Bir yandan “cadı, büyücü, üvey anne” yüzleriyle karşımıza çıkan “kötü ve çirkin kadınlar”, diğer yandan “pamuk prenses, kül kedisi” gibi karakterlerle sembolize edilen ‘güzel ve iyi’ kadınlar… Ve elbette ‘kurtarıcı’ rolündeki erkeklerle toplumsal cinsiyetçiliği daha küçük yaşlarda bilincimize yerleştiren masallar göründüğü kadar masum değil. Toplumsal cinsiyet rolleri henüz küçükken masallarla aşılanmaya başlıyor. Günümüz masallarında da kadının önceden belirlenen rolü değişmiyor. Kadını eve bağımlı hale getiren toplumsal cinsiyet rolleri masallarla başlıyor. 


Nesilden nesile cinsiyetçilik

JİNHA’dan Handan Tufan’ın görüştüğü Doç. Dr. Huriye Toker, masalların en cinsiyetçi anlatımlar olduğuna dikkat çekerek, “Her şey masallarda başlıyor. Masallar toplumsal cinsiyetleri pekiştirir, toplumsal rolleri yeniden üretir” diyor. 

Çocukların masal karakterleri ile özdeşleştiğini hatırlatan Toker, cinsiyetçiliğin masallarla nesilden nesile taşındığını belirtiyor. 


Masallarla verilen mesaj

Çocukların yetişkin yaşamındaki düşüncelerine bu masallarla zemin hazırlandığını söylüyor: 

“Cinsiyetçiliğin kodları bilinçaltına enjekte ediliyor. Dayatılan öğreti de kadın güzel olmalıdır. Evine sadık itaat eden kadın modeli yaratılır. Çirkin kadınlar evde kalmaya mahkumdurlar. Güzellik kadın olmanın önemli bir parçasıdır. Üvey annenin ayna sorgusunda ayna toplumdur. Aynanın görüşü toplumun görüşüdür. Eğer Sinderalla 12’den sonra eve gelirse yaşamı felakete dönüşüyor. Kırmızı Başlıklı Kız’da ise sisteme aykırı davranırsanız cezalandırılırsınız mesajı var.”


 HABER MERKEZİ