“Maganda" deyiminin mucidi, Günaydın gazetesinin sahibi Haldun Simavi’dir.

Simavi’nin gazetesi, sonradan görme, görgüsüzlükleriyle gülünç “türedi Türk sosyetesi"ni ve ne oldumun delisi olmuş “çapul burjuvazi"yi, Maganda diye niteliyordu. 

Dönemi Magandası, “hafıldan" zenginleşen kimi AKP’liler  gibi, kışın zemheri soğuklarında gömlekle, üstü açık spor arabalarına kuruluyor, İstanbul boğazında fiyaka turuna, çocukları da Bağdat Caddesinde, lüks arabalarıyla koç dövüşüne çıkıyorlardı.

Burun buruna dokunup büyük hasar gören pahalı araba, karşı tarafın olmuş oluyordu.

Maganda’nın hayattan zevk alma gösterileri bu kadarla kalmıyordu. Onlar düğünlerin de “şerefli misafiri"ydi. Havanın akışına kapılanlar, altın kabzalı tabancalarını sıyırıp havaya ateş edeyim derken, önündeki adamı, ortalıkta koşuşan çocukları vuruyor, öteki futbol maçlarınının ardından, takımının galibiyetini kutlama adına, yoldan geçenin kafasına ateş ediyordu.

Maganda’nın Türk siyasi hayatına duhulu ise 12 Eylül darbesinden sonrasına ve “Anayasayı bir kere çiğnemekle bir şey olmaz" diyen Turgut Özal zamanına rastlar.

Bu Maganda, bir süre sonra birbirini de dolandırmaya başlayınca, mahkemede birbirini, “rüşvetin belgesi mi olur lan p….venk" diye suçlamaya başladılar.

Bazıları, gecekondu arazisi “hırsızlamasından" gelme kimi AKP’liler soyundandı. Eşleri ise “büyük Türk sosyetesinin papatyası" unvanlıydı. Yeni zenginler olarak, incelen zevkleriyle antika eşyaya merak salmışlardı.

Kadınlar antika peşinde koşarken, siyaset magandaları da parlamento binasında çiğ köfte yoğuruyor, köftenin kıvamını ölçmek için, top top tavana fırlatılıyor, ardından tabancalarını ateşleniyor, yere sıva, badana kırıntıları yağıyordu.

Elbette, magandalaşma kanunsuzluğu beraberinde getiriyordu. Türkeş’in “50 bin kişilik ülkücü ordusu" narasından sonra Mafya çeteleri, Türkeş ülkücülerinden oluşan cellat taburları Kürdistan’a sevk edilmiş, cinayetler, yıkım, yangın ve talan serbest edilmişti.

Evlenme parasını denkleştirmek isteyen bazı polisler, Kürdistan’a görev emri çıkarmak için kapı kapı dolaşıp torpil arıyorlardı. Kürdistan çift maaşa ek olarak, vadedilmiş hırsızlık, soygun alanıydı…

AKP, devir ve teslim aldığı Magandalığı, boynu bükük mağdur rolleri ve dipsiz kalanlarla ileri boyutlara taşıdı.

Avrupa’ya, Amerika’ya demokrasi ile bütünleşme yolunda, Avrupa Birliğine katılım sözüyle yanaştı. Ama bir yere kadardı, yalanın ömrü. Sonra süre bitiyor, magandanın gerçek yüzü, IŞİD’e yakın, ona akraba olan hakiki niyeti ortalığa saçılıyordu.

Bu dönemde, içeride Kürtleri, Alevileri, Ermeni ve Romanları (Çingen) “süreç” diye oyalıyor, bu toplumsal balayının gerisinde de, IŞİD’in ruhunu çağırmaya benzer bir rejim kurmaya çalışıyordu. Ancak Kemalist ordu engel ve önlerine dikilmiş olarak görünüyordu.

Engelleri aşıp generalleri teslim alıp yalvarmaya zorlamak için, Gülen Cemaatinin gücüne sığındı. Kemalist subay gücünün abartılı, onların en az İran Şahının ordusu kadar dirençsiz, kof olduğunu bu süreçte öğrendiler. Asıl engelin cemaat olduğunu bu arada öğrendiler.

Bir gün öncenin can düşmanı Kemalistleri bırakıp, cemaate cephe açtılar. Artık kim maganda kim Kemalist belli değildir.

Magandanın kanunsuz rejimi vaziyete egemendi.

Kemalistler, öbür yanda şartlanmış ezberleriyle Kürtler, tek düşmandı. Ancak maganda, onları tatmin edecek hezeyanlara sahipti.

Megalomanyak bir atakla, kendi kitle tabanı kalabalıkları dinle, Kemalistleri de ırkçılıkla sulayıp evire, çevire kullanarak  keyfini getirmeye başladı..

Maganda demokrasisi vardı, artık. Maganda, bir yanda sesini haykırıyor, nasıl olsa kimse anlamıyor kurnazlığıyla Kur’an okuyor gibi yaparak, anlaşılmaz sedalar mırıldanıyor, öbür yandan Kemalistlerle safları pekiştirme adına emperyal ırkçı kesiliyor, “ikiyüz yıldır ihmale uğrayan günler geri geliyor" diye diye, fetih hamlelerini, fethin getirisi olan ganimetlerini vadediyor, IŞİD’le anlaşmalı olarak, dirençsiz Suriye işgalini düzenliyordu. 

Maganda demokrasisi hırsızlıktı. Harcı yalancılık, ötesi kan, işkence, kendisinden olmayana cefa, yangın ve yıkımdı…

Mazlum ve masum Kürt halkının yaşadığı ve dünyaca seyredilen manzara buydu…