Türk-İş kendi talebinin de altındaki bu sözleşmeye neden imza attı? İmza atmasaydı görüşme süreci uzayacaktı, hem işçiler hem memurlar açısından. Olası bir iş bırakma pazarlığı durumunda hükümetle uzlaşılmamış olacaktı. Yani aslında Türk-İş şunu yaptı: İşçilerle ilgili sözleşmeye imza atarak birleşik bir muhalefetin önüne geçti.

w Bu süreç 5 milyon kamu emekçi ve emeklilerini ilgilendirmektedir. Bu sayı aileleri ile birlikte yaklaşık 20 milyonu, yani Türkiye nüfusunun dörde birinin beklentilerini kapsamaktadır. Açlık sınırının 2 bin 100, yoksulluk sınırının 6 bin 500 TL’yi aştığı koşullarda hükümet ve sendikaların ekonomik haklara ilişkin teklifleri kabul edilebilir değil.

 

ZABEL MİRKAN / İSTANBUL

KESK’e bağlı Yapı-Yol Sen İstanbul Şube Başkanı Kaan Dinç, hükümetle sendikalar arasındaki TİS görüşmelerini gazetemize değerlendirdi. Dinç, ”Mevcut yapıda Memur-Sen, Hak-İŞ, Türk-İş, kamu emekçilerini hükümete yönelik  tepkilerini engellemek üzere görevlendirilmişlerdir” dedi.

Hükümet ile Türk-İş, 12 Ağustos’ta kamu işçisinin 2019-2020 yıllarındaki mali ve sosyal haklarını belirleyen 2019 Dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi’nde anlaştı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Çerçeve Protokolün, kamu işçilerine ve ailelerine hayırlı sonuçlar getireceğini savunarak, sözleşmeyle ilgili şu bilgileri verdi: ”Çerçeve Protokol kapsamında, brüt 3 bin 500 liranın altında ücret alan kamu işçilerimizin maaşlarına, brüt ücret 3 bin 500 lirayı aşmayacak şekilde 150 lira iyileştirme yapıyoruz. Ücret zammı oranlarına gelince; yaptığımız görüşmeler neticesinde kamu işçilerimizin ücretlerine 2019’un ilk 6 ayında yüzde 8 oranında, ikinci 6 ayında yüzde 4 oranında zam yapılması konusunda uzlaştık. Kamu işçilerimiz ocak ayında yüzde 6,69 oranında bir enflasyon farkı zammını da almışlardı. 2019 yılı için üzerinde uzlaştığımız zamlarla birlikte, yıl geneli toplam ücret zammı yüzde 19’a ulaşmış olacak. 2020 yılı için ise ilk 6 ayda yüzde 3 oranında ve ikinci 6 ayda yüzde 3 oranında ücret artışı gerçekleştireceğiz. Üzerinde uzlaştığımız bu zam oranları enflasyonun altında kalırsa, kamu işçilerimiz enflasyon farkını da almaya devam edecekler.”

Türk-İş’in talebi bile 300 liraydı

Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da Bakan Selçuk’un açıklaması üzerine, ”Bugün 222 gün, 3 gündür de gece gündüz bu konuyu konuşuyoruz. Benim söyleyecek bir şeyim yok. Hayırlısı olsun” dedi. Konuşmaların ardından, 130 bin kamu işçisinin 2019-2020 yıllarındaki mali ve sosyal haklarını içeren 2019 Dönemi Kamu Kesimi Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Protokolü taraflarca imzalandı.

Türk-İş, en düşük ücretlerin 3 bin 500 liraya yükseltilmesi, tüm kamu işçilerine seyyanen brüt 300 lira zam, ilk 6 ay yüzde 15, ikinci, üçüncü ve dördüncü 6 aylarda enflasyon artı 3 puan refah talep etmişti.

İktidarın teklifinin Türk-İş’in talebinin çok altında olmasına rağmen imzalanan anlaşmayla ilgili hafızalarda kalan ise Türk-İş Başkanı Atalay’ın açık kalan mikrofonundan kamuoyuna yansıyan ”Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle” ifadeleri oldu.

