Rojava devriminin dünyadaki karşılığı geniş anlamda bu coğrafyada sadece bir halkın değil aynı zamanda kadının kurtuluş devrimi olmasıdır. Rojava İslam dünyasında kadının özgürleşme mücadelesine örnek olabilecek nadide bir model olarak ortaya çıkıyor. Öyle ki 2015 Şubat’ında PYD Eşbaşkanı Asya Abdullah ile PYJ komutanlarından Nesrin Abdullah Fransa Devlet Başkanı François Hollande’ın davetlisi olarak Elysée Sarayı’nda ağırlandı. Nesrin Abdullah’ın üzerinde askeri üniforması vardı. İnsanlık değerlerine düşman bir güce karşı savaşan kadının dünya siyaset sahnesinde boy göstermesinin somut haliydi bu. O yüzden de France 24 kanalının “Kobanê’nin Kürt kahramanları François Hollande tarafından kabul edildi” başlığı ile duyurduğu haberle özgürlük savaşçısı kadınlar dünyanın ilgi odağı haline geldi.
Bu nedenle bugün Kürdistan’ın üç parçasında AKP iktidarı ile sürdürülen savaş salt bir vatan savunmasından daha fazlasıdır. Bu savaş ideolojik nedenlerin belirleyici olduğu insanca yaşam tahayyüllü ile insanı köleleştirmeyi hedefleyen barbarizmin savaşı olarak yorumlanabilir.
İnsan pazarları kurup Êzîdî kadınları satan DAİŞ’in kadına bakışıyla Erdoğan’ın kadına bakışı arasında bir fark var mı? Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta 15 Ekim gece saat 24’te Trabzon’da insanlara seslenirken sarf ettiği “Madam gibi ölmektense adam gibi ölürüz” sözleri karşı karşıya olduğumuz gücün profiline ilişkin ciddi veriler barındırıyor. Açık ki Erdoğan burada “Madam” diyerek hem kadınlığı aşağılıyor hem de Batılı tüm değerleri aşağılıyor. Erdoğan “Madam” adlandırması ile hem kadını hem bir bütün olarak Batı’yı kast ediyor.
Erdoğan da en az DAİŞ kadar kadınlık durumuna düşman ölüme yakın bir ideolojiye hizmet ediyor. Bunun devlet ideolojisine dönüştürmek için ciddi bir çaba içinde olunduğu da ortada. Antep Valisi Ali Yerlikaya’nın polis baskını sırasında kendini patlatan DAİŞ’li için sarf ettiği, “o da yakalanacağını anladığı için polisimiz kendisi henüz bombayla ilgili etraftaki ev sakinlerine, komşulara da bir sıkıntı olmaması için karşıdaki inşaattan kendisini etkisiz hale getiriyor.(16.10.2016 ANKA)” sözleri bunun açık kanıtı niteliğinde. Valinin sözlerine bakacak olursanız kendini patlatan DAİŞ’li aslında kamuya hizmet ediyor. Yine Antep Belediye Başkanı Fatma Şahin’in canlı yayınlarda Antep’te var olan DAİŞ örgütlenmesinden söz edenleri vatan hainliği ile suçlaması DAİŞ ile mevcut Ankara iktidarı arasındaki ilişkinin bilinenden daha derinlere sirayet ettiğini belgeler nitelikte. AKP’nin hem seçilmiş siyasal kadroları hem de devletin atanmışları DAİŞ konusunda aynı korumacılığına sahipler.
Meselenin bir başka boyutu da Erdoğan’ın ölümü bu denli sıradanlaştıran üslubu. Ölmeyi ve öldürmeyi kanıksatmayı amaçlayan bu üslup bu kışkırtma halklar arasında ciddi bir çatışma hazırlığı olduğunu gösteriyor. Durum her zamankinden çok daha tehlikeli bir hal almış gibi görünüyor. Bir cumhurbaşkanı yurtiçi gezisi için neden gece yarısını bekler. Neden o saatte vardığı şehirde ölmeyi ve öldürmeyi kutsayan ırkçı kalkışmaları cesaretlendiren konuşmalar yapar. Açık ki Erdoğan Kürtlükle savaşmıyor. O bugün Özgürlük Hareketi’nin uğruna savaştığı değerlere karşı savaşıyor. Erdoğan da DAİŞ gibi kadının özgürleşmesine, ulusun demokratikleşmesine karşı savaşıyor. Bu ütopyanın filizleneceği her yere bu yüzden saldırıyor.
Rojava’da dişle tırnakla elde edilen Kürt kazanımlarını bertaraf etmek için ülkeyi savaşa sokan Erdoğan Musul üzerinden de Güney Kürdistan’daki işbirlikçileri ile Kürdistan’ın bu parçasına da müdahale etmek istiyor. Bu iki parçada açık savaş durumuna giren Erdoğan’ın TSK’nın işgalindeki Kuzey Kürdistan’da çok daha büyük bir saldırının hazırlığı içinde olduğu anlaşılıyor. Erdoğan Türk milliyetçiliğinin silahlı faşist saldırganlığa dönüştüğü Trabzon’da bu güruhları ölmeye hazırlıklı olmaya çağırmasının bir nedeni olmalı. Bunların öyle günlük propaganda konuşmaları sıradan tribüne yönelik heyecan sözleri olmadığı ortada.