
Hrant Dink cinayeti kesinlikle bir derin devleti işidir. Türkiye’de Hristiyan bırakmama operasyonunun sonucu bu cinayet gerçekleşmiştir. Türkiye Anadolu topraklarındaki Hristiyan Rumları, Ermenileri, Pontusları, Süryanileri soykırıma uğrattığından ağır bir suçlu konumda olduğunu bilmektedir. Eğer Türkiye’de Hristiyan kalırsa sonradan bu soykırımları gündemleştirip hak iddia edebilirler korkusunu yaşamaktadır. Bu nedenle Hristiyanların hak iddia edebileceği en küçük bir toplumsal zemin bırakmak istemiyor. Türkiye’de Hristiyanlara yönelik saldırıların arkasında bu zihniyete sahip bir derin devlet aparatı bulunmaktadır. Bu kadar da olmaz demeyin! Anadolu’yu halklar mezarlığı yaparak tek millet yaratmak isteyen bir devletle karşı karşıyayız. Hala tek tek diyen bir Başbakan’ın varlığını unutmayalım.
Hrant Dink’le ilgili karara karşı kamuoyunda ve dış dünyadan tepki gelişince hükümet yine bir dengeleme operasyonu yaptı. Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan “bu karar nihai değil, temyize gidecek, bunun sonucunu bekleyelim” dedi. Bülent Arınç her zaman olduğu gibi iktidarın bir bakanı değilmiş gibi, “kamuoyunun vicdanı bu kararı kabul etmemiş görünüyor” diyerek hükümete yönelik tepkileri azaltmaya çalışıyor. Arınç, yine iyi polis rolünü oynadı. AKP yandaşı kimi gazeteciler de toplumsal tepkileri azaltmak, beklenti yaratarak oyalamak için “şimdi tetikçiler yargılandı, ileride tetiği çektirenler yargılanır” gibi bir söylemde bulunma zorunluluğu hissetti.
Türkiye’de son 30-40 yıldır bir tekerlemeyi çok duyduk. Birisine ceza verildiğinde, buna karşı tepki gelince yetkililer her defasında, “burası hukuk devletidir, itiraz edilecek yüksek mahkemeler var” demişlerdir. Ya da haksız olarak yargılanan birileri olduğunda “mahkeme sonucunu bekleyelim” denirdi. Böylece haksızlığa bir kılıf geçirirler, oyalama yaparlar ve tepkileri yumuşatırlardı. Hrant konusunda da hükümet bu defa suçlulara verilmeyen cezalar için benzer bir tekerlemeye başvurmuştur. Bu söylemlerle haksız yargılanarak yıllarca cezaevlerinde tutulanlara gösterilen tepkiler yumuşatılırken, şimdi de suçluların ortaya çıkarılmamasına gösterilen tepkiler bu tekerlemeyle yumuşatılmaktadır. Özellikle zamana ihtiyacı olan AKP için bu tür oyalama yöntemleri ve sözleri önemlidir. Böylece son zamanlarda hükümete yönelik kuşkular, tepkiler yumuşatılmış olacaktır.
KCK operasyonları konusunda sıkışan hükümet de yargıyı bekleyelim diyor. Haksız tutuklamalar böylece normalleştiriliyor. Özellikle hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik binlerce insan haksız tutuklanırken pişkince “burası hukuk devleti, yargılama sonucunu bekleyelim, suçsuzlarsa bırakılırlar” diyor. Ya da “ne biliyorsunuz suçsuzlar, belki de suçlulardır” diyerek tepkilere yanıt veriyor. Binlerce insanın haksız yere zindanlarda yatırılması böyle beylik laflarla geçiştiriyorlar. Daha doğrusu Türkiye’deki hukuk faşizminin üstü böylece örtülüyor.
Zaten Türkiye’de esas sorun insanların suçsuz yere tutuklanmasıdır. İnsanlar üzerinde yargının Demokles’in kılıcı gibi sallandırılmasıdır. Hukuk faşizmi ya da kurumsal faşizm on yıllardır mahkemelerin sonucunu bekleyelim denilerek yürütülürken, AKP de yargıyı ele geçirdikten sonra eski hükümetlerin söylem ve tutumunu bugün aynen devam ettirmektedir.
Hükümet, gerekçesiz gerçekleştirilen binlerce tutuklamalar ve basın üzerindeki baskılar sonucu teşhir olunca, eleştiriler artınca yeni bir psikolojik savaş hamlesi yapmıştır. Tepkiler ve eleştiriler karşısında sıkışan hükümet hukuk reformu yapıyorum diyerek rahatlamak istiyor. Bu hukuk reformu sakızı insanların ağzına verilerek bir dönem daha böyle kurtarılacak. Hükümet yılları hep böyle kotarmıştır. Sistemde köklü değişiklikler yapmayan, hatta reform bile olmayan adımlarla toplumu oyalamış ve kendisini devlet içine yerleştirmenin zeminini bulmuştur.
Özel savaş devletinin hükümeti olarak AKP psikolojik savaşı bugüne kadar böyle sürdürmüştür. Dayandığı tüccar kesimin özelliklerini siyasete en iyi biçimde uygulamıştır. AKP tam bir tüccar zihniyetiyle 9 yıldır iktidarını sürdürüyor. Ancak tüccar zihniyetinin sonunun geldiği açıktır. Çünkü bu tüccarın bütün lafazanlıkları, oyunları, hileleri anlaşılmıştır. Öyle ki AKP yandaşı liberaller bile yılların deneyimiyle AKP’nin gerçek yüzünü görmeye başlamıştır. Bu çevreleri yanına alarak iktidarını sürdüren AKP, bu çevrelerden gördüğü desteğin azalmasıyla birlikte sonun başlangıcını yaşamaya başlamıştır.
Bu durumu ortaya çıkaran Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi’dir. Kürt sorununun çözümü ve bu temelde Türkiye’nin demokratikleşmesi dayatılınca AKP’nin maskesi düşmüştür. AKP’nin Kürt sorununu çözme, Türkiye’yi demokratikleştirme zihniyeti ve politikası olmadığı için Kürt sorununun çözümünü dayatanları ve demokrasi güçlerini kendine düşman gördüğünden bu dinamikleri susturmak için saldırılarını artmıştır.
Hukuk reformu gündemi bu saldırıları örtme amaçlıdır. Bu paket, Türkiye’nin demokratikleşmesi için ciddi bir adımı içermiyor. Belki tutuklu milletvekillerini birkaç ay sonra bırakabilirler. Bunu da artık yapmak zorunda kalmışlardır. Zaten bir yıl içeride tutup burunlarını sürtüp bırakmış olarak hedefine ulaşmış olacaktır.
Dünyada görülmemiş biçimde siyasetçilerin, avukatların, gazetecilerin keyfi tutuklandığı, demokratik siyaset yapmanın Kürtler için tamamen ortadan kaldırıldığı bir ülkede “hukuk reformu yapıyoruz” demek, başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi güçleriyle dalga geçmektir.