Niccolo Machiavelli (Makyavel), 36 bölümden oluşan ünlü eseri “Prens”i 1513 yılında yazdı. Monarşi yanlısı Medici ailesinin kente hakim olması üzerine, kurtuluş umudu olarak gördüğü Lorenzo de Medici’ye adar yapıtını. Kitabı yazıp gönderirken yanına bir mektup da eklemeyi unutmaz. “Ben bu öğütleri sizin iyiliğiniz için, İtalya’mızı barbarların elinden kurtarmak için yazdım” der…

Bugün siyaset teorisinin ilk akla gelen başvuru kaynaklarından olan Prens, içeriği ile her çağda güncel olmayı başarmış. Eserin gücü, Makyavel’in ustalıklı anlatımından öte, prêze hayatın nasıl yaşanacağının reçetesini vermiş olmasında gizli. Öyle ki yeri geldiğinde felsefe, yeri geldiğinde kapitalizmi beslemiş. Yine, esas olarak, iktidarın doğasına yoğunlaşmış özel bir manifesto olmasından mütevellit daha çok yaşayacak, canlı kalacak gibi. Yaşamın, toplumsallığın, emeğin, değerin, kültürlerin gasp edildiği ve her zaman düşmanlaştırıldığı Türkiye’de, şu günlerde yasama, yargı, medya, bürokrasi, eğitim, sağlık, bütçe ve uluslararası ilişkilerin de adım adım nasıl gasp edildiğini görmekteyiz. Böyle bir atmosferde Makyavel’i anmanın bir anlamı olabilir. Bilge’nin gerek görüşme notlarında gerek savunmalarında özel anlam atfettiği bu eserin bugün ile bağını kurmak için neler söylediğini hatırlamak için bir özet yapalım.

Birincisi ki en meşhur tezidir, “korku – sevgi ikilemi”…

Makyavel özetle “sevilecek biri olmaktansa korkulacak biri olmak yeğdir” der. Korku en iyi ekonomidir. Buna yatırım yapmak her zaman kar getirir. Bir yönetici korkutarak yönetirse daha karlı çıkar…

İkincisi, “sözünde durmama” meselesi…

Zamanında büyük işler yapan prensler sözlerde durmayanlardır. Hile ve kurnazlıklarla halkın aklını çelmişlerdir. Bu iyi bir yoldur! Yönetici yalan atmalı.

Üçüncüsü, “hayvanlığı esas almak”…

Makyavel, egemen olmanın doğasına dair bir seçimden bahseder burada. İki ayrı savaşım yolu vardır. Biri yasalara uymak, diğeri de zora başvurmak. İlki insanlara özgü iken ikincisi hayvanlara. Gel gör ki uyanık bir prens her iki yolu da kullanabilmelidir.

Dördüncüsü, “iki kimlikli olmak”…

İktidarı elinde tutan kişi savaşırken hayvanlara özgü bir tarzı benimsemesi yetmez, hayvanlaşması da gerek. Bunun için Yunan mitolojisinde geçen Kheiron’un Okulu örnek alınmalıdır. Çünkü bu okuldaki eğitimi yarı insan yarı at olan biri vermektedir. Ondan eğitim alan ona benzeşir. Bu iki kimlikli hal birbirini beslemelidir. Hayvan kimliğine büründüğünde de aslan veya tilki seçilmelidir. Çünkü aslan kurtlara karşı koyar, tilki de tuzaklardan sıyrılmasını bilir.

Beşincisi, “halkın nefretini kontrol etmek”… Özellikle darbelere karşı en önemli silah budur, yani halkın nefretini çekmemektir. Çünkü Makyavel’e göre halk birini düşman görüyorsa ve nefret ediyorsa vay onun haline. Şayet bir prens halktan korkuyorsa kaleler yapar. Genel eğilim budur. Fakat gerçeklik şudur. Eğer halk senden nefret ediyorsa istediğin kadar kaleler yap, yine de seni kurtarmaz.

Altıncısı, “yakıp yıkmak mecburiyeti”…

İktidardaki prens yakıp yıkmak zorundadır. Çünkü başka türlü sahip olamaz. Özgürce yaşamaya alışık bir kenti ele geçiren biri eğer o kenti yakıp yıkmazsa kendisi onlar tarafından yakılıp yıkılmayı bekliyor demektir.

Yedincisi, “işgalin üç kuralı”…

İşgal edilen bir yeri elde tutmanın üç yolu vardır. İlkin onları ortadan kaldırmak, sonra gidip orya yerleşmek ve son adım olarak da orayı vergiye bağlamak.

***

Makyavel daha pek çok şey söylüyor. Bahsettikleri çok tanıdık geliyor değil mi? Ortadoğu, bahsettiği prens hayalleri ile dolu! Bir milyon yıl başkan olmak isteyen Gambiya prensi apayrı bir konu tabi.

Bugün Türkiye’de toplum, politik iktidarın oyuncağı olup lanetli, güvenilmez, olarak etiketlenmiş. Egemeni sınırlandıracak, yargılayacak, bir şey yoktur. Amaç – araç ilişkisinde zor – baskı geçerlidir. İtaat etmeyenin yaşama hakkı yoktur. Yaratılan sahte bir atmosferle “ülke adına, millet adına” yapılmayacak sahtekarlık yoktur. Siyasette ahlak bulunmaz. Politika denilen şey sadece iktidarı ele geçirmekle görevlidir; onun doğasında iyiyi kurma, halkı geliştirme yoktur. İyi ve güzel olan şey iktidara hizmet ediyorsa iyidir. Bu anlamda her şey caiz ve mümkündür.

İşte bugün Türkiye’de tüm bunlar olup bittiği için müthiş bir Makyavelizm vardır. Temel politik yaklaşım bu akımdır. Doğrudur; işgali, hayvanlaşmayı, yakıp yıkmayı, korkuyu ve itaat politikalarını tüm çıplaklığı ile görmekteyiz.

Tam da böylesi bir süreçte ne yapılabilir, kaçkın prenslerin ilacı nedir diye sorulabilir. Alternatif bir cevap için yine aynı döneme bakmak yeterli. Prens yazıldıktan sonra, üç yıl sonra, bir başka eser doğdu. O da hala tüm canlılığı ile yaşıyor. Thomas Moore, „Ütopya“yı 1516 yılında yayınladı. Bambaşka bir politik akıldan toplum gerçekliğinden ve egemenlik türünden bahsetti. Demokrasinin kazanımlarını hayal etti ve yazdı. Toplumların kaderinin onların elinde olduğunu söyledi. Bu iki eser bugün hala kıyasıya savaşıyor. Yine aynı dönemin Avrupa’sında, Prens yazılırken ve yayınlanırken; Almanya merkezli köylüler savaşının tohumları yeşeriyordu. Başta din kisvesi altında olmak üzere, akla hayale gelmeyecek yöntemlerle köylülerin tarımını, ormanını, havasını suyunu, mülkünü, emeğini ve aklını çalıp sömüren prenslere karşı, Thomas Münzer öncülüğünde, köylüler çekiç ve oraklarını biliyordu. Kötülük ile mücadele edilmezse o kötülük bizi bulacak diyorlardı. Bunu diyerek aslında yüzyılların değişmez gerçeğini de yalın bir şekilde belirtmiş oluyorlar…

Her kaotik ve kriz dönemi kendi fırsatını da içinde barındırır. Bu bağlamda şuan prens özentisinin tavan yaptığı ve tüm öğütlerin uygulandığı bir yılda, halkın ve toplumsallığın kolektif bilincine, “biz“in gücüne inanmak gerekiyor.­