
ESRA SOLİN DAL/MA/AMED
Sur’da 2 yılı geride bırakan yıkım nedeniyle bazı mahalleler haritadan silindi. Mahalle ve seçmenlerinden yoksun bırakılan muhtarlar, yıkımla bir dilin ve hafızanın da yok edilmek istendiğine işaret etti.
Dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağının uygulandığı Amed’in Sur ilçesinin 6 mahallesine, 2 Aralık 2015’ten bu yana hiçbir biçimde giriş yapılamıyor. Bir bölümü tank ve top atışlarıyla yıkılsa da önemli bir kısmı hasar almamasına rağmen kepçelerle dümdüz edilen mahallelerin uydudan çekilmiş fotoğrafları, ağır bilançoyu gözler önüne sermişti. Geçmişe ait tarihi yapılar bir kenara, tek bir ağacın dahi bırakılmadığı bu mahallelerde on binlerce insan zorla göçertildi.
“Acele kamulaştırma” adı altında evleri ellerinden alınan Sur sakinleri, kentin çeşitli mahallelerine dağıldı. Bazısı bugün bütünüyle yıkılmış durumda olan mahallelerin muhtarları ise bu yeni duruma kendilerini alıştırmış durumda. Lalebey ve Cemal Yılmaz mahallelerinin muhtarları, sorumluluk alanlarındaki yıkımın sonuçlarını değerlendirdi.
17 sokak tamamen yıkıldı
2015’teki savaştan kaynaklı Sur’un birçok mahallesinde çatışmaların yaşandığını ifade eden Cemal Yılmaz Mahallesi Muhtarı Koçero Topdemir, mahallesinin yüzde 90’ının yıkıldığını ve giriş-çıkışların halen yasak olduğunu hatırlattı. Topdemir, savaştan önce 5 bin nüfusa sahip olan mahallenin 18 sokaktan oluştuğunu paylaştı. Topdemir, çatışmalarda bir veya iki sokağı çok az hasar gören mahallenin 17 sokağının bugün tamamen yıkıldığını kaydetti.
Artık mahallem yok
Taşınmak zorunda bırakılan yurttaşların ikametgâh adreslerini değiştirmediğini paylaşan Topdemir, bu nedenle mahallenin nüfus kaydında bir değişiklik olmadığı bilgisi verdi. Mahallede yasak başladıktan sonra kimsenin kalmadığını ifade eden Topdemir, “Taşınan yurttaşların ikametgah adresleri değişmediğinden dolayı herhangi bir işleri olduğunda yine ben ilgileniyorum. Dolayısıyla mahallem yok, ama bizim oradaki insanlarla diyalogumuz sürüyor” diye konuştu.
Mekanın değişebileceğini, ancak seçmenleriyle olan dayanışmasının devam ettiğini vurgulayan Topdemir, “Muhtar ve yurttaşlar olarak fikir birliğimiz ve gönül bağımız hep sürecek” diye de ekledi.
Nüfus yarı yarıya azaldı
Söz konusu 6 mahallenin yanı sıra savaş kapsamına girmemesine rağmen Alipaşa Mahallesi ile birlikte yıkılan Lalebey Mahallesi’nde de durum farksız. Bu mahallede 4 dönemdir muhtarlık yapan Abdullah Çelik, “Mahallemiz olmasa bile, bir yurttaş olarak yıkım ve yasaklara karşı direnmeye devam eden mahallelinin yanında olacağız” diyerek, yıkımdan önce 10 bin insanın yaşadığı mahallesinde, şu an 5 bin kişinin kayıtlı olduğunu belirtti.
24 sokağı bulunan mahallesinin, bugün 10 sokağının tamamen haritadan silindiğini vurgulayan Çelik, evlerinden çıkarılan yurttaşların da hiçbirinin rızasının alınmadığını, halkın baskıyla çıkarıldığını kaydetti. Yıkılan mahallelerde birçok yurttaşın eşyalarını dahi almalarına müsaade edilmediğine dikkat çeken Çelik, Sur’da toplam 16 mahallesinin ya yok edildiğini ya da yıkımın sürdüğünü aktardı. Yine Dabanoğlu ve Cemal Paşa mahallelerinin kısmen girişlerine izin verilse de Sur’da hala 6 mahallede yasağın sürdüğü bilgisi veren Çelik, bu nedenle orada neler olup bittiğinin kimsenin bilmediğini dile getirdi.
Tek ev kalana kadar
21 senedir muhtarlık yaptığı mahallesinin yarısından fazlasının yıkıldığına tanıklık eden Çelik, “İnsanların her biri, bir yere gitti. 80 yaşına kadar burada yaşamış insanlar var. Ama şu an kimin kiracısı olacakları belli değil. Gelecek nesillere Diyarbakır’ın, Sur’un kültürünü, yaşanmışlıklarıyla tanıklık eden bu insanlar anlatacak. Başka kültürlerden insanlar gelip buraya yerleşirse kültür de dil de değişir” ifadelerini kullandı.
