
İmralı Müzakere Heyeti gelinen süreçle ilgili önemli açıklamalarda yaparak, hükümete uyarılarda bulundu. “Bu anlayışla yolun sonuna geldik” diyen heyet, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’nın müzakereci rolünün tanımlanmasını istedi.
Çözüm sürecine ilişkin İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, HDP Grup Başkanvekilleri ve İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan ve İdris Baluken, Meclis’teki HDP Grup Toplantı Salonu’nda basın toplantısı düzenledi. Heyet Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, açıklamanın asıl nedeninin, çözüm sürecin geldiği aşamayı, yaşanan tıkanıklığı, iktidar blokunun bu meseleyi seçime kurban edecek sığ yaklaşımını paylaşmak olduğunu belirtti.
Toplantıyı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan adına gerçekleştirdiklerini ifade eden Sırrı Süreyya Önder tarafından yapılan açıklamanın başlıkları şöyle:
‘İkiye bölünmüş iktidar içinden barış çıkarmaya çalışıyoruz’
“İktidar bloğu ortadan ikiye bölünmüş durumda. Bir tarafta Cumhurbaşkanı, diğer tarafta hükümet. Bunlar da kendi içlerinde birçok parçaya bölünmüş durumda. Biz isterdik ki, Cumhurbaşkanı ‘ortada masa yok, Kürt sorunu yok’ dediğinde, Sayın Davutoğlu ya da Yalçın Akdoğan veya çözüm kurulunun diğer üyelerinden herhangi biri çıksın, ‘Bu mesele böyle değil, muhataplarımızla da böyle mutabık kalmadık’ desinler… Siyaset eşittir riyakarlık değildir! Siyaset eşittir erdemsizlik hiç değildir! Karşımızda en genel anlamıyla ikiye bölünmüş bir iktidar bloku var, biz bunun içerisinden bir barış çıkarmaya çalışıyoruz.
Sayın Cumhurbaşkanı, ‘ortada bir masa yok, taraflar yok’ diyor. Bu kesinlikle doğru değildir. En azından (açıklama masasını kast ederek) şu gördüğünüz masa büyüklüğünde bir yeni masa yapıldı İmralı‘da. Ortada bir masa var fakat koltukları boş şu anda. Bu yöntem gerek ciddiyet anlamında gerek de sayın Cumhurbaşkanının yürüttüğü itibarsızlaştırma anlamında, hükümetinde buna sahip çıkmamasıyla an itibariyle hükmünü yitirmiştir. Sorun çözücü bir mekanizma olma hüviyetini kaybetmiştir!
‘Sayın Öcalan’ın yaptıkları tarihe kalacaktır’
Üçüncü göz için isimler üzerinde mutabık kalmıştık. Cumhurbaşkanı’nın şuna karşıyım, buna karşıyım, ona da karşıyım demecinden bir iki gün önce mutabık kalmıştık. Sayın Cumhurbaşkanı bunu o kadar itibarsızlaştırdı ki, soruyorum şimdi; hangi bağımsız aydın, hangi akademisyen, hangi kanaat önderi, hangi siyasetçi bu izleme komisyonunda yer almayı kabul edebilir? Cumhurbaşkanı bunu ihanetle, devletin çökmesiyle eş anlama oturttu.
Hükümet’ten Sayın Öcalan’ın bu konudaki ciddiyetine eş değer bir ciddiyet sergilemelerini talep ediyoruz. Öcalan barış sürecinin en temel inisiyatifini alan geliştiren ve meseleyi bir demokrasi şemsiyesi altında kavramsallaştıran bir liderdir. O’nun barış için yaptıkları tarihe kalacaktır ve çok geçmeden gün ışığına çıkacaktır. Her oy kaybettikçe, her iktidarınızın sallantıda olduğunu gördükçe yok sayacağınız, itibarsızlaştıracağınız bir lider değildir. 17 senedir daracık bir hücrede bu ülkenin geleceğini düşünüyor. Bugün en nefret dolu söylemlerle karşı çıkanlar ile bunun farkındadır. Ülkemizin büyük geleceğini kuruyoruz. Siz her sıkıntıda O’nu itibarsızlaştırmaya çalışırsanız süreç bundan bir adım öteye gidemez! İşte o hikmette birleşemezsek, bir felaket bir musibet beklemeye başlarız.
