
YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ
Mardin’in Savur İlçesi yolunda ilerlerken, yanmış bir köye rastladık. “Kürt köyü mü, Süryanı köyü mü?” diye sorunca, birlikte olduğumuz BDP Mardin İl Başkanı, “bizim köyümüz” deyiverdi. Araziler de onunmuş ama köylülere bırakmış. Onlar ekip biçiyormuş... Yine bu civardaki Derenli köyü, AİHM’de Türkiye’yi köy yakma ve boşaltmalardan dolayı tazminata mahkum ettiren ilk köymüş...
Savur’da M.Aydın Alökmen ve Gurbet Tekin İlçe Belediye eşbaşkan adayları. Alökmen “bizden”. Yani bizim gazetenin dağıtım işlerini yapmış bölgede. Kırsal alanda bir aydın. Yazar. Kitapları var. KürtPen üyesi...
Ve Gurbet Tekin... Onu herkes tanıyor. Uluslararası Komplo günü doğum yapmış. Çocuğunun adını “Zindan” koymuş. Sonra da “Serok özgür olana kadar saçlarını kesmeyeceğim” diye adak adamış. Yıllar yılı “Zindan”ın saçları uzamış, yerlere dokunmuş... En sonunda “Zindan” 12 yaşına geldiğinde, Abdullah Öcalan durumu öğrenmiş ve aileyi bu “eylemden” vazgeçirmiş.
Kızıltepe’ye gittiğimizde Zindan’ın babasını da görüyoruz. O da BDP’nin Kızıltepe İlçe Eşbaşkanı... Bir çocukları şehit düşmüş. Biri tutuklu. Diğeri “dağdaymış”...
BDP artık her yerde
Yolda Mardin İl Başkanı ile konuşuyoruz: “Bölgeye yeni giriyoruz” diyor. Şimdi gideceğimiz Biriva köyü, bir korucu köyü. Derewora bölgesinde 13 köyün 11’i korucu köyü imiş. BDP artık bu köylerde çalışıyor. Çözüm süreci, Rojava Devrimi, AKP’nin krizi Arap azınlığı nasıl yeni arayışlara yöneltmişse, korucuları da derin bir muhasebeye yöneltmiş. Onlar giderek, kendi “çıkarlarının” da, “güvenliklerinin” de kendi kardeşleriyle kucaklaşmakta olduğunu görmeye başlamışlar.
‘Artık hellalleşme vaktidir’
Gurbet Tekin köyde toplanan yüzlerce köylüye hitaben yaptığı konuşmada, “şehit annesi olduğunu söyledi ve koruculara, “Artık hellalleşme vaktidir” dedi. Korucu köyünün beyaz tülbentli annelerin gözyaşı döktüğüne şahit olduk. Ve köyde “Bijî Serok Apo” sloganları yankılanmaya başladı.
Sadece Kürt Kürtle barışmıyor…
Burada yalnız “Kürt Kürtle barışmıyor”...Hem İl Başkanı Kaymaz, hem de adaylar yaptıkları konuşmalarda bu toprakların yalnız Kürtlere değil, Ermenilere, Keldanilere, Araplara, Süryanilere, Ezidilere ait olduğunu üst üste ilan ediyor. Mardin kırsalında “demokratik ulusun” adımları atılıyor.
Özerklik süreci tıkır tıkır işliyor
Köyün önde gelen ailelerinden Zeki Çelik’le tanışıyoruz. Yıllarca koruculuk yapmış.
Yapmış ama nasıl ve neden yapmış?
Zeki Çelik 1990 başında kardeşi Yunus Çelik’le Ankara’daymış. SHP’yle ilişkideymiş. O nedenle de Hatip Dicle ve HEP’li vekillerle birlikte hareket ediyormuş. Tam o sırada babası iki kardeşi köye çağırmış. “Ya korucu olacağız, ya da bizi öldürecekler” demiş. “Öldürecekler” sözü boş söz değil. O zamanlar yalnız korucu olmayanlar öldürülmüyor. Hukuk dışı vahşete karşı çıkan asker de öldürülüyor. Kontrgerilla tarafından katledilen Albay Rıdvan Özden orada o sırada Alay Komutanı imiş. Zeki Çelik baba sözüne daha fazla itiraz edememiş, koruculuğu kabul etmiş. “Beni tam beş defa hain ilan ettiler, silahımı aldılar, yeniden verdiler, 1995’de ayrıldım” diyor.
