2 Temmuz 1993 günü Sivas-Madımak Otel’de 33 Alevi aydın ve sanatçının yakılarak katledilmesi olayı üzerinden tam yirmi üç yıl geçti. Ancak olay hala taptaze ve söz konusu katliamı yaratan nedenler çözümlenmiş olmaktan uzak bulunuyor. Güncelde yaşanan benzer olaylarla birleştirilerek katliam lanetlenmeye çalışılıyor. Biz de öncelikle söz konusu vahşi katliamı 23. yıldönümünde nefretle lanetliyor, katliamın kurbanları olan demokrasi şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.
2 Temmuz Sivas Katliamının devletin gözü önünde ve kontrgerilla destekli bir olay olduğu biliniyor. Bu konuda dönemin cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in ve başbakanı olan Tansu Çiller’in açıklamaları var. Açıkça katliamı savunup, katledilen aydın ve sanatçıları suçluyorlar. Bir otelin içinde 33 aydın ve sanatçının güpegündüz cayır cayır yakılması olayını “Aşırı tahrik” nedenine bağlıyorlar. İktidarda DYP-SHP iktidarı bulunuyor.
Kuşkusuz bu işin bir boyutu oluyor. Elbette başka bir boyutu daha var. Aslında bugün yaşananlar ta o süreçten başlıyor demek ciddi hata içermiyor. 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı, dinci maskeli kontrgerillanın ilk etkili saldırısı oluyor. Ondan önceki katliamlar hep milliyetçi maskeli kontrgerilla tarafından yapılıyordu. 2 Temmuz Sivas Katliamı bu noktada bir maske değişimine işaret ediyor. Buna dinci maskeli kontrgerilla siyaset sahnesine çıkıyor ve iktidara yürüyor demek belki de daha doğru oluyor.
2 Temmuz 1993’ten bugüne tam yirmi üç yıl geçmiş bulunuyor. Yirmi üç yıllık süre içerisinde dinci maskeli kontrgerilla güçlenerek bugün devleti ele geçirecek noktaya ulaşmış oluyor. Bugün iktidar ve devletin Madımak Otelini yakanların eline geçtiği tespitini yapabilmek aslında gerçekleri çok daha fazla anlaşılır hale getiriyor. Kuşkusuz bir tesadüf değildir; Madımak Otelini yakarak 33 Alevi aydın ve sanatçıyı katledenlerin büyük çoğunluğu daha sonra AKP adıyla kurulan partide birleşiyor ve siyaset yapıyor. Resmi kayıtlar çok açık bir biçimde bunu gösteriyor.
Aslında 2 Temmuz Sivas Katliamını bugünkü AKP’nin ilk ciddi siyasi eylemi ve iktidara yürüyüşü olarak tanımlamak hatalı değildir. Hatta iktidar yürüyüşünün bir provası olarak adlandırmak bile mümkündür. Söz konusu akım, 2 Temmuz katliamı ardından geçen on yıl içinde kendisini örgütleyerek parti haline gelip iktidar olmayı başarmıştır ve ondan sonraki on dört yıldır da iktidarı elinde tutmakta ve tüm devleti ele geçirmeye çalışmaktadır.
Bir otelde güpegündüz toplumun en seçkin aydın ve sanatçılarını kuşatarak asker ve polisin gözü önünde ateşe verip yakmak! Bu ne kadar dehşet verici vahşi bir olay değil mi? Toplumun en seçkin sözcülerini bu biçimde yakanlar, topluma ne yapmazlar ki? Devletin içine biraz sızarak sınırlı bir güç elde ettiklerinde aydın ve sanatçıları cayır cayır yakacak kadar gözü dönmüş hale gelenler, ellerine daha büyük iktidar ve devlet gücü geçerse onunla neler yapmazlar ki? Besbelli ki her şeyi yaparlar, her türlü vahşete başvururlar!
Öyle anlaşılıyor ki, insanları yakarak katletme yöntemi AKP kontrgerillasına özgü bir tarz oluyor. Ve yirmi üç yıl önce iktidara yürümek üzere bir deneme yapmaya girişen söz konusu akım, bundan tam yirmi üç yıl sonra “Ustalık döneminde” ve iktidarı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldiğinde Cizre bodrumlarında çoğu yaralı yüzlerce insanı üzerlerine benzin dökerek cayır cayır yakmaktan çekinmiyor.
2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Madımak Oteli yakarak insanları katletme olayı ile 2016 Şubat’ında Cizre bodrumlarında üzerlerine benzin döküp yakarak insanları katletme olayı birbirine ne kadar da çok benziyor. O halde Madımak’tan Cizre bodrumlarına uzanan önemli bir süreç var ve bu, AKP’nin gerçek tarihi ve varlık hikayesi oluyor. AKP gerçeğini buraya bakarak anlamak, nasıl bir varlıkla karşı karşıya olunduğunu doğru görmek açısından ciddi önem taşıyor.
