Kürt halkının artık Türkiye sömürgeciliğine karşı derin bir bilinçle direndiğini kaydeden Murat Karayılan, “Türk devleti bu halkın düşmanıdır; yabancı ve sömürgecidir. Bu düşman bizi kölesi yapmak istiyor. Bunların şeker-kamçı politikasına karşı durulmalı. Örgütsüzlüğü aşmak için birbirine inanan insanlarımız birlik olmalı, halkımız kendi kendisini örgütleyebilmeli, kendini güç haline getirebilmeli ve birbirlerine yardımcı olmalı“ dedi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan Dengê Kurdistan Radyosu’na konuştu. Karayılan, AKP’nin Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni tasfiye planları, savaşın geldiği aşama, Türk devletinin Rojava ve Güney Kürdistan politikaları ve Kürtler arası ulusal birliğin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karayılan’ın kapsamlı değerlendirmelerinin bazı bölümleri özetle şöyle:

Kürt düşmanlığı 

AKP, MHP çizgisini esas alınca MHP’nin bir anlamı kalmadı ve birlikte yürümeye başladı. AKP, bölgenin yeniden dizaynında yer almasını istemediği Kürtleri tamamıyla yenebilmek için Kürt düşmanlığı etrafında devleti birleştiriyor. Rejiminin ve sisteminin varlığı buna bağlıdır. Erdoğan, bugün Kürt düşmanlığına öncülük yapıyor. Yaptıkları da şu:

* Önder Apo üzerindeki tecridi derinleştirerek geri adım attırmak. Bunu adım adım tüm Türk zindanlarına yaymak.

* Kürt halkının demokratik, kültürel, siyasi, vd. tüm kurumlarını ortadan kaldırmak.

* DBP’li belediyeleri gasp edip eşbaşkanlarını rehin almak, kendi memurlarını atamak. 

* Siyasi soykırımı HDP Eşbaşkanlarına kadar ilerleterek demokratik Kürt siyasetini tasfiye etmek.

* Kürt halkına karşı şeker-kamçı siyasetini uygulayıp ‘ıslah etmek’ ve boyun eğdirmek.

* Kürt gençlerine dönük çok kapsamlı bir psikolojik savaş ve saldırı yürüterek, özgürlük mücadelesine ve kimliklerine sahip çıkmaktan vazgeçirmek.

* Gerillaya karşı kapsamlı imha operasyonları kış da dahil kesintisiz sürdürmek. 

* Kürt halkının dostları olan Türkiye devrimci-demokratik hareketine ve tüm demokratik muhalefeti sindirmek.

* Tek sesliliği yaratmak için medyayı teslim almak, olmayanları bertaraf etmek.

* Rojava Kürdistanı’na karşı tüm askeri ve diplomatik gücünü seferber etmek; Güney Kürdistan’a saldırılarını artırıp yayarak mevcut yönetimi yanında savaşa sürüklemek.

* Bütün bunları Mart’a kadar büyük oranda başarmak, son kalanı da Nisan’da temizlemek.

Şimdiye kadar başaramadılar

Mart ayına girmemize bir ay kaldı. Şimdiye kadar başarılı olamadılar. Kürt Halk Önderi, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, Kürt siyasetçileri, Kürt halkı ve her dört parçada Kürdistan devrimcileri, AKP-MHP ittifakının bu saldırılarına karşı durmuş, direnmiş ve hiçbir yerde bu konsept amacına ulaşamamıştır. Saldırıları sürüyor ama direniş de sürüyor.

Zindanlardaki direniş

Kimliğine, onuruna ve şerefine sahip çıkıp toplum içinde ‘ben de varım’ diyen; kendisini kimsenin kölesi haline getirmemiş olan; paraya, pula ve tehditlere teslim olmamışlar, konuldukları zindanlarda direniyor. HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile yaşına ve hastalığına rağmen iradesine, şerefine ve onuruna sahip çıkan Ahmet Türk şahsında tüm tutuklu milletvekillerini, belediye eşbaşkanlarını ve demokratik Kürt siyasetçilerini selamlıyorum. Kürt siyaseti boyun eğmiyor. 

