Türklerin, Rus uçağını düşürmesi, tasarlanmış bir cinayetti. Mantığı da, meselelerin hallini zorbalıkta arayan, “Şark tipi kabadayılık"tı. Kas gücü gösterisi ile rakibi caydırıp geriletme ve bu yoldan giderek istediğini alma atağı…
Sebebe gelince:
Recep Tayyip’in liderliğindeki Türk rejimi, “Özgür Suriye Ordusu" adına tanklar, toplarla sınırı aşıp Hatay’ın yanı başındaki Kürt Dağı ve Lazkiye’nin verimli topraklarına el koymak, Türk devletine katmak üzere Kürt yurdunu, Fırat nehrinin batı havzalarını işgal, tabii ki, Kürtleri “tedip ve tenkil" ederek “sonuna kadar susturmak" istiyordu.
Hayaller ılıman, magandanın çapul, paçoz ruhunu okşayıcı, işgalcisini bekleyen topraklar da, kurdun iştahını kabartıcıydı. Gelgelelim, Rusya hava gücüyle, hayallerin önünde büyük engeldi. “Hey ganimet avcısı, sen kimin malı, mülkü için dişlerini çek çak ediyorsun ki?" dercesine Kürt Dağı ve Lazkiye havzasında fink atıyordu.
Vaziyet, asap bozucuydu. Duruma müdahale edip Rusları caydırmak gerekiyordu. Bunun için, Milli Güvenlik Kurulu adındaki Generaller konseyinde, “angajman kullarını işletme" kararı alındı. Artık akıl, mantık ve de nezaket değil, kabadayılanma zamanıydı. Ruslara, Türkün çıkarına çomak sokmanın ne demek olduğu gösterilecekti. Gereken de yapıldı. Silahlandırıp Suriyeye saldıkları çeteleri bombalayan uçaklardan biri, sınırı aştığı sebebiyle, 24 Kasım 2015 tarihinde vurularak düşürüldü.
Cinayet sabahı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip, daha kargalar kahvaltı bile etmeden, halkına, “bir Rus savaş uçağını düşürdük" müjdesi verdi. Rusların, misilleme ihtimaline karşı da, NATO’dan yardım istenmişti.
Bu, bir savaş narasıydı. Rusya’nın kabadayı intikamcılığına sapmadan, sorumlu ve soğukkanlı tutum alması sayesinde, büyük savaş patlamadı ama, Rusya Cumhurbaşkanı Putin, “arkadan hançerledik" diyerek siyasi, sosyal ve ekonomik bütün ilişkileri askıya aldı. Karşılıklı suçlamalar, hakaretlerle alevlendi. Bu arada, Türklerin Suriye’ye ilişkin iddia ve beklentileri söndü. Yapabileceği tek şey, insan kesen, esir kadınları pazarda satan, tecavüzcü, talancı, hırsız İslamcı çetelere, korsanca destek sunmakla kaldı.
Sonra, zararın büyüklüğünü gören Erdoğan, yavaş yavaş alttan almaya başladı. İlişkileri düzeltmek için araya aracılar sokup, özür diledi, tazminat taahhüdünde bulundu. Putin, bundan sonra yumuşadı ve onu ayağına çağırdı.
“Çıkarın gözü kör olsun" derler, Türk tarafı, tükürdüğü el karşısında yere eğilmiş, “ver, öpim abi" demek zorunda kalmıştı. Birilerinin Maganda ruhu yara almış incinmişti. El tutmaya giderken, kendince uyuyan yılan numarasıyla alttan alta ısırıyor, bu şekilde, yerde sürünen gururunun acısını dindirmeye çalışıyordu.
Örneğin, Recep Erdoğan, 9 Ağustos sabahı Putin’e giderken, Britanya’nın ünlü Financial Times gazetesi, Halep’i kuşatan İslamcı teröristlere silah taşıyan Türk TIR filolarını manşete çıkarmıştı. Erdoğan yüzünde donmuş gülümsemeyle, sevdiğine hasret Maganda aşık gibi kollarını yana açarak, daha bir kaç gün öncesine kadar sövgüyle andığı Putin’e koşarken, İslamcı çeteler, onun verdiği silahlarla Ruslara kurşun sıkıyor, bomba fırlatıyordu.
Ve de Erdoğan, bir sıcak gülümseme görmek için Putin’e “dostum" diyordu.
Benzer bir söz duyma umuduyla ısrar ediyor, ısrar ettikçe yaltaklanmanın dozajı kaçırıyor, “dostum" hitabı, “sevgili dostum"a, derken, “kıymetli dostum Vlademir"e dönüşüyor, ama hayal kırıklığı ki, asla “sevgili dostum Erdoğan" sözünü duymuyordu.
Ve Erdoğan, masada “sevgili dostum" diye diye kıvrana dursun, Dicle Haber Ajansı, bu sırada abonelerine geçtiği ve fotoğraflarla takviye ettiği bir haberin girişinde şöyle diyordu:
“El Nusra ve Ahrur El Şam örgütünün lojistik üssü haline gelen Hatay'da beyaz plakasız kamyonetlerle İdlip'e bağlı Harim köyüne askeri mühimmat taşınıyor. A,B,C ve D şeklinde harflendirilen kamyonetlerle "roket mermisi, havan topu boruları, uçak ve tank savar, kalaşnikof kurşunları, dürbün, telsiz, mayın yapımında kullanılan kabloların taşındığı" görüntülendi."
Sözü edilen mühimmat, Hatay’ın alt taraflarında Ruslarla savaşmak üzere konuşlanmış, İslamcı çetelere gönderiliyordu.
Maganda dostluğunun böyle dipten, alttan alta giderek sinsice ısırma gibi ayıplı haller yoktu. “Hem seviş, hem de savaş" gibi bir ayıp…
Ve dahası aynı akşam, Erdoğan’ın bir zamanlar ağzını doldura doldura teröristler diyerek hapishanelere doldurduğu Ergenekoncu generallerden bir demet, televizyon ekranlarını dolduruyordu.
Bunlar, Gülen’in bıraktığı boşluğu dolduran yeni yandaşlardı. Erdoğan’ın sesi olarak, Rus uçağı cinayeti dahil, bütün kötülükleri Gülen’in defterine yazıyor, iyi ne varsa Erdoğan’a mal ediyorlardı.
Bir tanesi de Ruslara “elini ver öpim de, beni affet abi" deme taklalarına açıklık getiriyordu:
“Kürtleri sindirip saf dışı bırakmak, oraları bize bağlamak için Rusların yardımı şarttır. Ayrıca, Esad’la dostluğu tazelemek için de Rusların aracılığı bize lazımdır."
Maganda aklı bu. Kapısında yattığı herkesi, öpmeye hazırlandığı Esad’ı da kör, aptal ve sağır sanıyor, bir tek kendisini uyanık biliyor.
Oysa magandanın her tür ve renkten ipliği çoktan pazara döküldü. Dolandırmak çin, başka kapıya…