
Dünyanın yükü var kirpiklerimin ucunda.
Bir damla neden bu kadar ağır olur ki?
Bir özlem neden buluşmaya ramak kala kendini kızıl bir hasret uçurumundan atar ki?
Neden hafızamdaki cenin bu kadar yaşlı?
Kobanê de kimsesiz çocukların "Keskesora Alan" adında bir yuvası var. Bu çocuk yuvası, ismini Kobanêli olan ve göç yollarında denizde boğulmuş, minik bedeni kıyıya vurmuş, Alan Kurdî’den alıyor. Türkçesi; Alan'ın Gökkuşağı! Ve şu anda bu yuvada çoğunluğu anne ve babasını savaşta kaybeden, hiçbir şeyden haberi olmayan melek çocuklar kalıyor. Bu çocukların çoğu daha "Neden benim annem yok, neden babam yok" diye sorgulayacak yaşta değil. Ama şunu biliyorlar; annesiz olamayacağını, annesiz var olunamayacağını ve yaşanamayacağını... Bu gerçekliği bir yetişkin bilse ve dile getirse fazla etkilenmeyeceğimiz aşikar ama bir çocuğun dile getirmeden bilince çıkardığına tanık olursak soluğumuz bile ciğerimize batıp acıtır.
Çocuk da olsanız kendinize yaşama gerekçeleri buluyorsunuz. Bulmak zorundasınız. Bulmazsanız yaşayamazsınız. Yuvadaki çocuklar da annesizliğe bir formül bulmuşlar.
Yuvaya gittiğinizde çocukların oyun alanındaki duvarda gözünüze ilk çarpan şey, duvardaki kocaman "Mama Serhildan" yazısı olur... Mama birçok dilde olduğu gibi Arapçada da anne demek. Peki Serhildan kim? Bütün çocukların Mama dediği, bütün çocuklara Mama olabilecek kadar koca yürekli Serhildan! Kaç zamandır hep yazmak istediğim Mama Serhildan.
Serhildan, dünyanın haberdar olmadığı güzel yürekli bir kadın. 2014 yılında pedagoji bölümü öğrencisi iken DAİŞ Kobanê'ye saldırır. Savaşı uzaktan seyretmeyi ve tarafsız kalmayı kendine yediremeyen Serhildan, öğrenim hayatını bir kenara bırakıp sınır tellerini aşarak Kobanê'ye gelir. Destan yazanlar ile arkadaş olup Kobanê’de bir savaşçı olur. 130 gün süren Kobanê savaşı zaferle sonuçlanıncaya kadar savaşır. Serhildan'ın bu 130 günde gördüklerini bazı insanlar bütün ömrü boyunca göremez. Bu kısacık zamanda yara alır, yara sarar, ölümün her türlüsünü görüp yaşamın sırrına vakıf olur. Savaş bittikten sonra da Serhildan gitmez, gidecek bir yeri olmadığından değil, geldiği bu yerde biriktirdikleri bir ömre bedel olduğundan gitmez. Kobanê'ye gelişi vicdani, gitmeyişi ise tamamen tercih...
Ve şimdi Serhildan savaşmaya geldiği Kobanê’de bir çocuk yuvasında pedagog. Kendi okuduğu (Pedagoji) eğitim bilimi işini yapıyor. "Keskesora Alan" yuvasında olan kimsesiz çocuklar Serhildan'ı o kadar çok seviyor ki boş buldukları her duvara "Mama Serhildan" (Serhildan Anne) diye yazıyorlar. Serhildan ona "Mama" diye seslenmelerine itiraz etmiyor. Ve farklı ırklardan olan onlarca çocuk "bütün farklılıklarımıza rağmen nasıl olur da hepimizin annesi olur" diye bir çelişki yaşamıyorlar... Serhildan'ı yaşadıklarını ve çocuklarını anlamak çok büyük bir yürek gerektiriyor. Anne ve babasının ismini bilmeyen, yüzünü bile hatırlamayan çocukların şu an tek bir annesi var. O da ömrünü güzelliğe adamış Serhildan...
Serhildan, sadece savaşta yara almadı, yuvada elektrik kontağından çıkan bir yangında çocukları kurtarmaya çalışırken bedeninin çoğu ileri derecede yanıp yaralar içinde kaldı. Serhildan aylarca yanan bedenini iyileştirmeye çalışsa da kısmen kalıcı hasarlar oluştu. Kollarını eskisi gibi düzeltemiyor mesela... Serhildan'ın dış görünüşünün yanıklardan dolayı değişmesi ve aylarca hastahanede kalması çocukların hafızasında değişiklik yaratmadı. Daha çok özlenen ve daha çok sevilen bir "Mama Serhildan" oldu.
Şu halden anlamaz dünyada güzelliğini kıskandığım nadir insanlardandır Serhildan. İnsan, bir "Mama Serhildan" olmak için neler vermez ki? İşgalci Türk devleti ve çetelerinin saldırısı sonucu çocuk yuvası da etkilendi ve olası bir savaş durumunda "Mama Serhildan" da çocuklarını korumak için tekrar silah kuşanmak zorunda kalacak. Başucunda silahı asılı yaralı bir pedagog... Bu dünya, bedeni kıyıya vurmuş Alan'ın ruhuna fatiha okuyacak kadar acımasız...
Bu dünya, yeni Alanlar ölmesin diye canından vazgeçmiş "Mama Serhildan'a" çok şey borçlu...
Senin ve çocuklarının ayağına taş değmesin Mama Serhildan!