Dikkat edin; Fethullahçılar da tutuklandılar. Şimdi o Fethullahçılar itirafçı olmak için sıraya girmişler. Öyle olmuş ki, itirafçılara bile artık inanmıyorlar, itiraflarını kabul etmiyorlar. Çünkü hepsi itirafçı olmak istiyor. Ama Kürt siyasetinden tek bir itirafçı bile çıkmamıştır. Burada geriye bir adım bile atılmamış olması, bu mücadelenin büyüklüğünü; ideolojideki sağlamlığı ve Kürt halkının özgürlük gerçeğini gösteriyor. Artık kimse sömürgeciliğin zulmüne boyun eğmiyor.  

Türk devleti düşmanımızdır

Kürt halkı artık Türkiye sömürgeciliğine karşı derin bir bilinçle direniyor. Türk devleti bu halkın düşmanıdır; yabancı ve sömürgecidir. Bu düşman bizi kölesi yapmak istiyor.

Birlik ve dayanışma

Örgütsüzlüğü aşmak için birbirine inanan insanlar birlik olmalı, halkımız kendi kendisini örgütleyebilmeli, kendini güç haline getirebilmeli ve birbirlerine yardımcı olmalı. Fakirlere yardım etmeliler. Hiç kimse beş parasız kalmamalı, ekmek için kendini satmaya mecbur kalmamalı. Özellikle ister kadın olsun, ister erkek; gençler kendi üzerine oynanan oyunları bilince çıkarmalı; onları uyuşturucu maddelere, toplum dışı ahlaksız şeylere alıştırmak ve düşürmek, gerçekliklerinden uzaklaştırmak isteyenlere karşı uyanık olmalı, kendini savunmalı ve örgütlülüğünü geliştirmelidir.

Referandum öncesi saldırı

Erdoğan, Kuzey’deki operasyonlarını devam ettirmek ve baharla birlikte bir ‘sınır ötesi harekat’ yapmak istiyor. Türkiye’de bir beka sorunu olduğunu, askerlerini bunun için Güney ve Rojava Kürdistan’ına gönderdiğini, böylesi önemli bir süreçte güçlü bir başkana ihtiyaç olduğunu belirterek referanduma böylesi bir fotoğrafla gitmek istiyor. Erdoğan’ın planı budur. Saldırıları sınır ötesine taşımak istiyor. Zaten asker ölmüş, ölmemiş onun umurunda değil. Onun umurunda olan tek şey, referandumu bu karmaşa içerisinde yaparak, 12 yıl boyunca Türkiye’nin başkanı olmaktır. Tüm hesapları da bu eksendedir. Tek kişi olmak ve her şeyi kendisi belirlemek istiyor. Bahsettiği Meclis de zaten Erdoğan ne derse onu kanunlaştırıyor. Kraldan daha çok tekliği esas alıyor. Şu an Meclis’ten geçen sistem, tam olarak tekçi ve faşist bir sistemdir. Diktatörlük üzerine kurulu bir faşizmi yasallaştırmak istiyor. 

Buna karşı çare nedir?

Erdoğan herkesi hizaya çekti. Şimdi Erdoğan’ın, AKP’nin ve MHP’nin faşist saldırılarına karşı duran temel güç, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’dir. Bizim karşımızda kaybederse kendi sistemini oturtamaz. Bu yüzden yürüttüğümüz mücadele, sadece Kürt halkının geleceği açısından önemli değildir; bütün Türkiye, hatta Ortadoğu açısından da çok önemlidir. Bunun için de faşizmin yasallaşmasına karşı herkesin tüm gücü seferber etmesi lazım.  


