- Hafızamızı sessizlikten kurtarmanın yolu, o 'alay edilen' ağzımıza sahip çıkmaktan geçiyor, çünkü kökler ancak kendi toprağının diliyle beslenir ve o ses bize fısıldıyor: Bê zeman jiyan nabo!
ROBÎN ZANA
Sürgünün belki de en ağır tarafı, insanın doğduğu yere dönememesi değil, kendi diline yabancı büyümesidir. Birçok Maraşlı Kürt Alevi aile, yıllarca Türkiye’de çocuklarıyla Kürtçe konuşmadı. Kimi korkudan sustu, kimi dışlanmaktan çekindi, kimi ise çocuklarının “daha rahat bir hayat” yaşamasını istedi. Türkiye’de Kürtçe, tehlikenin dili gibi görüldü; okulda, işte ve sokakta görünmez bir baskı vardı. Maraş Kürtleri, Alevi inancını ve Kürt kimliğini gizlemek, hayatta kalmanın ve çocuklarını korumanın bir yolu haline geldiğini düşündü.
Maraş Katliamı ve sonrasında yaşanan çatışmalar ve devlet baskısı, on binlerce insan için hayatı geri dönülmez şekilde değiştirdi. Sonra göç başladı. Avrupa’ya giden ilk kuşak, Türkiye'de 'Türk' gibi yaşamak zorunda bırakılmak gibi bir travmaya sahipken, bu travmanın zamanla kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızaya dönüşeceğini hesaplayamamıştı. Kendisinin Türkçe konuşmak zorunda kalması gibi, çocukları da göç ettiği ülkelerin dilinde büyümek zorunda kaldı. Böylece aynı dil, iki farklı coğrafyada iki kez geri plana itildi.
Burada özellikle anlatmak istediğim; kendine özgü bir ağız olan Maraş Kürtçesinin giderek görünmez hale gelmesidir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, bazı durumlarda başka Kürtlerle konuşurken dahi kendi ağızlarından dolayı çekinme hissi oluşmasıdır. Maraş Kürtçesinin en belirgin özelliği, ses değişimleridir. Örneğin: Birçok bölgede “u” sesi “o”ya kayar: “çu” yerine “ço”, “rûni” yerine “roni” gibi. “e” ve “a” sesleri arasında daha belirgin geçişler görülür: “were” yerine “wara” veya "ez" yerine "az" gibi.
Yaşadığım bir örneği paylaşayım; 2013'te Gever'de bir aileye misafir olmuştum. Bir konuyu tartışmaya başladık ama PKK, TC, Kürt meselesi ve çözümü değildi; yoğurt meselesiydi. Reşat adlı arkadaş, "biz yoğurda mast diyoruz, siz ne diyorsunuz?” diye sordu. Ben de “Most” cevabı verdiğimde atılan kahkaha hâlâ hafızamda. Örnek basit gibi görünse de aslında bir kırılmayı anlatıyordu, çünkü kendi halkımıza anlatamamış kişilerdik. Bunu Maraş Kürtlerinin çoğu yaşamıştır. Konu aynı, hikayeler farklı. Oysaki bu zenginliğimiz olması gerekirken biz Kürtler daha basit konularda boğulmayı seçiyoruz.
Bir diğer sebebi ise Türkçe etkisidir. Cümle yapısında ve günlük kelimelerde Kürtçenin içerisinde Türkçeden alınan kelimeler zamanla arttı. Aslında bu durum da Maraş'ın coğrafik olarak Kürdistan ile Türkiye sınırında olmasının sonucudur. Demem o ki; hafızamızı sessizlikten kurtarmanın yolu, o 'alay edilen' ağzımıza sahip çıkmaktan geçiyor, çünkü her ne kadar topraklarımızdan uzakta dört bir yana savrulsak da kökler ancak kendi toprağının diliyle beslenir. O ses bize fısıldıyor: "Bê zeman jiyan nabo!"
Kürt Dil Bayramımız kutlu olsun.