DİSK: Grev hakkı fiilen gasp edildi

Yaklaşık 200 bin işçiyi kapsayan Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü ile ilgili olarak DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu ise 16 Ağustos’ta bir açıklama yaptı. Protokolün işçi sınıfının tamamı açısından olumsuz sonuçlar taşıma potansiyeline sahip olduğu söylenen açıklamada şu notlara yer verildi:

  • Bu protokol ile belirlenen ücret zamları, işçilerin refahını artırmak bir yana emekçilerin enflasyonunun altında kalmaktadır. İktidarın ve sermayenin ücretleri baskı altına alarak krizden çıkma yönündeki dayatmaları herhangi bir direnç göstermeden kabul edilmiş, işçi sınıfının tamamını olumsuz etkileme potansiyeli taşıyan bir protokol imzalanmıştır.
  • Bu protokol ile kamuda grevsiz toplu pazarlık dönemi başlamış, grev hakkı fiilen gasp edilmiştir. Konfederasyon düzeyinde imzalanan bu protokolün işkolu sendikaları açısından da bağlayıcı olması nedeniyle, sendikalar sadece protokolde hüküm altına alınmayan konularda müzakere yürütebilecek, sendikaların toplu pazarlık yetkileri ve grev hakları boşa düşmüş olacaktır.
  • Bu protokolün kamuda kadroya alındığı iddia edilen eski taşeron işçileri dışında bırakıyor oluşu kamu işçileri arasındaki ayrımcılığı tescillemiş, taşeron işçileri ikinci sınıf işçi statüsüne itmiştir.

Bürokrat sendikacılarla nereye kadar!

Türk-İş’in kamuda TİS sürecindeki rezaletine dair Umut-Sen’in görüştüğü Petrol-İş Sendikası Gebze Şube Başkan Yardımcısı Şivan Kırmızıçiçek konuyla ilgili şöyle diyor: “Türk-İş yönetimi yine beklenileni yaptı. Açık bırakılan mikrofondan ‘Uzasa işi karıştıracağız. En azından kapattım böyle’ sözleri durumun malumu oldu. Dün Tüpraş sözleşmesinde, bugün kamu sözleşmelerinde olan, yarın MESS grup sözleşmesi ve kıdem tazminatımızın gaspına yönelik girişimlerin karşısında işçi cephesinde mevcut bürokrat sendikacılarla bu işin nereye varacağını tahmin etmek zor değil. Dolayısıyla işçilerin mücadeleye dahil olacağı yeni bir süreç örülmeli, işçiyi kontrol altında tutan ve uyutan sendikacılar değil, mücadele deneyimleri ile işçiden yana tavır alan kişileri yönetimlere seçmeliyiz.”

Bu sözleşme bir ihanet sözleşmesidir

Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu ise “Bu sözleşme bir ihanet sözleşmesidir” diyerek ekliyor: “Enflasyonun altında yapılan bir toplu sözleşmedir. 2019 TÜİK vs. geçmiş dönem için hazırladığı oran yüzde 20 iken ama bu sözleşme yüzde 10 civarında enflasyon karşısında dahi işçilerin ücretlerini korumayan, işçileri yoksullaştıran sözleşmedir. Geçen 8 ay için bir çerçeve sözleşme bu fakat bu süreçte Türk-İş tek bir eylem dahi gerçekleştirmemiştir. Bu işi sadece Türk-İş yönetimine ihale etmek de doğru değil. Bu sözleşmenin tarafı olan kamu da; Hava-İş, Tez-Koop-İş, maden ve diğer iş kollarındaki sendikalar bu süreçte tamamen bir eylemsizlik içindeler. Dolayısıyla bu sürecin ortaklarıdırlar.”

Saray’dan talimat mı geldi?

Birleşik Metal-İş Sendikası Başkanı Adnan Serdaroğlu ise “Klasik bir Türk-İş yöntemi” diyerek devam ediyor: “Yine olmaması gereken bir şeyi yaptılar. İşçilerin bilgisi ve onayı olmadan yaptılar. Öncesinde söyledikleri sözlerle çelişen de bir durum var. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Özellikle bu mikrofon olayıyla Türk-İş tavrı tamamen ortaya çıkmış oldu. Kendi kendilerini teyit etmiş oldular. Muhtemelen hükümet üzerinden bir baskı gördüler, direkt Saray’dan ‘işçileri de kışkırtmadan bu işi bir an önce bitirin’ diye bir talimat geldi bence. Buna karşı duracağını beklemiyorduk zaten Türk-İş’in. Sonuç olarak asla kabul etmeyiz dedikleri rakamların altına imza attılar.”

