Yönetmen Ridley Scott’un ‘’Exodus: Tanrılar ve Krallar’’ filmi 2014’ün sonlarında vizyona girdi. Tevrat’ın bazı bölümlerinden esinlenerek yazılan hikaye Hz. Musa’nın hayatının önemli dönüm noktalarını konu ediniyor. Yüksek bütçeli film yapımcılarının gelenek haline getirdiği özellikle Batılı Hıristiyan aleminin hiç bir masraftan kaçınmayarak kutladığı, maaşın ikiye katlandığı, tatil günlerinin çok olduğu Noel ve yılbaşından hemen önce vizyona girerek gişe hedeflerine ulaşma yöntemi, ‘’Exodus: Tanrılar ve Krallar’’ için de benimsenmiş. Musa ve Ramses’in etrafında örülen bir epik aksiyon filmi olarak sanatsal, görsel ve içerik olmak üzere bir çok yönüyle değerlendirilmesi gereken bir yapıt.

Sanatsal başarı, görsel şölen

Senaryosunu Bill Collage, Adam Cooper ve Steven Zaillian’ın kaleme aldığı filmin önemli rollerini  Christian Bale, Ben Kingsley, Sigourney Weaver, John Turturro,  Aaron Paul gibi güçlü oyuncular paylaşıyor. Bu kadronun bir araya gelmesiyle başarılı bir cast seçimi yapıldığını en başta söylemek gerek. 142 dakika olan ve 3D tekniği ile çekilmiş film müthiş efektler ve muhteşem müziklerle bezenmiş. İnsan birden bire üç bin yıl öncesinin, antik Mısır medeniyetinin o büyüleyici atmosferine giriyor. Tevrat’ta geçen olaylar filme uyarlanırken bol bol aksiyon sahneleriyle bezenmiş. Eski ve Yeni Ahit hikayelerinden yola çıkarak Nil nehrinin kana dönüşmesi; kurbağa istilası; sivrisinek istilası; at sineği istilası; hayvan ölümleri; çıban belası; dolu belası; çekirge belası; karanlık belası; ilk doğan çocukların ölümü gibi ‘’Tanrı’nın pek çok gazabı’’ çarpıcı ve akıl sınırlarını zorlayan görsel efektlerle sunuluyor.
Filmin başındaki savaş sahnelerinde olduğu gibi, filmin sonlarına doğru yaşanan kovalamaca sahneleri; özellikle uçurumdan düşen atlı arabalar sahnesi izleyen herkesi ürkütecek kadar hissedilir kılınmış. Yine kutsal kitaplarda geçen mucize, yani Kızıldeniz’in yarılma sahnesi gelgit kullanılarak akla yatkın, ama bir o kadar da heyecan verici olarak sunulmuş.

Filmin öyküsü

Musa ve Ramses, Mısır hükümdarı ailede birlikte yetişirler. Aralarında kan bağı olmasa da, birbirlerine son derece yakın iki kardeş gibidirler. Ramses sonunda firavun olur ve Musa’yı da en güvendiği danışmanı, komutanı yapar. Ancak Ramses, Musa’nın İbrani olduğunu öğrendiğinde onu çölde ölüme terk eder. Çölde Arap bir kabileye sığınan Musa evlenir ve bir çocuğu olur. Çobanlık yaptığı sırada rüyasında tanrının kendisiyle konuştu- ğunu ve Mısır’da köleleştirilen halkını özgürleştirmek için yola çıkması gerektiğini görür. Böylece 600.000 köle ile birlikte kırk yıl sürecek uzun bir yolculuğa çıkar. Hedefleri ise ‘vaadedilen topraklara’ ulaşmaktır.

Tevrat’ı yayma mı?

 Geçen sene bu vakitlerde tartışılan Darren Aronofsky filmi ‘’Nuh: Büyük Tufan’’ da olduğu gibi ‘’Exodus: Tanrılar ve Krallar’’da da tek referans Tevrat. Büyük bütçeli bu filmler üzerinden tüm dünyaya Tevrat mı empoze  ediliyor? gibi bir sorunun akla gelmesi kaçınılmaz oluyor.
Sadece Tevrat referans alındığı gibi, tarihi süreçler de İbranilerin (Yahudilerin) yüzyıllardır sürdürdükleri, İsrail’in de gelenek haline getirdiği ve epeyce de başarılı olduğu ‘’Mağduriyet’’ politikalarına hizmet eden boyutta ele alınmış.
Son dönem filmlerden de anlaşıldığı gibi bu mağduriyet politikasının belli aralıklarla güncelleştirilmesi ihtiyacı hissedildiği aşikar. Çağın tekniği ile döneme uyarlanması için epey malzeme de var. Nemrut, Firavun, Hitler gibi tarihi zorbalar üzerinden geliştirilecek projelerle ‘’Exodus:Tanrılar ve Krallar’’ filminde olduğu gibi -eskiyi yeniye, yeni eskiye uyarlayarak- sinema gibi etkili bir aracın daha çok kullanılacağı da kesin.

