Tayyip Erdoğan’ı iktidardan düşme korkusu o kadar sarmıştır ki, artık şuurunu kaybetmiş, freni patlamış kamyon gibi kendini sağa sola vurmaktadır. Söylediklerini kulakları duymamaktadır. Şimdiye kadar hep en iyi savunma saldırıdır diyerek hareket etmiştir. Ancak son zamanlarda söyledikleri ve yaptıkları bundan öte bir şuursuzluğu, dengesizliği ifade etmektedir. Korku, tüm sağduyusunu ve dengesini kaybettirmiştir. Bu haliyle mutlaka bir yere toslayacaktır. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi’ne toslamıştır. Kaybedeceği kirli bir savaş içine girmiştir. Tüm Kürt düşmanlarını arkasına alarak, onlara şirin görünerek kendini kurtarma telaşı içindedir. Bu nedenle Kürt düşmanlarını yanına almak için her gün yeni bir söylem ve tutum ortaya koymaktadır. Son olarak, bundan sonra Çanakkale gibi hep Malazgirt’te olacağız söyleminde bulunmuştur. Kürt soykırım zihniyeti ve uygulamasına yeni bir boyut eklemiştir.
Sürekli Malazgirt’te olacağız denilmesi irdelenmesi gereken bir konudur. Bu, ne Türklerin Anadolu’ya girişteki askeri zaferi anmadır, ne de Malazgirt sevgisidir. Kürt soykırımı ve Kürtler üzerinde soykırımcı egemenliği pekiştirmeyi ifade eden bir tutumdur. Kürtleri de Türkleştirme zihniyeti ile Malazgirt’e vurgu yapmıştır. Malazgirt, Türklerin Anadolu’ya geçmelerinde önemli bir tarihtir. Ancak Kürtler Türklerin yanında yer almamış olsaydı Anadolu’nun kapılarının Türklere açılması gibi bir durum ortaya çıkmayacaktı. Malazgirt savaşı zamanındaki ilişkiden dolayı Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürt-Türk ilişkilerinde sorunlu dönemler olsa da Kürdistan’da Kürtlerin kimliği ve kültürel varlığına bir yönelim yoktur. Daha baştan Kürtlerin kendi bulundukları alandaki otoriteleri kabul edilmiştir. Zaten böyle yaklaşmasalardı Türkler Anadolu’da bile barınamazlardı.
Malazgirt’ten sonra Türk etnisitesinin esas olarak Anadolu’ya geçmesi ve yerleşmesi söz konusu olmuştur. Kürdistan’da demografik yapıyı değiştirecek düzeyde bir Türk yerleşimi olmamıştır. Yani buraları Türkleştireceğiz, tek millet yaratacağız denilmemiştir. Şimdi, Malazgirt’e gideceğiz denilmesi, Kürt varlığını reddeden ve Kürtleri asimilasyona uğratmayı hedefleyen yeni bir saldırı hamlesi olmaktadır. Malazgirt savaşı sonrası olmayan Kürdistan’ı fethetme ve Türkleştirme politikasına yönelmiştir. Faşistlerin ve tüm Kürt düşmanlarının desteğini alarak iktidarını ayakta tutmayı hedeflemektedir. Böylece Kürt düşmanı gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur.
Tayyip Erdoğan’ın son zamanlarda AKP içinde metal yorgunluğu var, dinamizmi olmayanları ayıklayacağız demesi, yeni politik yöneliminin üstünü örtme söylemidir. Tayyip Erdoğan daha fazla milliyetçiliğe, Kürt ve demokrasi düşmanlığına yöneldiği için bu zihniyet ve politikasını kabul etmeyecek ya da engel olacakları partiden tasfiye etmek istemektedir. Nasıl ki bir dönem liberalleri kullanıp attıysa, şimdi de AKP içinde biraz demokratik karakteri olan; şovenizme mesafeli duran kişi ve kesimleri de saf dışı edecektir. Yani metal yorgunluk nedeniyle değil, zihniyet olarak faşist politikayla bütünleşmeyecekler saf dışı edilecektir. Tayyip Erdoğan bu çerçevede parti içinde tam bir ideolojik tasfiyeyi önüne koymuştur. Tümüyle Kürt düşmanı, demokrasi düşmanı faşist kesimler partinin esasını oluşturacaklardır. AKP’nin kuruluşunda takiye olarak dillendirdiği demokrasi söylemi ve Kürtlere yumuşak mesajlar verme durumu bırakılacaktır. Kürt düşmanı faşist bir parti şekillendirilecektir.
Bundan sonra sürekli Malazgirt’te olacağız söylemiyle metal yorgunluğu yaşayanlar ayıklanacaktır denilmesi, aynı zihniyet ve politikanın sonucudur. Tayyip’in yeni partisi tamamen Kürt düşmanı bir parti olacaktır. Bunun için de çıkarları gereği ihanette derinleşmiş bazı Kürt şahsiyetler ve kişilikler de kullanılacaktır. Tayyip Erdoğan’ın bundan sonra yanında olacak Kürtler de ihanette sınır tanımayan Kürtler olacaktır. Zaten bu nedenle son zamanlarda Mehdi Eker daha fazla öne çıkmış bulunmaktadır.
Çanakkale gibi bundan sonra Malazgirt’te bulunacağız söylemi, Tayyip Erdoğan’ın şimdiye kadar örtülü uyguladığı Kürt düşmanlığını bundan sonra daha açık yapacağı anlamına gelmektedir. Bir zamanlar MHP Malazgirt’i sembol yapmıştı. Şimdi de Tayyip Erdoğan bu sembole sarılarak faşistlerin başbuğu olmaya soyunmuştur. Seçimlerin öne alınacağı düşünülürse AKP’nin daha fazla MHP’lileştirilmesi anlaşılır bir durumdur. Erdoğan, MHP’nin seçimlerde barajı aşamayacağını bilmektedir. Bu nedenle Malazgirt figürüyle MHP’ye son darbeyi de vurmuş; artık MHP’ye gerek yoktur denilmiştir.
Malazgirt söylemi AKP’ye biraz oy kazandırabilir, Kürt düşmanlarını etrafında toplayabilir. Ancak Kürt’e bu düzeyde açık savaş Tayyip Erdoğan’ın da, AKP’nin de sonunu getirecektir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi’ni etkisiz kılmak için yürüttüğü saldırılar sonuç almayacak, bu da Erdoğan’ın sonunu getirecektir. Tüm geleceğini Kürt düşmanlığı üzerine kuran bir iktidarın akıbeti başka türlü olamaz.
Eskiden Türkiye’de iktidar olmanın kanunu, Kürt’ü zapturapt altına alma ve soykırımı uygulama kapasitesiydi. Hala iktidar olmanın bu kanunu değişmemiştir. Ancak Kürtlerin durumu buna imkan vermeyecek konumdadır. Dolayısıyla da bu eskinin iktidar olma kanununa göre hareket edenler yeni Kürt gerçeği, Ortadoğu gerçeği ve dünya gerçeğinde kaybetmeye mahkumdurlar. Bu nedenle Malazgirt metaforuna sarılma Tayyip Erdoğan’ı kurtaramayacaktır.