Kuşkusuz Türkiye’de AKP dışında da katliam yapan güçler var. Devletin iktidar gücünden pay almayı sağlayanların hemen tamama yakını bu işi zaten yapıyor. Yine AKP tarihinde de çok sayıda gerçekleştirilmiş olan katliam olayı var. Örneğin 28 Aralık 2011 gecesi uçak bombardımanı ile gerçekleştirilen Roboskî Katliamı gibi. Örneğin Güney Kürdistan’da yaşanan Zergelê ve Kortek katliamları gibi. Örneğin HDP binalarının kundaklanması ve DAİŞ adı altında çeşitli patlamaların yapılması gibi.
Elbette bunların hepsi biliniyor ve vahşi birer katliam oluyor. Son bir yıldır ve özellikle de geçen kış boyunca başta Cizre ve Sur olmak üzere Kürt kentlerinde sayısız katliam olayı yaşanmış bulunuyor. Ancak besbelli ki insanları diri diri yakarak katletme yöntemini sadece AKP uyguluyor. Kuşkusuz zamanında Sivas katliam gerçeği tüm boyutlarıyla açığa çıkarılıp hesabı sorulmuş olsaydı, o zaman Cizre katliamı gibi yeni olayların önlenmesi mümkün olabilirdi. Fakat bunun yapılmamış olması, yirmi üç yıl sonra gelen benzer Cizre katliamına davetiye çıkarmış olmayı ifade ediyor.
Besbelli ki insanları cayır cayır yakarak katletme olayı, katliamların en vahşi biçimi oluyor. Herhalde Nemrut’un Hz. İbrahim’i yakma olayından öğrenilerek yapılan bir saldırı olma özelliği taşıyor. Dikkat edelim, insanları, hem de yaralı olanları üzerlerine benzin dökerek cayır cayır yakmak! Böyle bir şeyi damarlarında insan kanı dolaşan kim yapabilir? AKP gerçeğinin ne olduğunu daha doğru ve yeterli öğrenmek açısından işte bu olaylara bakmak ve söz konusu sorular üzerinde düşünmek gerekiyor.
Eline birazcık güç geçince toplumun aydın ve sanatçılarını, yani beyin ve yüreklerini cayır cayır yakmaktan çekinmeyenler, devlet ve iktidar gücünü tümden ele geçirince ne yapmaz ki? Besbelli ki her şeyi yapar! Yaralıları da yakar, şehirleri de yıkar, camileri ve mezarlıkları da bombalar, cenazeleri de sürükler!.. Böylelerinin gücü elde tutabilmek için yapamayacağı saldırı, satamayacağı değer yoktur. Pragmatizm ve iki yüzlülük böylelerinin temel karakteridir. Yalan ve hile böylelerinin en temel yöntemidir.
Demek ki Tayyip Erdoğan ve AKP deyip geçmemek gerekiyor. Yine su içer gibi söyledikleri sözlere ve timsahı andıran gözyaşlarına aldanmamak gerekiyor. Aslında yazar Oktay Ekşi bu güruhu çok iyi tanımış ve tanımlamıştı. Ondan öğrenmeyi bilmek gerekiyor. Kürtler ve Türkiye toplumu nasıl bir güçle karşı karşıya olduğunu çok iyi bilmeli ve hata yapmamalıdır. Aslında şimdiye kadar çoğunlukla hatalı yaklaşılmış ve sahte gözyaşlarına aldanılmıştır.
Bu durum 24 Temmuz topyekûn özel savaş saldırısına nasıl gelindiğinin ve bu temelde geçen bir yılın değerlendirilmesinde en çok kendini göstermektedir. Bunda elbette yürütülen yoğun psikolojik savaşın da etkisi vardır. Hala bazıları 24 Temmuz saldırısının nasıl başladığında net olamamakta ve acaba PKK direnmese savaş önlenemez miydi diye düşünmektedir. Tayyip Erdoğan her gün sokaklarda “Bitireceğiz, köklerini kazıyacağız” nutukları atarken bile bu tür düşüncelerin taşınması elbette anlaşılmaz ve kabul edilmezdir.
Belli ki kış boyu şehirleri yakıp yıkan bu katliamcı güç, tam yenilgiye uğratılmadığı müddetçe elindeki devlet gücünü yeni Madımaklar ve Cizre bodrumları yaratmak için kullanacaktır. Nitekim Lice ve çevresine yönelik saldırı açıkça bunu göstermektedir. Benzer saldırıları Kürdistan’ın her tarafında ve her türlü vahşi yöntemi kullanarak geliştirmeye çalışacaktır. Bundan asla şüphe etmemek ve aldanmamak gerekir.
O halde iktidarı elinde bulunduran gücün vahşi katliamcı gerçeğini iyi anlayalım ve önceden gereken tedbirleri alalım. Normal başka bir güce yaklaşır gibi Tayyip Erdoğan’a yaklaşmayalım. Erdoğan iktidarda kaldıkça Kürtlere ve Türkiye toplumuna rahat yoktur. O halde Tayyip diktatörlüğüne ve AKP faşizmine karşı daha çok birleşelim ve daha etkili mücadele edelim. Kurtuluş sadece bu tarz bir mücadelededir; buna inanalım ve de gereğini yerine getirelim!