Dünya onları Bab’da gördü

Türk devleti 158 gündür Bab’ı işgal etmek istiyor; sonrasında ise Minbic, Reqa ve Efrîn’i almayı hesaplıyordu. Bab, hem Türkiye devletinin kendini görebilmesi hem de dünyanın onları görebilmesi açısından bir ayna oldu. Şimdi dünya alem Türkiye ordusunun savaş düzeyini; DAİŞ’e karşı YPG gibi savaşamayacağını gördü. 5 ay 8 gündür bir ilçeyi bile alamadı, oraya giremiyor. Şehrin girişindeki Cebel Eqil mahallesine girdiğine pişman edildi. 12 zırhlı aracı bırakarak kaçtılar. 8’i imha edildi. 85 ölüleri vardır. 50’si onlarla beraber olan çetelerdendir; 35’i de kendi askerleridir. Ancak onlar 16 kayıp verdiklerini öne sürdü. Şimdi 2 Leopard tank ile 2 panzerleri onlara karşı kullanılıyor.

Şimdi ortalığı velveleye vermiş, herkesi yardıma çağırıyor. Amerika’dan, İngiltere’den, Rusya’dan ve herkesten yardım istiyor. Rusya, ABD ve Koalisyon yardımlarda bulunuyor. İki aydır Bab’ı uçaklarla vuruyorlar; birçok bölgeyi yerle bir ettiler ama Türkiye ordusu hala bir tane ev bile ele geçirebilmiş değil. Türk ordusu orada hezimete uğramıştır. Şimdi oradan kurtulmak için Rusya’nın arkasına sığınmış durumda. Çünkü onları o bataklıktan ancak Rusya’nın çıkarabileceğini düşünüyorlar. Başka da orada hareket edemezler.

Bunların tek derdi Kürt düşmanlığıdır; Efrîn ve Kobanê’nin birleşmemesidir. Bunları korku ve düşmanlığı hastalık derecesindedir. Bab’a gelmeleri iyi oldu; çünkü herkes onları tanıdı. Herhalde bundan sonra çok gürültü çıkarmazlar.

Üstelik DAİŞ’in Bab’da önemli bir üslenmesi yoktu; onların büyük karargahı Minbic’deydi. Minbic’de kırıldıktan sonra, Bab rahat bir lokmaydı. Bıraksalardı QSD birkaç haftada orayı alırdı. Ama bırakmadılar. Türkiye ordu orada yenildi.



Hüsamettin Akdemir örneği

Türk devleti operasyonlarına kışın da devam etti. Şimdiye kadar herhangi bir sonuç alabilmiş değildir. Gabar’da, Garzan’da, Amed’de, Mardin’de, Dersim’de, Serhat’ta ve Kürdistan’ın birçok yerinde kapsamlı girişimleri oldu ama hepsi boşa çıktı. Yine Medya Savunma Alanları’na dönük havadan yaptıkları bombardımanlardan bekledikleri ve kamuoyuna yansıttıkları sonuçları elde edemediler.

Bu saldırıların tamamını ele aldığımızda toplam olarak tek tük kayıpların yaşandığı belirtilebilir. Burada özel olarak vurgulamamız gereken, Amed’de gerçekleşen operasyonlarda, değerli kahraman bir yoldaşımız olan Dirêj (Hüsamettin Akdemir) arkadaş şehit düştü. Bu arkadaş Amed’in bağrından çıkmış, halktan, ev bark sahibi, çocukları olan bir insandı ama doğrusu tıpkı Mehmet Tunç gibi bir kahramandı. Hatta Amed’in Mehmet Tunç’u denilebilir kendisine. Bölgede ne kadar eylem varsa katılmış ve bu eylemlerde büyük kahramanlık ve fedakarlıklar göstermişti. Operasyonda düşmanla karşılaşıyorlar; son mermisine kadar çarpışıyor ve son mermisini kendisi için kullanarak şahadete gidiyor. Mehmet Tunç’un vasiyetini yerine getiren bir insan. “Boyun eğmeyeceğiz; diz çökmeyeceğiz; direneceğiz” diyor ve son nefesine kadar da bunu esas alıyor. Bu şüphesiz bizim için önemli bir kayıptır. Bu vesileyle Dirêj arkadaşın ailesine ve Lice-Kulp-Hani bölgesi başta olmak üzere tüm Amed halkına başsağlığı diliyorum.