Sur’da yaşanan elektrik ve su kesintilerinin yer yer devam ettiğini de aktaran Çelik, yıkım sürecinde mahalle sakinlerine büyük baskılar uygulandığını, buna rağmen halkın hala direndiğini kaydetti. Çelik, birçok sokağının yok olduğu mahallede muhtarlık yapmanın acıklı bir durum olduğuna ekleyerek, “Mahallemde tek hane bile kalsa ben mahallemi terk etmem. Sonuna kadar mahalleliyle birlikteyim, halkımın arkasındayım” diye konuştu.
Sur belgeseline polis engeli
Cemil Candaş Kültür Merkezi'nde 3 Aralık'ta gösterimi planlanan "Sûr: Ax û Welat" belgeseli polis tarafından engellendi.
İstanbul'un Şişli ilçesinde bulunan Cemil Candaş Kültür Merkezi'nde 3 Aralık Pazar günü gösterimi planlanan "Sûr: Ax û Welat" belgeseli polis engellemesi sonucu iptal edildi.
Kültür merkezine giden polislerİN, "Siz burada HDP'nin etkinliklerine mi izin veriyorsunuz?" diyerek, belgeselin gösterimini iptal etmeleri yönünde baskı uyguladıkları belirtildi. Belgeselin yönetmenleri Hicran Ürün ve Zana Kibar, polis engeline tepki gösterdi.
Kültür merkezinin belgesel gösterimini iptal etti; HDP'li ve CHP'li vekillerin çabalarının da sonuçsuz kaldı.
Sur'dan göç ettirilen, Sur sürecine tanık olmuş kişilerin de katılımıyla gösterim yapılacaktı. Sur'daki ablukanın 2. yıl dönümünde, ilçede yaşananlara tanıklık edenlerin konuştuğu belgesel, Sur Belgesel Kolektifi tarafından hazırlandı. Belgeselde, yasak döneminde içerden çekilmiş görüntülere de yer veriliyor.
Sur şehidinin ağabeyi gözaltında
Sur’da katledilen Çekwar Çubuk’un ağabeyi Çekdar Çubuk, bir haftadır gözaltında tutuluyor.
Amed’in Sur ilçesinde “sokağa çıkma yasağı" sürecinde yaralandıktan sonra 5 saat boyunca müdahale edilmediği için kan kaybından yaşamını yitiren Çekwar Çubuk’un Huzurevleri Mahallesi’nde yaşayan ailesinin evine düzenlenen baskında gözaltına alınan ağabeyi Çekdar Çubuk (21) İl Emniyet Müdürlüğü'nde tutuluyor. 24 Kasım Cuma günü yapılan baskında Çubuk'un ablası Zehra Çubuk (24) ve kardeşi Azad Çubuk (15) da darp edilmişti.
Sadece avukatıyla görüştürülen Çubuk’un durumunun iyi olduğu belirtilirken, ne zaman mahkemeye çıkarılacağı bilinmiyor. Çubuk'un avukatı Şivan Cemil Özen, Çubuk'un "Örgüt faaliyetleri adına eylem yapmak" iddiasıyla suçlandığını söyledi. Avukat Özen, dosyada gizlilik kararı olduğu için içeriğine dair net bilgi alamadıklarını kaydetti.
Suç duyurusunda bulunmuşlardı
Çekwar Çubuk’un Yeniköy Asri Mezarlığı’nda bulunan mezar taşı polis gözetiminde görevliler tarafından sökülmüş, yerine "Aliş Çubuk" yazılı taş yerleştirilmişti. Aile bir kaç gün sonra mezar taşına yeniden "Çekwar" yazmıştı. Tahribat nedeniyle de Diyarbakır Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuştu.
Anne Netice Çubuk, oğlu Çekdar’ın haksız ve hukuksuz yere gözaltında tutulduğunu belirterek, serbest bırakılmasını istedi.
Bugün şehadet yıldönümü olan Çekwar Çubuk, Yeniköy Mezarlığı'ndaki kabri başında anılacak. AMED
Sur ranta kurban ediliyor
TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından gerçekleştirilen “4. İstanbul Kent Sempozyumu” başladı. CHP'li vekil Ali Şeker, bir kaç gün önce Diyarbakır'ın Sur ilçesine gittiğini belirterek, Sur'un ranta kurban edildiğini söyledi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından gerçekleştirilen ve 3 gün sürecek olan “4. İstanbul Kent Sempozyumu” Harbiye Askeri Müzesi'nde başladı. Çok sayıda kişinin katıldığı sempozyuma Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekilleri Ali Şeker ve Güler Yedekçi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz ve TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Cevahir Efe Akçelik de katıldı.
