masalımsı anlatım şekilleri dışında odalarda anlatılan şekilleri de mevcuttur. Mesela Kuran dersine gönderilen bir kız çocuğunu kullanarak annesine mesaj gönderen melenin (imam-hoca) başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmemiştir: Melenin meramını anlayan anne, eşi ile plan yaparak meleyi eve davet eder. Melenin soyunmasına izin veren kadının eşi hemen eve geri döner ve mele doğurmak üzere olan ineğin bulunduğu ahıra saklanır. Eve gelen eş, ineğin doğurup doğurmadığını görmeye geldiğini söyler ve ahırda çıplak meleyi bulur. Hiç istifini bozmadan, "Bu inek buzağıyı neden yalamıyor" diyerek çözüm aramaya başlar: Saç ve sakalını keser önce, sonra dişlerini çeker. En son arka bacaklarının uzun olmasından bahsedilince, meleye kaçması için bilinçli fırsat verilir. Kan revan içinde evinin kapısına ulaşan mele, içeri girmek için kapıyı çalar. Kim olduğunu soran eşine dişsiz hali ile meleyi "bela" olarak telafuz edince, eşi onu "Em mala melê ne, dûrî belê ne*" diyerek eve almaz.


Mizah ve toplumsal sınıf    

Hem çocukları hem de büyükleri güldüren ve düşündüren bu alt çîrok türünün hiç de günahsız olmayanları da mevcut. Bunların en yaygınları, şehirli ahalinin 'Kurmanc' diye tabir ettikleri köylü ahalinin 'cehaleti' üzerine ve yine Kurmanc veya aşiretlerin şehirli ahalinin 'korkaklığı' ile ilgili anlattığı çîroklardır. Burada sadece mesele/meselok olarak tabir edilen fıkralardan bahsetmiyorum; hem çocuklara anlatılan hem de odalarda anlatılan çîrok türünden bahsediyorum. Eski derlemelere baktığımızda bunun yeni bir tür olmadığını görebiliyoruz. Hugo Makas'ın 1897'de yayınladığı Mardin çevresinden anlatımlarda** bilgileri aldığı kişi Mardinli bir Kürt tüccar olduğu için çîroklar, genellikle Kurmancların yemek kültürünü, şehir yaşamını tanımamasını alay konusu ederek mizah yapar. Hem şehirliler hem de şehir dışı ahali birbirlerine karşı önyargıya dayalı klişe veya basmakalıp yargılar kullanarak bu çîrokları besler.

Kaburga dolmasının hikayesi, buna iyi bir örnek teşkil etmektedir: Bir tanıdığını Mardin'de ziyaret eden Kurmanc, yanına hediye olarak bir kuzu alır ve misafiri olduğu eve verir. Ev sahibi de eşinden kaburga dolması yapmasını ister. Misafirin çok beğendiği yemeğin tadı damağında kalır. Köye döndüğünde köylüler ona ne gördüğünü sorar, o da sadece kaburga dolmasını ve lezzetini anlatır; öyle ki köydeki herkes yanına bir kuzu alarak Mardin'deki akrabalarını ziyaret etmeye karar verir.  


Meseleya meselokan

Fıkraların en yaygın sözlü edebiyat türü olduğunu burada açmaya gerek yok. Türün özelliklerinden çok burada kısaca Kürtlerde tematik ağırlığına değinmeyi tercih edeceğim. Fıkraların oturmuş düzeni eleştirmek için en sık başvurulan tür olduğunu söylemek abartı olmaz; lakin fıkra bunu yapmak için en az tabu kabul eden türdür. Mîrlerin, ağaların, zenginlerin, melelerin, toplum içinde payesi bulunanların ağır biçimde eleştirildikleri, bazen küçük düşürüldükleri bu türün anlatımının ana ölçüsü ise bir çeşit terazi: Haksızlık/uygunsuzluk/eşitsizlik gibi negatif birimler ölçülür ve tepkiler verilir. Okurlar için şaşırtıcı olabilir ama bu türden Xweda/Allah da payını almıştır. Bu türün bir alt grubunu oluşturabilecek kadar da geniş bi repertuara sahip... En yaygınlarından birini kısaca anlatmak gerekirse: Çok inançlı olan çiftçi, o sene yağışın az olmasından dolayı ürün alamaz ve çok zor duruma düşer. Çiftçi, meramını dua, niyaz ve namazla ulaştıramadığına kani olunca, Allah'ın evine gitmeye karar verir. Çölleri, dağları aşar ve dünyanın en yüksek dağında Allah'ın evine varır. Kapıya defalarca vurmasına rağmen içerden ses gelmez. Hiddetle kapıyı izinsiz açar ve Allah'ın kendisine meramını sormasına şu cevabı verir: "Kapına kadar geleni duymuyorsun, sana uzak müminleri nasıl duyacaksın?" Ve meramını anlatmadan evine döner. ***


Abartı sanatı

Kürtlerde mizaha değinirken abartının güçlü bir araç olarak kullanıldığına değinmeden geçmek, büyük bir eksiklik olur. Özellikle farklı edebi türlerin anlatımını rahatlatmak, bazen kısa mizahi aralar verdirmek için bu araç kullanılır. Aslında trajik  anlatımları, iyi sonları belli de olsa bu araçla özellikle uzun masallar süslenir: Bir mirin üç oğlundan birine kalan değersiz eşyaların efsunu ile aslında en değerli mirası almış biri veya aşkın peşinden gidip badireler atlatırken birden bir karpuzun içine sığıveren koca bir dünya karşımıza çıkar ve bu dünyanın anlatımının acayipliği, ucubeliği ile hem dinleyeni gülümsetir hem de anlatımı rahatlatır.

Elbette Kürt sözlü edebiyatında mizaha bütün türleri ve bütün yönleri ile değinmek zor; ancak mizahın birçok toplumsal fonksiyona sahip olduğunu, kimlik oluşturmadan estetiksel/sanatsal üretime kadar çeşitli yönleri olduğunu belirterek, Kürt sözlü edebiyatındaki yerini giriş babında değerlendirmeye çalıştık.


* Biz melenin eviyiz, belaya uzağız.

** Makas, Hugo; Kurdische Texte im Kurmānĵí-Dialekte aus der Gegend von Märdîn, St. Petersburg 1897

*** Zeynelabidin Zinar'ın Xwençelerinde bu alt türe örnek birçok mesele bulunabilir.