Sayın Öcalan’ın diyalog sürecindeki temel yaklaşımı, bunun bir yasal çerçeveye oturtulmasıydı. Bu da hükümet tarafından kabul edildi. Ama Meclis’e gelen yasa meseleyi ‘terör’ olarak tanımlayan bir yasa oldu. Sayın Öcalan, beklediği ve ona vaad edilen bu olmamasına rağmen bir tek gerekçeyle bu yasanın ışığında müzakerelere geçmeyi kabul etti. O da; bunların kaydı tutulsun, bunların bir tanığı olsun diyedir!
Genelkurmay masası devreye girer!
Masa yokmuş! Masa var, orada sizin oturacaklar dediğiniz insanları göndermeme gerçekliğiniz var. Yani masa var koltuklar boş! Masa var ve o masada biz hükümetle birçok mutabakat gerçekleştirdik. Ve ülke çökmedi, çökmez de. En büyük demokratik hamle o masada gerçekleştiriliyordu. Şimdi Siz bu masayı itibarsızlaştırırsanız, ya da Cumhurbaşkanının yaptığı gibi tekmelerseniz, devirirseniz, başka bir masa devreye girer o masa da Genelkurmay Harekat Dairesi’nin üzerinde bölgenin haritaları işaretli harekat masaları olur. Bunun faturasını ne biz siyasiler ne bu halk ve ne de devlet ödeyemez.
‘Sayın Öcalan’ın statüsü belirlenip kamuoyuna açıklanmalı’
Bu toplantıyı aynı zamanda Sayın Öcalan adına yapıyoruz. Bu gelişmeleri öngörmüştü. Hükümet’in bu konudaki yalpalayan tutumu süreci nereye evirebileceği hakkında kendisine belli fikirler vermişti. Böyle bir şey olması durumunda süreçten çekileceğine dair çok önemli uyarılarda bulundu.
Biz müzakere heyeti olarak şunu talep ediyoruz; artık Sayın Öcalan ile yeniden görüşecekseniz ve biz de gideceksek, Sayın Öcalan’ın statüsünün, fonksiyonunun sizin belirlediğiniz anlamda bir yasal çerçeveye ya da hükümet tarafından kamuoyuna deklare edilmesine ihtiyaç vardır. Bu olmadan artık sizin oyuncak gibi hoyratça, sorumsuzca iki de bir ileri-geri gidişlerle bu halkın geleceği üzerinde oynamanıza izin vermeyeceğiz. Buna alet de olmayacağız.
Açıklamalar ortada, ‘Masa da yok Kürt de yok’ dediğiniz zaman eğer bu ülkede her şey resetlenebiliryorsa, kendinizi başladığınız yerde buluyorsanız bu şu anlama gelir; hiçbir şey yapılmamış demektir. Eğer bir şeyler yapılmış olsaydı birileri böyle dediği zaman bizim siyaseten muhatabımız olan hükümet verdiği sözleri çıkar kamuoyu önünde savunurdu. Biz bu demogojiyle, bu riyakarlıkla şurdan şuraya gidemeyiz!
İnsani en temel sorunlardan biri olan hasta tutsaklar meselesinde 2.5 yıldır bir santim adım atılamadı. Bu bir siyaset meselesi değil, temel bir insan hakkı meselesidir. Ama bu hükümetin en yetkili ismi ‘biz şöyle olduğu için durduk ama en kısa zamanda adım atacağız’ demesinin üzerinden 5 ay geçti!
Tüm bu gelişmelerin ışığında biz müzakere heyeti olarak sayın Öcalan’ın bu tarz durumları ön görerek yaptığı değerlendirmelerle birlikte uluslararası gözlemcilerin BM, AP, Af Örgütü, CPT’nin artık bu meselede devreye girmeleri çağrısı yapıyoruz. Hükümetin bu konudaki aymaz tutumu ve iktidar blokunun ortadan birkaç parçaya bölünmüş hali ülkemizin, çocuklarımızın ve bölgemizin geleceğini ipotek altına almıştır. Biz artık İmralı’ya gidip Sayın Öcalan ile her zaman yaptığımız sohbetleri ve görüşmeleri tekrarlamak istemiyoruz.
‘Evet, illegal işler yaptık’
Hiç sıkılmadan bizi illegal yola sapmakla, illegal yöntemleri kullanmakla itham ediyorlar. Evet, müzakere heyeti olarak yasada tanımlanmayan üç illegal iş yaptık.
Birincisi; esir alınan askerleri aldık. Bu bizim işimiz değildi daha MGK’de görüşülmeden biz inisiyatif aldık bu askerleri emnu eman içinde sağ salim yuvalarına dönmelerini sağladık.
