Yıl sonunda alışıla-gelmiş bazı rutinler her ülke basınında tekrarlanır. O yıl devlet adamlarının yapmış olduğu gahlar, yılın fotoğrafı, yılın adamı, yılın modası, yılın arabası... bu silsile uzadıkça uzar. Bu rutin Fransa için de benzer bir biçimde yaşanır. Champs Elysee’nin yıl sonu ışıklandırılmasından, Noel özel kutlamalarına, yılın trendlerine, yeni yıl parfüm tanıtımlarına... Dünya dönüyordur, parası olan yaşıyordur, yılbaşı programının en iyisi için kimileri Paris’in meşhur otellerinde yerlerini ayırtmışlardır...
Fransa’yı simgeleyen Paris işte dışından bakılınca böyle “parıldar” yıl sonu gazetelerinde... Özellikle yıl sonunda yayınlanan ekonomi haberlerini de unutmamalı: Fransa yine Avrupa’nın en büyük ikinci ekonomisine sahip ülkedir. Aynı gazeteleri karıştırdığınızda büyük puntolarla olmasada, mütevazi bir köşecikte yazılmış yıl sonu işsizlik rakamları ilgililer dışında kimsenin dikkatini çekmez. “Ülkede işsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,4 artarak 9,2’ye çıktı ve son 12 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.” Bir ülke Avrupa’nın ikinci büyük ekonomisi ise eğer neden 12 yılın en yüksek işsizlik seviyesine ulaşır sorusu sorulmaz bu gazeteler tarafından... Sorulsa da bahanesi hazırdır: malum KRİZ hali...
Fransa’daki yaklaşık 3 milyon işsizin genelde gençlerden ve 50 yaş üstü kişilerden oluştuğu belirtiliyor. Bu işsizler ordusunun büyük bir bölümü Paris ve çevresinde bulunuyor. Özellikle Paris ve çevresindeki büyük marketlerde panolar vardır. Panoların üzerinde mütevazi biçimde iliştirilmiş yüzlerce ilan görürsünüz. Ad, soyad ve telefon bilgisini takip eden bilgiler, üniversite mezunu, iki dil bilip çocuk bakıcılığı konusunda deneyim sahibi olduğunu belirten gençler, temizlik işi arayan üniversite mezunları, hasta bakabileceğini belirten onlarca insanın iş aramak için market panolarına asılı ilanları çağın işsizlik krizi olarak asılı durur karşınızda... Çünkü bu ülkede işinizi kaybettiğinizde ya da vasıflarınız sürekli artmadıkça işbulmanız çok zor. Tabiri caizse ekmek aslanın ağzında değil artık midesindedir! Hele de bu kriz ortamında her geçen gün işsizler ordusuna yenileri eklenirken bu daha da büyük bir kabusa dönüşüyor. Köşesinde oturup rakamları ifşa eden uzmanlar, 2012 Haziran ayına kadar ülkedeki işsizlik oranının yüzde 11’e çıkacağını söylüyor.
İş ve işçi bulma kurumlarının koridorları hergün işsizleri ağırlıyor. Geçmişte işini kaybetmiş bireyler kendi iş alanlarında iş bulamadıklarında farklı mesleklere yönlendirilmek amacıyla çeşitli meslek eğitim programlarına tabi tutulurdu. Bu artık Fransa için bir lüks. Son üç yıl içerisinde kriz ve kemer sıkma programları kapsamında meslek edindirme kurslarının büyük bir çoğunluğu artık devlet fonlarından yararlanamıyor. Yeni bir iş edinmek için bir 600 ile 5 bin Euro arasında bir bütçeyi gerektiriyor. Bırakın meslek edindirmeyi 2012 bütçesinde iş ve işçi bulma kurumlarına ayrılan rakamlar hükümet tarafından geçtiğimiz yılların gerisine çekildi.
2011 yılını geride bırakmamıza saatler kaldı. Işıklarla süslenmiş Paris, parası cebinde konuklarını ağırlıyor. Her koyun kendi bacağından asılır misali işsizler; iş bulma kurumlarının yollarını arşınlarken, göçmenler; her krizin ve işsizliğin nedeni olarak bu ülkenin öksüzleri olarak dolaşır halde ve sokakta yatan evsizler; belediyenin kendilerine vereceği bir tas çorbayı bekliyor. Hükümet krizi aşmak için; “ellerinden geleni” yaptıklarını açıklarken, bankalar, fabrikalar; binlerce insanın işine son veriyor... Ve sokaktaki insan tartışıyor: “Kriz çıktı, Fransa batar mı?” Bu hal 200 yıl öncesine dair Kriz üzerine tartışmaları akla getiriyor. Marks derki: “Kapitalizm bu kriz potansiyelini kaldıramaz, bir yerde çöker.” Liberaller ise “krizler sadece piyasaların iyileşme sürecidir” der. Bir diğeri: “Kriz piyasayı yıkmaz tam tersine iyileştirir. Bir sopa gibi piyasada yanlış yapanları terbiye eder: Orta veya uzun vadede işler tekrar yoluna girer…”
Aradan 200 yıl geçti. Ve yine malum illet, Kriz ve kapitalizmin kendiliğinden çökmediği gerçeği! İşte böylesi bir KRİZ halinde; eşitlik, adalet, kardeşlik üçlemini her kurumuna yazdıran Fransa, her üç kavramdan daha fazla şey kaybederek 2012 yılına adım atıyor. Ve yeni yıl; “ekonomi” büyüyecek, işsizlik artacak!