Öcalan’ın bir yazısından söz ediyor. Onun anlatımına göre, bu yazıda Öcalan, “İki Yahudi bir araya gelse ya ticaret ortaklığı ya da bir örgüt kurar, iki Kürt ise bir araya zor gelir” diye yazmış. Korucu köyünün bu eski korucusu, “artık bir araya gelelim” diyor. Korucular arasında da artık “bir araya gelme ve demokratik özerk Kürdistan’ı kurma” iradesi yavaş yavaş yayılıyor... Önce “helalleşme” sonra “ortak iradeleşme”...Süreç tıkır tıkır işliyor…
Bir soykırımın hüzünlü boşluğu
Midyatlı Ahmet Demir bir Ezidi aydını. 25 yıl öncesine kadar buralarda yaşayan bu halk 1990 başlarında tümüyle “ortadan kalkmış”. Ortadan kalkmanın bir yolu “toplu katliam” ise, diğer yolu “katliam korkutmacasıyla göç ettirmek.” Demir sayıyor: Tirabya’da 150 hane vardı, diyor Kevnafi köyünde 52, Deyinvane köyünde 30 hane, Koçane mezrasında 28 hane, Bacine köyünde 130 hane, Kiwexê köyünde 150 hane... Liste uzayıp gidiyor. Sonra söz Süryanilere geliyor. Bitmeyen öyküler. Biz Mardin’den yola çıktığımız zaman “terkedilmiş“ bir Süryani köyünün resmini çekiyoruz. Orada hüzünlü bir “boşluk” var…
Ahmet Demir “nesnel” bir insan. Halkların birbirlerine karşı önyargılarını ayrım gözetmeden sergiliyor. Süryanilere “serfıllan” diye hakaret edildiğini, “bir Ezidi öldüren cennete gider” sözünün canavarca hayata geçirildiğini, buna karşılık örneğin Süryaniler diyorlarmış ki, “Müslüman bir elma olsa bile, onu al, ama delik cebine koy ki yolda düşsün”...
Mardin’in kültürel zenginliği ile o kültürle bağdaşmayan gelenekleri iç içe. İşte şimdi BDP Mardin’in çok kültürlü, çok uluslu, çok dinli ve dilli zenginliğini, deyim yerindeyse toprağın derinliklerinden “arkeolojik” kazılar yaparak gün yüzüne çıkarıyor. Ama bu farklı bir “arkeoloji”. Kazılarda ortaya çıkan heykeller, dile geliyor ve bir “yuvarlak masa” etrafında, kendi dillerinde ve inançlarında demokratik ulusun sinyallerini veriyor.
BDP Midyat Seçim Bürosu’nda Süryani, Ezidi, Arap ve Kürt toplumundan, Sami Akyol, Ahmet Demir, Şevki Demir ve Kürt Fevzi Belke ile “yuvarlak masa” sohbeti yaparken aklımızdan bunlar geçiyor.
Aydın Erdem’i de ziyaret ettik
Rişîn köyünde Aydın Erdem’in mezarının başındayız... Dicle Üniversitesi öğrencisi. 2009’da Öcalan’ın tecrit edilmesini protesto eyleminde polis tarafından yakın mesafeden tek kurşunla vurularak katledildi. Kürdistan şehirlerini ziyaret ediyorsan, mutlaka bir şehit mezarının başında bir dakikalık saygı duruşunda bulunmalısın... Unutma ki, halkın her seçimde verdiği oylar, bu şehitler içindir...
Çoğulcu bir Artuklu için
Artuklu belediye eşbaşkan adayları Sevinç Bozan ve Mehmet Emin Irmak ile beş-altı yüzyıllık bilinen tarihi olan bir otelde buluşuyoruz. Irmak, otelin sahiplerinden. Böyle bir mekanda buluşunca söz elbette bu tarihi binadan açılıyor. Binanın tarihini anlatmak bu sayfalara sığmaz. Ermeni, Süryani, Ezidi, Yahudi ve en üst katında da İslami motiflerin hepsi bir arada. Her hakimiyet kuran kendisinden bir şeyler eklemiş. 500 yıllık odaları olduğunu söylüyorlar bize. Cumhuriyet sonrası bina bir ara yetiştirme yurdu, yetimhane olmuş. Öyle fakir çocuklarının alındığı yer zannetmeyin. Mıntıkanın zenginlerinin ağaların çocukları varmış yetiştirme yurdunda.
Biz bu söyleneni şaşkınlıkla karşılayınca, çünkü diye sürdürüyor sözlerini Eşbaşkan adayları; “Asimilasyonu daha da yaygınlaştırmak ve başarılı kılmak için öncelikle zengin çocuklarından başlayalım demişler.” Yani yetiştirme yurdu değil gerçekte asimilasyon yurduymuş anlayacağınız.
