‘Acımak’ ve ‘acı duymak’ aynı kelimeden türese de bazen birbirine taban tabana zıt duygu dünyalarını yansıtır.
Başkasının bedeni üzerinden hamaset yapmak ne kadar ahlaksız bir tutumsa, yine başkasının ruh dünyasını anlamadan akıl hocalığı yapmaya kalkmak da bir o kadar ahlaksız bir tutumdur.
İstisnaları olmakla birlikte Türkiye aydın ve siyasetçileri cezaevlerinde başlayan eylemleri bildik pişkin tutumları ile ele almakta ısrarlı gözüküyorlar.
Bu ölçekte bedeli ağır bir eylem kararının neden alınmış olabileceğini anlamaya ve buradan kendi sorumlulukları için ders çıkarmaya çalışma niyeti henüz gözükmüyor.
Bu eylem süreci ne şekilde ve hangi sonuçları doğurarak sonuçlanmış olursa olsun, Türkiye siyasetinin çıkmazı bütün çıplaklığı ile teşhir olmaya devam edecek.
İçinde bulunduğumuz çağda hala “anadilde savunma ve eğitim” hakkı tartışma konusu oluyor. İnsanlar bu hakkı elde edebilmek için ölümü göze almak zorunda kalıyorlarsa acınması gereken bu girişime öncülük edenler değil siyasetçilerin sefalet içindeki halleridir. Bu tablodan dolayı azıcık acı duyan en az o kadar utanç duygusu da taşımalıdır.
Siyasetin toplumsal sorunları çözme işlevini üstlenmek yerine profesyonel bir iş ve kişisel çıkar, statü elde etme mekanizmasına dönüştüğü bu ülkede, çözümsüzlüğün ortaya çıkarttığı hiç bit tepkiyi doğru okumak mümkün değildir.
Bu çağda “silahla hak aranır mı?”, bu devirde “ölüm orucu yapılır mı?” sorusunu sorma hakkını kendinde görenler, bu çağda düşüncelerini ifade ettiği için insanların cezaevine atılıyor olmasını, anadilde eğitim ve savunma taleplerine kulak tıkanıyor olmasını yadırgadıklarını beyan etme tenezzülünde bile bulunmuyorlar. Ya da böyle düşünüyorlarsa bile ellerindeki imkanları kaybetme korkusu ile susuyor ve bunu açıkça dillendiren konuşmalar yapmaktan kaçınıyorlar, yazılarında bu utanç verici durumu haykırma cesareti göstermiyorlar.
“Öcalan ile görüşme” konusu ise başka bir iki yüzlülüğün yansıması açısından önemlidir. Tartışmalara baktığınızda, sanki her hafta bıkmadan usanmadan “koster bozuk” cevabını veren Türkiye’yi yönetenler değil de Kandil hissine kapılıyorsunuz.
İmralı adasındaki görüşmeleri “ucuz çözüm tekniği” olarak ele alanlar, zaten yapılması gerekeni bir lütuf olarak pazarlama arzularını saklama ihtiyacı bile duymuyorlar. Bu güne kadarki görüşmelere abartılı anlam yükleyenler, beklentinin hayal kırıklığına dönüşmesinin de sorumlusudur.
Diyalog yolu ile çözümün asgari ahlaki koşullarını yerine getirmek bir yana, hala çatışma dilinin devamından siyasi rant elde etme hevesi devam ettikçe ne istihbarat birimleri ne de arabulucu mekanizmaların yapabileceği bir şey olamaz.
Başbakan’ın “teröristle kucaklaşmayanlar” kontenjanından akil adamlığa soyunan ve “muhatap” olma arzusu taşıyanlar, İmralı sürecinden kendileri için de ders çıkarmaları gerekir. Süreçte kendi beklentisini yerine getirmeyen muhatabına tecrit uygulama gücünü kendinde gören bir iktidar aklı ile insani çözüm yolunda mesafe alınması son derece zordur.
CHP’nin hem ulusalcılara hem demokratlara mavi boncuk dağıtan söylem ve önerilerini ise sadece siyasi etik açısından değil “müzakere deneyimleri” açısından da tartışmak gerekiyor. Çözüm yeri olarak TBMM’ni göstermek, doğruların yarısını savunarak siyaset yapmayı muhalefet sanan bir şark kurnazlığı örneğidir.
“Belki de görüşmeler devam ediyordur” mesajı vererek açlık eylemlerini durdurma çabası içindeki BDP milletvekilleri, ölümleri durdurma niyeti ile bile olsa, siyasetin toplumu kandırma becerisi olarak algılanmasına bilerek ya da bilmeyerek hizmet ediyorlar.
Bu yazı yayınlandığında henüz hiçbir mahkumun hayatını kaybetmemiş olmasına sevinmek bununla bile mutlu olmak istediğim kadar, bu buruk bayram atmosferinde paylaşmaktan memnuniyet duyduğum bir başka noktaya dikkat çekerek bitirmek istiyorum.
Siyasetin alternatifsizlik dolayısı ile gün geçtikçe kokuştuğu yozlaştığı bir ortamda, “yalan” üzerine kurulu siyasetin, “parlamenterizm” hastalığının, “temsili demokrasi” masalının, en azından ezilen, dışlanan toplum kesimleri nezdinde “ölüme mahkum” oluşu, yeniden doğuş için sahici umutlara da “alternatif” olma imkanını açmaktadır.
Mahkumlara acıyan siyasetçiler