Sömürgeciler panik içinde

Rusya tarafından Suriye’deki sorunların çözümü için bir program taslağı yayınlanıyor ve orada Kürtlerin özerkliğinden bahsediyor. Moskova’daki toplantıyı PYD’yi davet ediyor ve kendi taslağını sunuyor, PYD’nin projesini de dinliyor. Şimdi tüm Türkiye paniğe girmiş; ‘bu nasıl olur’, ‘Rusya nasıl böyle bir şeye yer verir’, ‘acaba gerçekten var mı’ diyorlar. Rusya’nın ne yaptığını anlamaya çalışıyorlar. Zaten bu duruma anlam vermediklerini söylüyorlar. 

Yine Erdoğan Rojava’daki kantonların arasını kapatmak için 5-6 yıldır Suriye’de güvenli bir bölge oluşturulmasını istiyordu. Şimdi Amerika’nın yeni başkanı Donald Trump, Suriye’de güvenli bir bölge oluşturulması gerektiğini söyledi. Bunlar bunun için de paniğe girmişler. ‘Acaba bununla neyi kast ediyor; acaba bu Kürt bölgesi için mi söyleniyor; sakın Güney Kürdistan’daki gibi olmasın’ biçiminde telaş içindeler. Eminim şu an Türkiye, gizli bir biçimde hem ABD hem de Rusya ile Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde olmaması için bir diplomasi hareketliliği içindedir.

Yani böyle bir düşmanlık içerisinde olan bir devlet var ortada. Sömürgeciliğin hepsi Kürtlere karşı bu tür bir hareketliliğin içerisindedir. Artık biz Kürtler de halk olarak kendimizi düşünmeliyiz. Bu düşmanın niyetini artık anlamalıyız ve kendi içimizde birliğimizi sağlamalıyız. Ortak bir stratejiye sahip olmalıyız. Belki bazı şartlar ve imkanlar her anlamıyla birlik olmamıza elvermeyebilir ama birçok konuda ortak noktalar belirleyebiliriz. Kürt halkının başarısı için bunun bir ihtiyaç olduğunu ve bu çerçeve de de bazı adımların atılacağını düşünüyoruz.


57 kişiyi öldürdükleri de yalan

AKP devletinin Güney Kürdistan’a dönük de planlarını bugüne kadar gerçekleştirme fırsatı bulamadı. Şengal’de savaşmak ve bu savaş vesilesiyle Kürt güçleri arasında çatışma yaratmak istediler. KDP’yi savaşa çekme konusunda şimdiye kadar bir sonuca ulaşamadılar. Kapsamlı bir heyetle Bağdat’a gittiler; istedikleri sonucu elde edemediler. 

Medya Savunma Alanları’na dönük hava saldırıları vardır. En son Türk ordusu açıklama yapmış, ‘13-14 Ocak’ta Medya Savunma Alanları’na yaptığımız saldırıda 57 kişiyi öldürdük’ diyorlar. Bu haberi nasıl yapmışlar bilmiyoruz. Halkı inandırmak için günlerce bekliyorlar sonra sanki tespit yapmışlar gibi masa başında oturup bu tür şeylerin kurgusunu yapıyorlar; ondan sonra haberleştiriyorlar. Yani saldırdıkları doğrudur ama bu belirtilen saldırılarda bizim hiçbir kaybımız yoktur.


HABER MERKEZİ