‘Tarihi gün yüzüne çıkaracağız’
Artuklu Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin merkez ilçesi. Yani tarihi Mardin Artuklu Belediyesi sınırlarında. Öyle olunca, Mardin tarihi bir bakıma Artuklu tarihi. Mardin’in Ermeni soykırımının ardından harap olduğunu sonraki yıllarda da rant ve kar hırsı ile tarihin tarumar edildiğini ve en önemli işlerinin de bu tarihi yeniden gün yüzüne çıkartmak olduğunu söylüyorlar Eşbaşkan adayları bize. Eşbaşkanlar anlatmayı sürdürüyor:
“Şu an belediye AKP’nin elinde. Burayı bırakmamak için her yola başvuruyor. AKP’nin ‘oy simsarları’ 1000 dolara bir oy satın almaya çıkmış. Burada Vali AKP’nin İl Başkanı gibi, Kaymakam ise İlçe Başkanı gibi çalışıyor. Köylü su istiyor. ‘AKP’ye oy verirseniz suyunuzu veririz’ dediklerinin şahitleri var. Yolsuzluk nedeniyle istifa eden eski İçişleri Bakanı Muammer Güler de burada bu işlerin içinde. Geçen seçimde oylarımızı çöplükte bulduk. Aynı tezgâhı yine düşündüklerini duyuyoruz. Araplarla Kürtler arasına duvar örmeye çalışıyorlar. Ancak bu duvar artık yıkılıyor. Halkımız bunların ne olduğunu artık gördü. Bu seçimlerde oyunu kendisi için kullanacak. Rantçıya, tekçiye, provakatöre oy vermeyecek. Oyunu kendisine verecek. Rojava’daki gelişmeler ve Sayın Öcalan’ın 21 Mart deklarasyonu ve ardından gelişen süreç Artuklu’da dengeleri değiştirdi. Biz çok kültürlü, çok dilli, çok entnisetili çoğulcu bir belediyeciliği alternatif olarak toplumun önüne koyduk. O nedenle AKP’nin elinden Artuklu’yu aldığımızı daha şimdiden ilan ettik.”
Evliya Çelebi ve Mardin Kalesi
Hazır Mardin’e gelmişken, kenti ünlü Mardin Kalesinden seyretmeyi planlıyoruz. Biz de “seyyah” sayılırız. Evliya Çelebi malum, rüyasında “Hz. Peygamberi (SA) görmüş, lakin ‘şefahat ya resulullah’ diyeceğine, dili sürçmüş ‘seyahat ya resulullah’ deyivermiş”. O günden sonra da “seyyah” olup çıkmış. Biz de o hesap... Çelebi’nin Seyahatnamesi’nden Mardin Kalesi ile ilgili bölümü okumuşuz:
“Hendeği olmayan kalenin etrafı cehennem çukurunu hatırlatan derinlikte tıraşlanıp parlatılmış kayalardır. Birçok mağaraları, karanlık pusu yerleri, on sene kuşatmaya yetecek su sarnıçları vardır. Yalçınlardan inen yağmurun bir damlası heba edilmeyip kaya yollarından sarnıçlarına gider.”
Evliya Çelebi’nin ziyaret ettiği kaleyi biz de ziyaret etmeliyiz...
Yoldan geçen bir Mardinliye, “kaleye nasıl çıkabiliriz” diye soruyoruz. “Çıkamazsınız” diyor. Bizi gözü tutmadı diye düşünüyoruz. O devam ediyor. “Yasak, kale 12 Eylül darbesinden sonra askeriye tarafından işgal edildi...”
Devlet, o günden “bugünleri” görmüş... Mardin’e karşı “kalede” konuşlanmış... BDP İl Başkanı Reşat Kaymaz “Belediye’yi aldığımız gün, Mardin kalesini turizme açacağız, Evliye Çelebi’nin ziyaret ettiği kaleyi o zaman siz de ziyaret edebileceksiniz” diyor.
İçerden çıkanlar güç katıyor
Bir yıl önce Mardin’e ayak basmış olsaydık, bizi ya bir şehit haberi ya da bir tutuklama kampanyası karşılayacaktı. Bu defa böyle olmadı. İl binasının kapısından girdik ve karşımıza henüz yeni Cezaevinden çıkan BDP’li arkadaşlar çıktı. …Şu anda bu gruptan içeride bir arkadaş kalmış. Hüseyin Arasan... Cezaevlerinden her çıkan İl yönetimine yeni bir güç katıyor. Çünkü onlar deneyimli insanlar: …İsa Durç, Ercan Güney, Davut Bozan, Ayşe Bozan, Abdülkadir Aktaş, Musa Alkan, Nazım Kök… İl Başkanı Reşat Kaymaz ve İsa Durç, Davut Bozan, Abdülkadir Aktaş bir hatıra resmi çektiriyoruz....
Reşat Kaymaz’la eskiden tanışıyoruz. Onu 2011 serhildanında gaz bulutlarının içinde ve polislerin arasına sıkışan parti otobüsünden tek başına anons yaparken hatırlıyoruz. Gazetenin o zamanki yayınında adını da Reşat yerine Yaşar diye yazmışız. Ve elbette biliyorsunuz: Reşat Kaymaz, Uğur Kaymaz’ın amcası...
Zaten bir süre sonra da hep birlikte baba oğulun yan yana yattıkları mezarlıkta onları ziyaret ediyoruz. Mezarlık “Kızıltepe Uğur Kaymaz Mezarlığı” ismini taşıyor. 13 yaşında bir çocuğun ismini bir parka değil de mezarlığa vermek ne büyük bir acı...
HAZIRLAYAN: VEYSİ SARISÖZEN-OÐUZ ENDER BİRİNCİ