Birleşik muhalefetin önüne geçti

Biz de sürecin kısa bir özeti için konunun işçi ve emekçileri kapsayan iki cephesiyle de ilgili, KESK’e bağlı Yapı-Yol Sen İstanbul Şube Başkanı Kaan Dinç’le görüştük. Sözü Dinç’e bırakıyoruz…

‘’Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde iki cephe var. Birincisi kamuda çalışmakta olan işçiler cephesi ve burada işçileri temsil eden sendikalar: HAK-İŞ, Türk-İş ve DİSK. Ancak tabii DİSK’in imza yetkisi yok. İkincisi ise kamudan emekli olmuş ve  çalışmakta olan işçi statüsü dışındaki kamu emekçileri cephesi. Burada da temsilciler KESK, Memur-Sen ve Kamu-Sen.

TİS görüşmeleri kamuda işçi statüsünde çalışmakta olan emekçiler ile başladı. Burada Türk-İş, kendi talebinin altında bir talebe “Bu işi uzatmayalım” gibi bir önermeyle imza attı. Türk-İş’in imza attığı anlaşmaya göre ücreti 3 bin 500 liranın altında olan işçiye 150 lira iyileştirme, tüm işçilere ise bu yıl ilk 6 ayı için yüzde 8, ikinci 6 ayı için yüzde 4, 2020’nin ilk ve ikinci 6 ayı için yüzde 3’er ve enflasyon farkı oranında zam yapılacak. Peki Türk-İş kendi talebinin de altındaki bu sözleşmeye neden imza attı? İmza atmasaydı görüşme süreci uzayacaktı, hem işçiler hem memurlar açısından. Olası bir iş bırakma pazarlığı durumunda hükümetle uzlaşılmamış olacaktı. Yani aslında Türk-İş şunu yaptı: İşçilerle ilgili sözleşmeye imza atarak birleşik bir muhalefetin önüne geçti. Türk-İş’ten sonra hükümet HAK-İŞ’le de aynı şekilde imza attı.

Gözler kamu emekçilerine çevrildi

İşçi cephesi böyle sonuçlanınca gözler işçi statüsü dışındaki kamu emekçilerine çevrildi. Burada yetkili sendika  Memur-Sen. Memur Sen’in taleplerine baktığımızda şöyle bir durum var: Memur-Sen’in taleplerine kendi tabanından muazzam bir tepki geldi. Memur-Sen’e bağlı iş kollarından “Eğer bu sözleşmeyi imzalarsanız istifa edeceğiz” itirazları yükseldi ve nihayetinde istifalar da oldu. Memur-Sen daha önceki toplu görüşme dönemlerinde talebini hükümetin teklifinin altında bırakarak genel başkanını AKP milletvekili yapmıştı. Bu dönemde de hükümete yaptıkları düşük teklif sebebi ile işyerlerinden çok yoğun tepkiler aldılar. Geçmişteki süreçlerden farklı olarak bu dönem hükümet ile Memur-Sen toplu görüşme sürecinde uzlaşı sağlayamadı.

Konuşulan senaryolar…

Bu somut duruma ilişkin birkaç senaryo konuşuluyor. İlki hükümetin Memur-Sen’in bu düşük teklifini bile karşılayamayacak kadar ekonomik sıkıntı içinde olması, kamu emekçilerinden gelecek tepkinin -erken seçim ihtimalini dışarıda bırakırsak- yaklaşan bir seçim olmaması sebebi ile göze alınması, daha önce birkaç uzlaşmazlık noktasında yaşadığımız üzere tıkanmışlığın son aşamasında cumhurbaşkanlığının sürece dahil ederek sorunların çözümünde Saray muhatebiyetinin kuvvetlendirilmesi sayılabilir.

Bir taraftan da Türk-İş’in imza sürecinde yaşanan “Bu işi uzatmayalım” rezaletinden sonra Memur-Sen ile hükümetin uzlaşarak atacağı tüm tekliflerin Memur-Sen tabanında yaratacağı tepki. Memur-Sen açısından ilk aşamada hükümet ile anlaşılarak atılacak teklifin tabanı mutlu etmeyeceği de düşünülürse en azından imza atmıyoruz, uzlaşmıyoruz söylemi ile tabandan alacağı tepkiyi bir nebze olsun azaltmak da düşünülmüş olabilir.

Süreç şu an Hakem Kurulu’na havale edilmiş durumda. Hakem Kurulu’nda ise şöyle bir durum var: Hakem Kurulu’nun 11 üyesi var bu kurulun 7 üyesini Cumhurbaşkanlığı atıyor.  Daha önce 2012-2013 yıllarını kapsayan uyuşmalıkta maaş zammını sadece binde 5 arttırmışlardı.

