Geçtiğimiz hafta Brezilyalı Pele ile Diego Armando Maradona bir kez daha birbirleri hakkında açıklamalarda bulundu. Pele „Ben futbolun Beethoven’ıyım“ diye açıklama yapınca Maradona „Ben de Bono’suyum, Ron Wood’u, Keith Richards’ıyım“ diyerek ezeli rakibine laf attı. 
Bununla da yetinmeyen Maradona’da Pele’nin yaşına gönderme yaparak „Ne zaman yanlış hapı alsa, böyle çılgınca bir açıklama yapıyor. Doktorunu değiştirse iyi olur“ dedi.
Maradona bundan önce de Brezilyalı Neymar’ın, Messi’den daha iyi olduğunu savunan Pele için, „Yanlış ilacı alıyor. Sabah alması gereken ilacı akşam, akşam alması gereken ilacı sabah yutuyor. Ne dediğini bilmiyor“ demişti.
Madeleine Albright’ın BM Genel Kurul salonunda Macarena yapması gibi hayret verici olayların yaşandığı son 20 senede Pele ile Maradona’nın yıldızı bir türlü barışmadı. Artık yaşı ilerleyen Pele’nin dilinin biraz daha çözülmesiyle ikili arasındaki rekabet daha da kızıştı. Onlar rekabeti kızıştırdıkça biz daha fazla tartışır olduk: Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu kim?
2000 yılında FIFA da bu soruya bir cevap bulabilmek için yüzyılın en iyi futbolcusu ödülünü vermeye karar verdi. Resmi oylamada Maradona katılımcıların yüzde 53,6’sının oyunu aldı. Ödülü Maradona’ya vermek için bir tören düzenleyen FIFA ilginç bir karar aldı ve sadece futbol adamlarının katıldığı bir anket daha yaparak Pele’yi de yüzyılın en iyi futbolcusu ilan etti. Böylece iki ödül verilerek „eşitlik“ sağlandı.
Maradona o gün çıkıp ödülünü aldı, Pele’nin ödülünü almasını izlemeden salonu „Ben halkın oylarını aldım“ diyerek terk etti. Daha sonra ikisinin katıldığı bir televizyon şovunda Maradona, „kim gelmiş geçmiş en iyi futbolcu“ sorusuna „benim anneme göre ben, Pele’nin annesine göre Pele“ diyerek cevap verdi. Tabii ki bu kaçamak bir cevaptı ve futbolla ilgilenen kimse için pek bir şey ifade etmedi.
Benim kuşağım Pele’ye yetişmedi. Pele’ye yetişen kuşaklar da Pele’yi uzak bir diyarda çok gol atan adam olarak bildiler. Pele geniş kitlelere televizyonlardan ilk canlı yayınlanan 1966 Dünya Kupası ve onu takip eden 1970 Dünya Kupasında ulaştı. Tüm futbol hayatını Amerika kıtasında geçirdi ve futbolun beşiğinde hiç forma giymedi. Milli takım formasıyla 90 maçta 95 gol attı. Klüp kariyerinde ise 1363 maçta 1281 gol. (Bu rekorun daha yanına yaklaşabilen bile yok.)
Buna karşın Maradona artık futbolun kitle iletişim araçlarıyla geniş kitlelere ulaşmaya başladığı bir dönemde futbol oynadı. Avrupa’ya ayak bastığında üst düzey iki ligde, İspanya ve İtalya liginde top koşturdu. Napoli’yi tarihinde ilk kez (hem de iki defa) lig şampiyonu yaptı. 1986’da Arjantin Milli Takımıyla Dünya Kupasını kazanan Maradona, 1990 yılındaki turnuvada ise finalde Almanya’ya kaybetti. 91 milli maçta 34 gol attı. 490 lig maçında ise 258 gol.
Asıl tartışma konumuza gelirsek ben bu rekabette hep tereddütsüz Maradona dedim. Maradona olağanüstü bir adamdı. Ne Arjantin milli takımında ne de Napoli’de oynarken onun klasına yakın sayılabilecek tek bir takım arkadaşı yoktu. Pele gibi Garincha, Vava, Didi, Jairzinho, Gerson gibi efsanelerle birlikte oynamadı. Maradona’nın olmadığı bir Arjantin takımının, Maradona’nın olmadığı bir Napoli’nin şampiyonlukları hayal bile edilemezdi. Pele’nin Brezilyası için ise aynı şeyleri söylemek çok zor.
Maradona hiçbir zaman Pele gibi FIFA’nın maskotu olmadı. Asiydi. Sürekli FIFA’yla ve futbolun patronlarıyla didişti. Pele gibi gençlere örnek gösterilebilecek özellikleri pek azdı. Arka mahalleden çıkma kavgacı biriydi. Futbol sahalarında da hırçındı. 
Pele’yle kendisini kıyasladığında „Ben daha tutkuluyum“ derken Maradona tam da bunu ifade etmekteydi.
Maradona dünyanın tartışmasız en teknik oyuncusuydu. Futbol tarihindeki pek az futbolcuda güç, hız, bitiricilik ve kazanma hırsı bu düzeyde birleşmiştir. Maradona’yı dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu yapan da bunlardır.