TC’nin, değişmez döngüsü "dedim-dedi" üzere olan gündem ve güncelinin peşinden gideyim diyorum. Fakat, dizginleri boşa almış, Maganda burjuvazinin hızına yetişmek mümkün değil.
Birine dokunacak olsak, ötekinin hatırı kalacak. Bu durumda, en iyisi toptan bakış…
Genele baktığımızda, temeli kazılmış, inşaası başlamış Faşizm taka tuka sesleri arasında, tahkim edilerek yükseliyor.
1925’deki "Takrir-i Sükun"unu aratmayan gün, Maganda, başka bir deyişle paçozlar, çapul burjuvazinin günüdür. Korku salgınında, devran onların.
Ha, Maganda mı? Bu deyimin mucidi Günaydın ve Gün gazetelerinin sahibi Haldun Simavi’dir. Utanma kavramını biliyorsa bile, varlığını unutmuş, yalan söylemeyi, dolandırmayı meslek edinmiş, istediğini zorla almaya alışmış, korkutmayı meslek icabı yapmış, ceketi omzuna iğreti asılı, ayakkabının topuğuna basıp yampiri yürümeyi etrafa gözdağı vermek olarak bellemiş tiptir Maganda. İstanbul sokaklarında, "ben bildiğimi yaparım, bu alemde kimse bana karışamaz" naralarıyla haraç kesen, "Kasımpaşalı" tipin karşılığı…
Bu alemin en kibarı, yani, Maganda burjuvazisinin ilk güler yüzlü temsilcisi, 1950’lerde basında "dolandırıcılar kralı" olarak nam salan Sülün Osman’dı. Sülün, insan avına çıkarken din, iman, Peygamber, Allah diyen ve "Allah'ı sevmekten, onun yarattığı insanları seviyorum" demeyi ağzından düşürmeyen biriydi. Bu sözlerle giriş yaptıktan sonra köyden yeni gelenlere, "taşı, toprağı altın İstanbul’un kolay kazanç işletmesi" diye meydan saatlerini, köprüyü satıyordu. İşini yaparken, asla "kişiselliğe" kaçmıyor, her daim "vatan ve millet menfaati" diyor, dolandırdıklarıyla Sultani bir hayat sürmeye çalışıyordu.
Ama, Sülün Osman tek başına iş görüyor ve gücünü biliyordu. Onun için, "milletin a…..cağız" dediğini kimse söyleyemez. Çünkü, böyle bir lafı yoktur.
Sülün'ün korku heyulası kesilip, ırkçı rejimin koruyucusu olarak, "en iyi Kürt, ölü Kürttür" dediğini de kimse iddia edemez. Bunu da söylememişti.
Gerilerden yalın ayak gelen Maganda, arkası kuvvetli olarak söylüyor bunu. Sonra, ağzını milyon dolarla açıyor, iktidar havuzlarına su yerine dolar tomarları boca ediyor, Maganda burjuva şenliğinde söz ve karar sahibi kesiliyor. Sülün Osmanların böyle bir niyetleri de tavırları da yoktu.
Maganda şenliği süre dursun, TC tarihi boyunca, (darbeler dönemi dahil) hiç seçilmiş iktidar, AKP benzeri, kendini bu denli, ölümsüz dokunulmazlık üzere tahkim etmedi.
Evet, askeri darbeler, vahşetin zincirlerinden boşalması misali,  idam ayinleri düzenledi. İşkence çarklarını adaleti haline getirdi. Kürtleri (AKP’nin KCK yapılanması yalanı gibi) toplama kamplarında topladı. Bütün bunlar doğru.
Ama, eğri oturup doğru konuşalım: Darbe doğuran darbeler sürecinde de, (darbecilerin dokunulmazlığı dışında) kurtarılacak adama göre yasa çıkmadı.
Kenan Evren bile meydanlarda, katiller ve işkencecileri cezalandırıldığına dair rakamları sıralayarak adaletiyle övündü. Baştan başa bütün ülke insanlarının şu ya da bu şekilde fişlenip, takip atına alınmasına dair kanunla, TC’yi Ortadoğu diktatörlüklerine benzetmeye kalkışmadı.
MİT’e, (kızı, damadı MİT’çi olmasına rağmen) koruma kalkanıyla sarmalayıp, devleti de aşan, suçlar işlemeye uzanan yetkilerle donatmadı.
Bakanların yolsuzluklarına dair fezlekeleri yoklara karıştırıp, sonra "yolsuzluklara karşı savaş veriyoruz" diye de övünmedi, askeri darbeciler.
Bir Sıkıyönetim Mahkemesinin idam üretmemesi üzerine cezalandırmasının dışında, hırsızları, soyguncu ve rüşvetçileri takip altına aldı diye savcı ve polisleri tarumar etmedi. Yolsuzluk yapan Bakanı (Hilmi İşgüzar) yargılayıp cezaevine koydu.
O dönem, sınır ticareti yok, sınırdan geçen kuş bile vurulmayı hak eden kaçakçıydı. Ama, sınır ticaretinin serbest olduğu AKP iktidarında Roboskî Katliamı yaşandı. Başbakan, başarılarından dolayı Generallerini kutladı. Dosyanın kapatılması, sonra geldi.
Katledilmişlerin yakınları, sorumluların önünde eğilmedikleri, katilleri istedikleri için cezalandırıldılar. İki gün önce de, AKP’li tarafından, parlamentoda huzurdan kovuldular.
Evren döneminde, yolunu bulan, kendini mayın tarlalarına atabilen Kürtler yurt dışına kaçtı, kaçıyordu. Fakat, (üstelik "barış süreci" denilen ortamda) Sakine Cansız ve arkadaşları benzeri katledilmedi. (Katil’in MİT’le bağlantısı Türk medyasında dalgalanıyor.)
Her şeyi tersinden anlayan geri zekalı goygoycu dalkavuklar, parlamenter darbeye, ilişkin bu tesbitlerimizi askeri darbecileri temizliyor şeklinde anlayabilirler. Onlara peşin cevabımız; böyle bir neyimiz yok, asla da olamaz…
Biz, sadece karşılaştırmalı bir fotoğraf koyuyoruz, ortaya.  Sivil örtülü de olsa arkadan gelen, darbecinin öncekini aratmadığını söylüyoruz.
Kendi halkını, çıkışı olmayan kör zindanda sıkıştıranların Kürdistan meselesi gibi devasa bir davayı, hal yoluna koyma niyetini sorgularsak, bunun Kürtleri yanına alma oyalamacılığı, seçim ve kazan kazanma taklası olduğunu, herkes söylüyor.
Hiç bir Kürt liderin, "abdestli" burjuvazinin çözümleyici, yıkayıcı, temizleyici dediğine rastlanmadı, bugüne kadar.
Fakat şu gerçek. Kürtlerin acelesi yok. Kanmaları mümkün değil. Onlar, Maganda şenliğini seyrederken, acele etmeden, suhuletle, sükunetle, "dur bakalım yalancıların dansı nereye varacak?" diye bekliyorlar.