Mısır mı, Nazi Almanya’sı mı?

Dekorlar, kostümler değiştirilmesi durumunda olayın Nazi Almanyası’nda geçtiği hissine kapılır insan. Öldürülenlerin üst üste atılması, arabalara yüklenmesi ve yakılması sahneleri Nazi katliamlarının; yani 60 yıl öncesinin 3 bin yıl öncesine uyarlamasından başka bir şey değil.
Ramses’e Musa’nın İbraniliğinin ispiyonlanması, Ramses’in içine girdiği tripler ve ‘’gerçeği’’ itiraf ettirme tehdidi sahnesi, karşıdakinin Ramses kılığında konuşturulanın aslında ırkçı Hitler veya azılı bir Nazi Subayı olduğu kendini ele veriyordu.
Tüm dini kitaplar ve tarihçiler Musa’nın istikrarı sağlamak için görevlendirildiği güney Mısır’da soydaşlarına eziyet eden üst düzey bir yetkiliyi öldürdükten sonra Mısır’dan kaçtığını teyit ederken, filmde Yahudi olduğu anlaşıldıktan sonra çölde ölüme terk edilen oluyor. Mesele tamamen insanlığın belleğinde daha taze olan ve çağın hastalığı ‘’ırkçılık’’ kavramı üzerinden ele alınmış.
9 yıl çölde kaldıktan sonra halkını kurtarmak için Mısır’a dönen Musa’nın bir nevi gerilla ordusu kurması ve gerilla savaşı başlatması da ırkçı diktatörlere karşı 19. yüzyılda verilen kurtuluş mücadeleleri kullanılmış. Oysa Musa çağrılar yaparak, mucizeler göstererek ve Musa’nın tanrısı da üzerlerine felaketler yağdırarak onları yola getirmeye çalışmıştır. Musa’nın ordu kurması, savaş vermesi, birlik ve örgütlemeyi pekiştirmek için bilinen 10 emiri çıkarması 40 yıl süren Kenan ülkesine dönüş süreci içinde tamamlanmış.  ‘’Nuh: Büyük Tufan’’ filminde tanrı bir yılan suretinde Nuh ile konuşturuluyordu. Bu sefer, tanrı bir erkek çocuk suretinde konuşturuluyor. Daha doğrusu Tevrat’tan alıntılar onun üzerinden veriliyor. Tanrı’yı erkekleştirme; erkek egemenlikli sistemin bir yansıması mı yoksa yaşamda kadını dışlayan, yok sayan bu yaklaşımın bilinçli bir tercihi mi bilinmez. İkisi de aynı anlama geldiği için de pek fark etmez.

Musa, Harun, Şuayb

Hz. Musa döneminde iki peygamber ismi daha geçmektedir. Abisi Hz. Harun ve Mısır’dan kaçarken Ürdün ve Arabistan arasında kalan bölgede bulunan Medyen şehrinin ileri geleni Hz. Şuayb. Harun’un asıl örgütleyici olduğu, Kenan ülkesine dönüşün alt yapısını oluşturduğu ve Firavun’ların sarayında yetişen kardeşi Musa’nın askeri dehasından yararlanarak bu işi başardıkları gerçeğinden hiç bahsedilmemiş. Tek aktör, tek belirleyici olarak Musa gösteriliyor.
Tevrat’ta ‘’Yitro’’ olarak geçen ve soyu İsrailoğullarına bağlanan Hz. Şuayb Musa’nın kayınbabasıdır. Musa ile evlenen kızı Tsipora’nın (Safure) Gerşom ve Eliezer isminde iki oğlu vardır.  Tevrat’a göre Musa Firavuna halkını salması için gitmeden evvel, karısı ve iki çocuğunu Yitro’ya bırakmıştır. Yitro, kızı ve torunları daha sonra Mısır çıkışında çölde Musa’ya katılmıştır.
Ancak gerçek bunun tam tersidir. Kurtarıcı Musa’nın eşi Yahudi olmadığı için büyük bir dışlanmayı yaşamıştır ve onun akıbetinden hiç söz edilmez.


AZİZ OÐUR




Fas ve Mısır’da yasak

Exodus: Tanrılar ve Krallar, Fas’ın ardından Mısır’da da yasaklandı. Fas’ta gösterime girmesine bir gün kala yasaklanan film, ‘tarihi hatalar’ nedeniyle Mısır tarafından da yasaklandı. Mısır’daki sansür kurulu, piramitleri Yahudilerin inşa ettiği ve Kızıldeniz’in Hz. Musa’nın mucizesiyle değil, bir depremle yarıldığını iddia eden senaryoyu ‘kabul edilemez’ olarak değerlendirdi.
Nedendir bilinmez, film dünyadaki gösterimden bir hafta önce Türkiye’de vizyona girdi. Filmin dünya vizyon tarihi 12 Aralık. Almanya’da ise 25 Aralık’ta vizyona girdi.