Sempozyumda konuşan CHP Milletvekili Ali Şeker, bir kaç gün önce Diyarbakır'ın Sur ilçesine gittiğini belirterek, Sur'un ranta kurban edildiğini söyledi. Şeker, "Bu halk var olan talanın tarafı değil, mağdurudur” dedi.
KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen de AKP’nin neo-liberal politikalar ile yaşam alanlarına müdahale ettiğini belirtti. Gezen, toplum ve kent arasındaki ilişkinin çıkar ilişkisi olmadığını vurguladı. Toplumun kent hakkına sahip çıkmasının çok önemli olduğunu kaydeden Gezen, “Kent hakkını savunmak OHAL’e karşı mücadele ve demokrasi istemektir” diye konuştu.
Cellatlar kol geziyor
TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz ise şunları söyledi: “15 yıldır Türkiye’yi kendileri yönetmemiş gibi Cumhurbaşkanı bir biri ardına ilginç açıklamalar yapıyor. Bugün Türkiye’de tarih ve kültür cellatları kol kola geziyor. Başarı diye sunduğunuz üçüncü köprü ve havalimanı ile geleceğimizi ipotek altına aldınız. Daha fazlasını yaptınız. Hasankeyf’i dinamitlerle patlattınız. Ülkede üretim ekonomisini bitirdiler ve rant ekonomisini devreye soktular. Ama artık yollar bitti, meydanlar bitti. Barış talepleri duyulmasın diye akademisyenleri, özgürlük talepleri duyulmasın diye gazetecileri, eşitlik talepleri duyulmasın diye kadınları hedef alıyorlar. Ne kadar isterlerse istesinler bu halk boyun eğmeyecek.”
İliştirilmiş medya çarpıtıyor
DİFAK ve DSM öncülüğünde Amed’de “Çatışma Alanlarında Fotoğraf ve Medyada Kullanımı” konulu panel düzenlendi. Gazeteci Refik Tekin, iliştirilmiş medyanın kendilerinin tanıklık ettiği ve çektiği fotoğrafları çarpıttığını söyledi.
Diyarbakır Fotoğraf Amatörleri Kulübü (DİFAK) ve Diyarbakır Sanat Merkezi (DSM) öncülüğünde, Hollanda Konsolosluğu'nun katkılarıyla fotoğraf ve gençlik programı kapsamında, Fotoğraf Buluşmaları paneli gerçekleştirildi. “Çatışma Alanlarında Fotoğraf ve Medyada Kullanımı” başlıklı panel, sinema-belgeselci Özkan Küçük’ün moderatörlüğünde gazeteciler Refik Tekin ve Özgür Paksoy’un sunumları ile gerçekleştirildi. Amed Şehir Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen panele çok sayıda fotoğrafçı ve gazeteci katıldı.
Özellikle son iki yılda Kürt kentlerinde yaşanan çatışmalı ortamlarda çektikleri haber fotoğrafları ile sunum ve söyleşi yapan fotoğrafçı Tekin ve gazeteci Paksoy, fotoğraf ve haber fotoğrafının önemine, gazetecilerin çatışmalı ortamlarda yaşadığı zorluklar ve güvenlik koşullarına ilişkin deneyimlerini paylaştı.
DAİŞ’in Rojava’ya yönelik saldırıları, Kobanê ve Cizre’de 79 gün süren sokağa çıkma yasağı sırasında çektiği fotoğrafların gösterimi ile söyleşisini sürdüren Tekin, gazetecilerin bölgede yaşadığı zorluklara dikkat çekti. Fotoğrafların medyada kullanımına değinerek devam eden Tekin, şöyle konuştu: “İliştirilmiş medya, çatışmalar sırasında çektiğimiz ve tanıklık ettiğimiz fotoğrafları, daha sonra olayları çarptırarak veya hükümetin olaylara ilişkin yaptığı açıklamalara dair haberlerde kullanmakta. Yaşananları görmeyen havuz medya, yaşamını yitiren 35 günlük Miray bebeğin fotoğrafını, gerçeğin aksine bir haberde kullandı. Medya görsel verileri yutuyor. Bir belleğin oluşturulması için belgesel ve fotoğraf çalışmasının yürütülmesi gerekiyor.”
Gazeteci Abdurrahman Gök’ün Newroz’da polis tarafından katledilen Kemal Kurkut’un vurulma anına dair çektiği fotoğraflar üzerinden basın fotoğrafçılığının önemine dikkat çeken gazeteci Paksoy ise “Basında fotoğraf, haberi belgelemektir. Günümüzde yaşananları belgelemek, basın fotoğrafçılığının en temel ilkesidir. Bölgede yaşanan bir çok negatif olay ve ölümler, benzer şekilde belgelendi” diye konuştu.
Panel soru cevap bölümü ile sona erdi.