Geçen yılın sonunda, Trump’ın Suriye’den çekilmeyle ilgili kararını açıklamasından sonra, Rojava bağlamında, Gerilla eksenli Kürt Hareketine eski deftere dayalı ideolojik bir savaş başlatıldı.

Hayret etmediğim şey, eleştirilerde geleneksel Türk solunun argümanlarının yeniden gündemleştirilmesiydi.

60’lı yıllardan bu yana yarım yüzyıl geçmesine, dünya da bir nevi dönmesine; Kürt Hareketi de Türkiye ve Ortadoğu sınırlarını çoktan aşmasına rağmen, bu “küçük burjuva hastalığı“nın sona ermemesine de hayret etmedim.

Türkiye’de sosyalist harekette yeni gelişmeler ve enternasyonalist dönüşümler olmasına paralel, geleneksel kemalist solun, devrimci dalgaya ayak uydurmamasına şaşırmıyorum.

Eleştirilerin ana merkezinde, Kürtler’in her defasında olduğu gibi, bu kez de Rojava’da emperyalizmin oyununa gelmiş olması, oluşturuyordu. Bu dönemde, Rojava’daki Devrimci Hareket, devrimin canalıcı sorunlarını tartıştı.

ABD’nin bölgeden “çekilme kararı”ndan sonra, Kürtler’e karşı ırkçı politika uygulama sefaletini iktidar olmak için strateji edinen Erdoğan rejimi, Rojava’ya karşı yeni bir saldırıya hazırlanıyordu.

Rojava’daki yönetim ise Türk ordusunun muhtemel saldırılarına karşı tedbir almak için, uluslararası destek arıyordu.

Bunun için çok yönlü diplomatik bir çalışma başlatıldığını TEV-DEM yöneticilerinden öğreniyoruz.

TEV-DEM Diplomasi Sorumlusu Aldar Xelîl‘in, Suriye bağlamındaki önermesi şöyleydi:

“Biz rejim ile demokratik, ilkeli bir çözüm istiyoruz. Eğer bu temelde bir çözüm gelişirse Türkiye’nin işgal saldırılarının önü alınacak.”

Önemlisi, Aldar Xelîl ABD’nin muhtemel geri çekilmesiyle ilgili şu açıklamada bulunmuştu:

“Biz kendi ölçülerimize göre hesabımızı yapmaktayız. Fakat bir gerçek var ki Amerika sonuna kadar Suriye’de kalamaz.”

Uluslararası boyutta önermesi ise şöyleydi Xelîl’in: “Uluslararası güçler bizimle Türk devletinin arasına girerek garantör olabilir.“

Ve Kürdistan’daki politikanın yönünü şöyle önermişti: “Rojava öne çıkarılıyor, yarın Başûr da gidecek. Bütün Başûr halkı Başûr’un her yerinde ayaklanmalı bu işgale karşı.“

Türkiye’yi Rojava’dan söküp atacak son hamlenin tarifi de şöyleydi: “Direniş Efrîn özgürleşene kadar devam edecektir.“

Sonra ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, “Bizimle tam koordinasyon olmadan Türkiye’nin Suriye’de askeri operasyon düzenlemesini istemiyoruz“ pasından sonra, “Kürtleri korumaya yönelik anlaşma imzalanmadan ABD askerlerinin çekilmesi gerçekleşmeyecek” demişti.

Yani oyun, ABD’deki istifalardan sonra, bir yerde yeniden oynanmaya başlandı.

Ancak Rojava ve Ortadoğu halklarını için önemli atılıma, Rojava’daki gelişmeler damga vurdu.

Oynanan Satranç oyununun büyüklüğünün asıl sebebi de bu:Ana tez: Rojava’daki toplumsal değişim, “Ortadoğu insanlığının beşiği“ oldu. Bu, Viktor Hugo’nun “Sefiller“ romanındaki deyimiyle, dünyamızın “makyajsız gerçeği“.

Fransız Devrimi dünya insanlığının beşiği oldu; Rojava Toplumsal Devrimi ise Ortadoğu insanlığının beşiği olacak.

Erdoğan ve anti Kürt kolonyal faşizm için sorun şu: BELİRGİNSİZLİK!

Hugo’ya göre belirginsizlik, insanın içindeki Tiran oluyor.

Makyajsız gerçekliğin yarısı, Erdoğan’ın halk için bir Tiran olduğu;

Bu gerçekliğin diğer yarısı da, Erdoğan’ın kendi Tiran‘ı olduğu.

Belirginsizliği yenmek, Tiran’ı bertaraf etmek oluyor.Tarihte örnekleri var: Tiranlar, kendi sonlarını hazırlarlar.

Erdoğan rejimi de, Erdoğan Tiranlığınin sonunu hazırlıyor.

Bu rejimin hiç mi hiç abartmadığım son resmi şu:Eğer adamın biri tutuklanmış, işkenceden geçirilmiş, bacağı kolu kırılmışsa ve basında da; “ne oldu yani, adamı öldürdüler mi, içeriden sağ çıkmadı mı?“ deniyorsa; artık bu rejimin başına neler geleceğini tahmin etmek, bir Kâhin‘in işi mi olur?