‘Bir Barış Ütopyası Marinaleda’ yazısını yerel seçimlerden önce yazmıştım. Sürekli Komünleri, kooperatifleri, kolektifleri yazdığımda ‘güzel de bugün olmaz’ diyenler ve halkın belediyeleri için bir hatırlatma yazısı bu.

Marinaleda barış ütopyasını inşa etmeye 1978 yılında başladı. İspanya, Faşist Franco rejimini yeni sırtından atmıştı. Marinaleda İspanya’nın en yoksul iki yerinden biriydi, hatta Avrupa’nın. Bir toprak ağasının ve daha büyük olanın, devletin dışında neredeyse kimsenin toprağı yoktu. “En önemli şey birlikte hareket etmek ve bir de lider, ama aynı bizle birlikte her şeyi yaşayan bir lider” diyordu Manuel, zeytin yağı fabrikası kooperatifinin sorumlusuydu. 2 saat sonra tarladan döndüğümüzde 10 metre yüksekliğinde zeytinyağı tanklarının üstünü tazyikli sularla tutup fırçalayarak, temizlemeye çalışıyordu. 1 milyon Euro değeri vardı sadece fabrikanın. -Hayatımız para ya böyle anlatmaya çalışıyorum.- “Sonra toprağı işgal ettik. 2 yıl sürdü mücadele. Jandarma geldi. Direndik. Çıkardılar. Gene işgal ettik. Geldiler, çıkardılar. Gene işgal ettik. Yolları kestiler. Gece gizlice geldik, gene işgal ettik. Kentte tarım bakanlığını işgal ettik. Defalarca yolu kestik. İspanyol bankasını işgal ettik, Sevilla Parlamentosunu...” “İşgal etmediğiniz yer kalmamış” diyordum. O saymaya devam ediyordu.
1260 hektar toprak işgal etmişlerdi. Şimdi çoğu zeytinlik. Yol kenarından arabayla gittiğinizde 7 kilometre sürüyor kooperatifin zeytin ağaçları.
Sadece toprak yetmiyordu. Onunla birlikte toprakları için su mücadelesine giriştiler. Juan Manuel Sanchez Gordillo’ydu başından beri hareketin lideri ve 35 yıldır belediye başkanıydı. Ne belediye başkanı ne de bu belediyenin yönetiminde en önemli unsurlarından 2 konseyin hiçbir üyesi maaş almıyorlardı. Hepsinin çalıştığı başka işleri vardı. Kooperatiflerde, yani zeytin yağı fabrikasında ya da zeytinliklerde, enginar tarlasında, biber ya da domates serasında, 8 kooperatiften birinde çalışıyorlardı ya da Juan Manuel gibi öğretmen olanları da vardı. Mesailerinden sonra belediyeye geliyorlardı.
Belediye Başkanı Juan Manuel’in iki katlı bahçe içinde bir evi vardı. Diğer bütün isteyen işçilerin olduğu gibi. ‘Auto-construcciun’ -’Kendi evini kendin yap’ evlerinden biriydi bu. Juan Manuel’de mesailerden sonra gelip çalışıp evini yapmıştı. Marinaleda da herhangi bir kişi bu kooperatife ‘Kendi evini yap’ kooperatifine dahil olabilir. Belediyenin ya da devletin toprağına inşa ediyorlardı. Yani herkesin barınma hakkı vardı. Çalışmayı birlikte örgütlüyorlardı. -Çok önemli bir ayrıntı bütün çalışmaları küçük küçük gruplar olarak sürdürüyorlardı.- Yeni yapılan evleri geziyorduk. İki katlı, her küçük ailenin rüyası evlerdi. Altta bir tuvalet, mutfak ve salon, üstte 2 yatak odası ve banyo tuvalet vardı. Hepsinin önünde balkon ve 200  metrekare bahçeleri. İsteyen bahçesine ek oda, hayvanları için barınak ya da garaj yapabiliyordu. Geliştirilebilir bir mimarıydı. Carmano gezdiriyordu yeni inşa ettikleri evleri bize. Şu ana kadar 256 ev yapmışlardı. Marinaleda nüfusu 2860 kişiydi zaten. Koca nasırlı elleriyle duvarları, tabanları yumrukluyor, ‘Hepsi birinci kalite. Biz kapitalistler gibi yapmıyoruz. Kendi evlerimizin her şeyi birinci kalite’ diyordu. Tabiki para ödüyorlardı bu evlere. Aylık 15 Euro ödüyorlardı. Yani 30 lira filan. Evlerde istedikleri kadar oturabilirlerdi. Sonra çocukları ya da onlarda ihtiyaçları varsa başvurup ‘Kendi evlerini yap’abilirlerdi. Kimse evlerini satamıyordu. Çünkü toprak halkın toprağıydı. Ev için malzeme parasını, Endülüs yerel hükümeti veriyordu. Eh tabi bir kaç direniş, yol kesme ve işgalden sonra. Girişte bir tabela vardı. İnşa edilen son 20 ev için toplam yaptıkları ödeme yazıyordu. Geçen yıl sadece 96 bin Euro, bu yıl sadece 96 bin Euro vermişlerdi. Tekrar ediyorum 20 dublex evdi ve yakında bitecekti. Yaklaşık 3000 kişilik bir belediyede, koca bir futbol stadı vardı ve daha da önemlisi sadece seyirciler için inşa edilmiş bir arena değildi, 100 kadar çocuk aynı anda futbol çalışıyordu. Kapalı bir spor salonu, devasa bir havuz, tenis kortları, eh bizde belediye manasına geldiği için söylemeliyim hiç çamuru olmayan sokaklar, bütün bunların üstüne, 1260 hektar toprak, tarımsal üretim kooperatifleri, içinde zeytin yağı fabrikası, konserve fabrikası da olan 8 kooperatif, bunları koordine eden bir üst kooperatif, ekonomik krizden önce 460 kişinin çalıştığı yani neredeyse her aileden bir kişinin çalıştığı bir kooperatifler topluluğu. Tek eksiği hiç lokal polisi yoktu. Ona verecek paramız yok diyorlardı. Peki; bizde seçimlerden sonra, bu cüreti gösterecek bir halkın kulu belediye hiç mi yok?