TİS görüşmelerinde iki kritik nokta

TİS görüşmelerinde esasen iki kritik nokta var: Türk-İş’le başlayan HAK-İŞ’le devam eden hükümet ile kamu işçileri arasında imzalanan sözleşme süreci. Bu süreç uyuşmazlıkla sonuçlansaydı kamuda çalışmakta olan tüm emekçiler hükümet ile anlaşamamış olacaktı bu bağlamda emekçilerin birleşik muhalefetin önüne geçilmeye yönelik bir adımdı.

İkincisi ise Memur-Sen ile hükümet arasında yaşanan uzlaşmazlık süreci. Memur-Sen geçtiğimiz günlerde uyuşmazlık sebebi ile sadece Ankara’da 15:00-17:00 saatleri arasında 2 saat iş üretmeme eylemi yaptı. Eylemin amacı açık: Dostlar alışverişte görsün, tabandan gelen tepkiyi azaltmak. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’na hükümet destekli olması sebebi ile kabul edilmeyen bu konfederasyondan kimsenin bir umudu da yok zaten. Sürece ilişkin bir eylem planı ve ajandası da yok. Mevcut durumda imza atmayarak tabanından gelen tepkiden sıyrılmaya çalışan Memur-Sen son süreçte Erdoğan’a çağrıda bulunarak süreci ona çözdürebilecek mi göreceğiz.

Bu süreç 20 milyonu etkileyecek

Bugüne kadar yürütülen süreç 5 milyon kamu emekçi ve emeklilerini ilgilendirmektedir. Bu sayı aileleri ile birlikte yaklaşık 20 milyonluk bir kitleyi, yani Türkiye nüfusunun dörde birinin beklentilerini kapsamaktadır. Açlık sınırının 2 bin 100, yoksulluk sınırının 6 bin 500 TL’yi aştığı koşullarda gerek hükümet gerekse Memur-Sen’in ekonomik haklara ilişkin teklifleri kabul edilebilir değildir. Mevcut yapıda Memur-Sen, Hak-İŞ, Türk-İş kamu emekçilerini hükümete yönelik  tepkilerini engellemek üzere görevlendirilmişlerdir. Bizim açımızdan her ne kadar maaş zammına yönelik taleplerin öne çıkmasını doğal buluyorsak da Toplu sözleşme - görüşme süreci sadece maaş zammına indirgenmemelidir. Sözleşmelilerin kadroya geçirilmesi, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, gelir vergisi ve ek gösterge adaletsizliğine son verilmesi bir yıl önceki seçimlerde verilen 3 bin 600 ek gösterge sözünün gereğinin yerine getirilmesi ortadadır.

Tüm kamu emekçileri destek olmalı

Mevcut durumda kamuda, torpilin, kayırmanın, siyasal kadrolaşmanın kapısının sonuna kadar açıldığı, kariyer ve liyakat ilkelerinin tamamen ortadan kaldırıldığı bir gerçektir. OHAL KHK’leri ile yaşanan ihraçlar ve mağduriyetlerini sadece biz dile getiriyoruz. Kamu görevine alınmada, görevde yükselmede KPSS ve yazılı sınavların işlevsiz hale getirildiğini biz ifade ediyoruz. Adayların bilgisini, yeteneğini, mesleki yeterliliğini ölçmeye hizmet etmesi gereken sözlü sınav veya mülakatların bu amaçtan uzaklaştığını, siyasal iktidar ile farklı çizgide olan veya torpili olmayan adayların KPSS puanı, yazılı puanı ne kadar yüksek olursa olsun elenmesinin aracına dönüştürüldüğü aşikâr…

Kısacası insanca bir yaşam ve güvenceli bir iş için 27 Ağustos Salı günü iş bıraktık. Tüm kamu emekçilerini bu haklı mücadelemize destek olmaya çağırıyoruz.

 
 

Asgari ücret açlıksınırının altında

   

Türkiye İşçi Sendikaları Federasyonu (Türk-İş), temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine olan yansımasını vurgulamak amacıyla her ay “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması” yayınlıyor.

Ağustos ayı raporu şöyle; 

  • Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 6.705,94 TL,
  • Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 2.058,72 TL,
  • Evli olmayan-çocuksuz bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 2.540,97 TL.
  • Yılbaşından bu yana geçen sekiz ayda ailenin mutfak harcamasındaki artış tutarı 118 TL’ye ulaştı.

Türkiye’deki asgari ücret (2 bin 20 TL) ise açlık sınırının altında.