İkincisi; Lice’de esir alınan iki uzman çavuş için hükümetin bizden ricasıyla bizim boynumuzun borcu olmayan bir işi bir hafta sonra evlenecek gençleri 3 gün Lice dağlarında gezerek aldık. Biz orada gezerken asker operasyon yapıyordu.
Üçüncüsü; Süleyman Şah operasyonudur. O operasyonun tam bir gönül birliği ile gerçekleşmesi için ne yaptığımızı en iyi hükümet ve Genelkurmay bilir. Bu da yasada tanımlanan işlerden değildi. Bunlar illegal faaliyetlerdi ve biz bunları yaptık. Orada kalan malzemelerin ve insanların nasıl Türkiye geldiğini Genelkurmay çılgın gibi bülten yayınlayacağına bunu da açıklasa hakşinaslık yapar. Bunlara karşı bizim illegal işler yaptığımız suçlaması olmamalıydı.
Halen bu mesele toparlanabilir. Biz müzakere heyeti olarak 2,5 yıldır yüksek bir sorumluluk anlayışı ve hassasiyetle yaklaştık. Bugünden sonra da böyle katkı sunmaya devam edeceğiz. Ama bu anlayışla gidilecek yolun sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Bunun karşıtı yeniden çatışma ve savaş değil, olmamalı da. Çünkü bu halk, Sayın Öcalan’ın 10-12 maddeyle belirlediği demokrasi şemsiyesini, yine Dolmabahçe Mutabakatı’nda dile getirdiğimiz başlıkları aldı bağrına bastı. Bizim muhatabımız artık bütün Türkiye halkları, Türkiye kamuoyudur.
AKP’nin kendi tabanın da bile bu muazzam bir karşılık bulmuş durumda. Dar iktidar hesaplarıyla bunu kendi geleceklerine kurban etmek istiyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. Seçimlerin sonucu bunlar açısından sadece savaş taraftarlığı ve barışı yok sayma girişimidir, bunlar hüsranla sonuçlanacaktır.
Hükümete buradan son bir uyarı yapıyoruz: Oy kaybını önlemenin yolu barışı ve demokrasiyi terk etmek değil, tam tersine ona daha fazla sahip çıkmaktan geçer. Onları nitelikli bir yeniden değerlendirmeye davet ediyoruz. Ciddiyeti ellerinden bırakmamaları gerektiğini öğütlüyoruz.
Tüm sorumluluk artık hükümette
İmralı Müzakere heyeti açıklama ardından basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. Sırrı Süreyya Önder, bundan sonrası için asıl sorumluluğun ve süreci toparlama görevinin hükümette olduğunu belirterek, "Bu hükümetin bize verdiği sözlere ve verdiği mutabakatlara sahip çıkacağını deklere etmekle olur. 'Masa yok' sözlerine karşı 'hayır kardeşim, masa var ve biz bir sürü mutabakat sağladık' denmiyorsa, yolun sonudur. Toparlanabilirden kastım hükümetin buna sahip çıkması ve bunu kamuoyuna deklere etmesidir" dedi. Önder, "Biz barışta ısrar ediyoruz diyorlarsa çıkacaklar, izleme heyeti ya da ona benzer bir mekanizma devreye sokacaklar" şeklinde konuştu.
'40 yıllık reflekse sarıldılar'
Muhatabın esas olarak hükümet olduğunu belirten Önder, "Bugün yürüttüğümüz faaliyetlerden dolayı biz ve Sayın Davutoğlu yargılanır ama Erdoğan yargılanmaz" dedi. "Cumhurbaşkanı önce Dolmabahçe görüşmesi için 'beklediğimiz açıklama' demişti, sonra inkar etti. Ne değişti" sorusunu da yanıtlayan Önder, "Bir tek anketler değişti. Anketler değişince bu ülkenin 40 yıllık refleksine sarıldılar. Bir sorun varsa bunları Kürtlere ihraç edelim..." şeklinde konuştu.
'Gövdemizi siper ederiz'
Şimdiye kadar HDP kitlesinin Mardin Mazıdağı, Ağrı Diyadin ve Roboski'de provokasyonları önlediğini hatırlatan Önder, "Yarın öbür gün bir kaos çıkarsa bizim yapacağımız; gövdemizi siper etmektir. Hükümet muhataplığı bırakırsa halklara, irfan sahibi insanlara, uluslararası girişimlere gideceğiz" dedi.
DİHA/ANKARA